YAZARLAR

Tüm Yazıları Nahit Duru

Kim bu gevşek ya da gevşekler?

21.12.2016 09:04

"... Tabi olayın arka planını göremiyoruz. Burada bir kişi geliyor, güvenlikçiyim diye içeri giriyor, nutuklar atıyor müdahale eden yok. 

Biz yurtdışına çok gidiyoruz, büyükelçilerimiz de bulunuyor. Bütün korumaları kendimiz sağlıyoruz. Bütün polisler kendi polislerimiz. Kapıdaki öyle, içerideki öyle, dışarıdaki öyle, gittiği yerde öyle.

Yani nasıl oluyor da Rus Büyükelçiğinde bir Rus koruma olmuyor anlamıyorum. Yani tamam, bizim gevşekliğimizi bir kenara koyarak bunu söylüyorum, o ayrı bir konu. Ama öyle anlaşılıyor ki içeride hiç bir şey yok. Çünkü abluka alındıktan sonra ancak öldürülüyor."

Bu sözler AKP MKYK üyesi ve İstanbul Milletvekili Burhan Kuzuya ait. Kuzu, Rusya Büyükelçisi Andrey Karlovun çevik kuvvet polisi Mevlüt Mert Altıntaş tarafından öldürülmesinin ardından çıktığı televizyon programında söylüyor bu sözleri...

Burhan Kuzu,  24 Nisan 1963 tarihinde Birleşmiş Milletlerde kabul edilen, Türkiyenin de taraf olduğu ve 27 Eylül 1975 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren "Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi"nden habersiz midir?

Bu sözleşmenın 40ıncı maddesi büyükelçiler bir yana konsolosluk memurlarının bile görev yaptıkları devlete ait olduğunu şöyle hükme  bağlamış:

"Kabul eden Devlet, Konsolosluk memurlarina onlara gösterilmesi gereken saygi ile muamele eder ve onlarin sahislarina, hürriyetlerine ve onurlarina yapilabilecek her türlü tecavüzleri önlemek amaciyle gerekli bütün tedbirleri alacaktir."

Bu ülkede yaşayan tüm yabancıların olduğu gibi, özellikle de elçilik, konsolosluk mensuplarının can güvenliğinin Türkiye Cumhuriyetine ait olduğunu bilmeden veya bildiği halde, böyle bir madde yokmuş gibi ifade kullanan Kuzu, her konuda doğru-yanlış, yerli-yersiz konuşur, konuşturulur, ekranlara çıkarılır.

Tabii, burada bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan sözde uzmanları ekranlara çıkaranlar da, haddini bilmeyip her konuda söz söyleyenler kadar bilgi kirliliğine yol açmaktadır. 

Bunların söyledikleri de, izleyenlerin kafasının karışmasına neden olmaktadır.

Prof. Dr. Burhan Kuzu da kafa karıştımayı mı amaçlamıştır. Bir de Kuzu, "bizim gevşekliğimizi bir kenara koyarak söylüyorum" derken, kimi kastediyor? Gevşekliği gösteren kimdir, hangi kurumdur. 

Kuzu, bu sözleri ile "İktidarı mı, istihbarat kuruluşlarını mı, güvenlik güçlerini mi?" İtham etmektedir.

Kuzu, bunları hemen açıklamalıdır. 

Bir de iktidarın desteklediği İHH İnsani Yardım Vakfı var... Ankaradaki okulların duvarlarına, ABD, İsrail, Rusya gibi ülkeleri hedef gösteren afişler asan.

İHH İnsani Yardım Vakfı, nedense saldırının ardından bu afişleri hemen toplattı nedense.

Neden toplattığını her halde açıklar İHH yetkililer...

Sonra, önemli bir konu daha var. Bu afişlerin asılmasına kim izin vermiştir, izinsiz asılmış ise, neden hoş görü gösterilmiştir. 

Büyükelçiye saldırıda, bu afişlerin rolü var mıdır? Türkiyedeki bir vakfın, kimi ülkeleri ve başkanlarını hedef göstermesi, hangi gerekçe ile izah edilebilir?

Ayrıca, Rusya Büyükelçisine düzenlenen saldırı, saldırganın AKP iktidara geldiğinde henüz 7-8 yaşında olduğu düşünülürse, "dindar ve kindar bir nesil yetiştirme " projesinin sonucu olarak nitelendirilebilir mi?... 

Ve de, Rusya Büyükelçisi Karlovun göz göre göre öldürülmesi, suikastı düzenleyen polisin canlı ele geçirilememesi, nereden bakılırsa bakılsın, tam bir soru işaretidir.

Bu soru işareti kaldırılabilir, olay çözümlenebilir mi?

Her olaydaki gibi, bekleyip göreceğiz...

Eğitim