unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Atatürkü doğru anlamak

09.11.2017 09:29

Atatürk, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana ülke gündeminde en çok tartışılan, üzerinde fikir yürütülen insan olmuştur.

Bu bir yanıyla oldukça normal bir durum. Çünkü Atatürk, Cumhuriyet Türkiyesi kurulmadan çok önce İttihak ve terakki döneminden başlayarak, kurtuluş savaşı fikriyatının oluşması ve kazanılması, cumhuriyet Türkiyesinin oluşum ve kurumlaşması süreçlerinin tümünde bir lider, düşün ve eylem adamı olarak belirleyici olan tartışılmaz bir kişilik olarak ortadadır.

Aynı zamanda, modern ve çağcıl düşünceleri, koskoca bir ülkeyi, çok zor koşullarda yeniden şekillendirme başarısını gösteren bir liderdir.

Kokuşmuş bir Osmanlı devletinden aydınlık bir Cumhuriyet rejimini yaratan, Dünyadaki egemen güçlere karşı anti- emperyalist bir duruş göstererek mazlum uluslarda umut ve başarma duygusu yaratması ile sonsuz bir saygınlık kazanmış bir kimliktir Atatürk.

Onun kimi öngörülerinin aradan yaklaşık yüz yıl geçmesine rağmen doğrulanıyor olması insanlarda hala şaşkınlık duygusu yaratabilmektedir.

Bu olgular sağduyu sahibi herkesin kabul edeceği gerçekler.

Tartışma bu olgular üzerinde olmuyor maalesef. Tartışmalar iki karşıt noktada odaklaşmakta.

Birincisi, Atatürkü yaşadığı topraklardan, koşullardan, çevresinde odaklanan insanlardan ve süreçlerden soyutlayarak değerlendirme çabası. Çoğu zaman o dönem koşullarının görülmemesi ya da bilerek atlanması be böylelikle de gerici, karanlık güçlerin haksız saldırılarına zemin hazırlanması.

İkincisi, Osmanlı coğrafyasında, Cumhuriyet Türkiyesinde geçmişten bugüne her daim var olan bir olgu olarak köktendinci-radikal akımların, cemaat ve tarikatların Cumhuriyeti kuran kadrolara ve özellikle Atatürke olan amansız saldırıları.

Elbette bunun anlaşılır nedenleri var; yüzlerce yıllık şeriat anlayışı ile toplum üzerinde egemen olan, siyasal islamcı bu akımların bugün olduğu gibi İslamın içini boşaltarak sömürü ve tahakküm olanaklarının önemli oranda ellerinden alınmasına dönük tepkileri.

İşte bu tepki ve saldırgan çizgi bugün nihayet sonuç verdi. Bugün, AKP iktidarı ile bu kökten dinci- radikal İslami hareket yaşam buldu ve iktidarda.

Bugün tartışılması gereken asıl sorun bu anlayışı iktidara taşıyan sürecin ve bu süreçte Cumhuriyeti savunan güçlerin yaptığı hataların bilince çıkarılması, sonuçların bugüne ve yakın geleceğe dönük mücadeleye ışık tutmasıdır.
Bu çerçevede gerici köktendinci- faşist güçlerin adım adım iktidara gelmesinde hepimizin istemeden de olsa pay sahibi olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Demokratik, cumhuriyetçi güçlerin yarattığı boşluk olmasaydı, alan karanlık güçlere terk edilmeseydi, toplumun büyük bir kesimi aidiyet duygusu, hatta inançları nedeni ile küçümsenmeseydi, insanlar göbeğini kaşıyan adamlar gibi tanımlamalarla yaftalamasaydı bunlar iktidara gelebilirler miydi?

Ta baştan itibaren Cumhuriyetin kurucu kadrolarının eksiklikleri ve yanlışlıklarını iyi görmek gerekiyor. Bu eksiklikler içinde iki temel noktayı özellikle vurgulamak gerekiyor;

-Cumhuriyet kurulurken, cumhuriyetçi değerleri bilen ve savunan kadroların azlığı ve birikimlerinin yetersizliği bilinmesine rağmen, bu konuda duyarlı olan ve Atatürk ve yakın çalışma arkadaşları ile birlikte hareket etmek, Cumhuriyete destek olamaya hazır kadroların görmezden gelinmesi ve hatta bu aydın kadroların üzerine gidilmesi.

-Toplumun %85inin köylü olduğu Türkiye toplumunda belki de kendi alanında, sadece ülkemizde değil Dünyada belki de en aydınlanmacı proje olan Köy enstitüleri gibi projelerin 4-5 yıl gibi kısa sürede iptal edilmesi ve projeyi oluşturan ve uygulayan kadroların elimine edilmesi gibi uygulamalar.

Bu tarz uygulamalarla Cumhuriyetçi kadrolar içinde toplumu pozitif anlamda dönüştürücü, laik yaşam tarzını yaygınlaştırmaya çalışanlar kadro dışı bırakılmış, bunların yerine muhafazakar, tutucu kadrolar yönetim kadrolarında daha çok yer bulmuştur.

Bir gerçeğin altını özellikle çizmekte yarar var; o yılların, Atatürkün ufkunu anlayan kadroları bulmanın zor olduğu yıllar olduğu da unutulmamalıdır. Bu noktada bir anekdot hatırlamakta yarar var; Bir gün Atatürk yaverine dert yanar, der ki Yalnızım çocuk, yalnızım Düşünün bir an, her meclisinde onlarca insanın olduğu bir insan nasıl yalnız olabilir? Burada sanırım, insanların kendini anlamadıkları anlatılıyor.

Onlarca yıl devam eden bu anlayışın sonucunda gerici ve tutucu anlayışlar toplumsal ve siyasal yapıyı kontrol eder hale geldi.

Cumhuriyet değerleri, demokratikleşme girişimleri her defasında bu güçler tarafından engellenmiş, sol değerlerin ikamesi için yapılan her girişim engellemelerle karşı karşıya kalmıştır.

Bugün, hala başta kurucusu olduğu parti olan CHP olmak üzere muhalefet partilerinde bu tür engellemeler parti dinamiklerinin sağlıklı gelişiminin, partinin iktidara gelme çabalarının önünde önemli bir engel oluşturmaktadır.
Bugün toplumu birleştirici ana unsurlardan biri olarak Atatürkü dogru anlamak ve doğru sonuçlar çıkarmak her dönemden daha fazla önemlidir ve hatta aciliyet arzetmektedir.

Her şeyden önce o her insan gibi iyi ve üstün yönleri olduğu gibi zaafları da olan bir insandır Atatürk. Ne tabulaştırılması gereken ne de küçümsenebilecek bir insan.

Başardıkları ve hedefledikleri itibari ile düşmanları ve karşıtlarının bile saygısını kazanan bir önderdir Atatürk.
Atatürk, demokratik cumhuriyetin, özgürleşmenin adıdır.

Atatürk, ilerlemenin, onun deyimi ile muasır medeniyete ulaşmanın adıdır.

Atatürk, anti-emperyalist bir Türkiyenin adıdır.

Atatürk, bağımsız, yurtta barış- Dünyada barış diyen bir anlayışın adıdır.

O, Dünyada, yirminci yüzyıla damgasını vuran ender insanlardan birisidir.

Bugün, yaşamdan ayrılışının yıldönümünde onu saygı ve minnetle anıyoruz.

Eğitim