darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

Katar'dan gelen yardımın karşılığı ortaya çıktı

Emeklilere maaş şoku!

‘IMF'ye gidin, Berat Albayrak'ın işine son verin'

'Setlerde bakire arayan erkek oyuncu var'

Hem cinsiyetçi hem saçmalama uzmanı: Yandaş yazardan skandal yazı

Tarih ders programı ve mezhep propagandası

Aydın Tonga
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın 2016-2017 ders yılından başlamak üzere 9.10.11.12. sınıflarda okutmayı düşündüğü “Ortaöğretim Tarih Dersi Programı" geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Söz konusu program kimi bölümleri itibariyle oldukça problemli bir dil içeriyor. Diğer taraftan tarih derslerinin genel çerçevesini belirlemeyi amaç edinen bu raporun kamuoyunda pek tartışıldığını söyleyemeyiz. Bu noktada araştırmacı Yazar Mustafa Solak tarafından, andığımız program bağlamında kaleme alınan raporu önemle belirtmeliyiz. Zira Solak, Programı titizlikle ele aldıktan sonra, konu ile ilgili eleştirilerini de başlıklar halinde sıralayarak önemli bir çalışmaya imza atmış.[1]

Gelelim rapor ile ilgili bizim görüşlerimize. Öncelikle şunu ifade edelim ki, söz konusu tarih dersleri ile ilgili taslak program pek çok başlıkta ele alınmalı ve irdelenmelidir. Çünkü tarihi, eleştirel, sorgulayıcı ve bütünsel bir bakışla görmeyen bütün raporlar ve çalışmalar, tarih disiplini ile kazanılabilecek “ders çıkarma' işlevini ortadan kaldırmaktadır. Daha açık biçimde ifade etmek istersek, tarih bir hikâyeler ya da masallar yığını değildir. Ve zaman bir süreklilik çizgisi içerisinde hareket etmektedir. Bu çizginin dün kazanmış olduğu misyonu, bir metin olarak edindiği işlevi, süreç içerisinde yol aldığı istikametlerin tahlilini yapmadan bugünü ve elbette yarını sağlıklı inşa etmek ve değerlendirmek mümkün olmayacaktır. İfade ettiğimiz gibi sosyal olgular ve tartışmalar “şimdi' ve “an' üzerinden ele alınabilecek dolayısı ile de çözüme kavuşturulabilecek bir mahiyet arz etmez. Bu anlamda tarih disiplini ve pek tabi olarak bu disiplinin okunma, ders olarak sunulma biçimleri hayati önem arz etmektedir.

Belirtmiş olduğumuz üzere Rapor çok yönlü olarak ele alınmalı ve irdelenmelidir. Çalışma alanımız dâhilinde biz de rapora bu gözle bakmaya çalıştık ve Raporda mezheplerle ilgili yer verilen ifadelere önemle eğildik. Bakın o ifadelere neler yazıyor ve tarih dersleri bağlamında mezhepler nasıl bir yaklaşımla öğrencilere sunuluyor?

Rapordan aynen aktarıyoruz. Sayfa 25: “Tek tanrı inancının ortaya çıkışı (Hz. Adem, Hz. İbrahim), Yahudilik, Hıristiyanlık ve Hristiyanlık içindeki ana akım mezhepler (Roma Katolik Kilisesi, Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi), İslam ve İslam içindeki ana akım mezhepler (Sünnilik, Şia) tek tanrı inancının temsilcileri olarak tanıtılır.'

Devam edelim. Sayfa 27,  Bölüm Başlığı Hukuk ve Adalet.

“Bu ünitede öğrencilerin, insanların topluluk halinde yaşayabilmeleri için tarihin en eski dönemlerinden beri belirli bir hukuk sistemi ve adalet anlayışına ihtiyaç hissettiklerini fark etmeleri ve farklı gözüken hukuk sistemlerinin aslında aynı değerleri muhafaza etmeye çalıştıklarını anlamaları amaçlanmıştır. Önemli Kavramlar ve Önemli Şahsiyetler: Hukuk, kanun (yasa), adalet, örf, töre, mahkeme, kadı, hadd, tazir, kısas, diyet, ibret verme, İmparator Justianus, Halife Ömer, Ebu Hanife, İmam Şafî'[2]

Dikkat ediniz bahse konu programdan alıntı yapmış olduğumuz bu ifadeler MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’nın onayı sonrasında karşımıza gelmiş bulunuyor. Buna göre Bakanlık da Sünnilik olarak tanımlanan mezhepleri (Hanefi, Şafi, Maliki, Hanbeli) ve Şia’yı İslam dininin tek temsilcisi olarak kabul ediyor ötesi herkesin de böyle kabul etmesini istiyor yine bu bağlamda mezheplerin liderleri “hukuk ve adalet' başlığında ele anılmak suretiyle oldukça pozitif bir dille öğrencilere sunuluyor açıkça bir mezhep propagandası yapılıyor!

Bir kere şunu hemen belirtelim ki, mezhepler bağlamında aktarmış olduğumuz ifadeler ne tarihsel gerçekliklerle ne de dini temsil etme noktasında öne sürülen diğer söylemlerle bağdaşıyor. Biraz açalım isterseniz. Mezhepler, İslam peygamberinin ölümünden yaklaşık 150-200 yıl sonrasında ortaya çıkan ve dönemin koşulları içerisinde çeşitli dini konulara cevap arayan inanç ekolleridir. Bu ekollerin öne sürmüş oldukları düşüncelerin doğruluğu ise öznel ve görecelidir. Bu açık gerçek gün gibi ortada iken, kalkıp bu ekolleri dinin tek temsilcisi olarak göstermek kabul edilecek bir durum değildir. Dahası bunun böyle olmadığını anılan mezheplerin liderleri ve diğer mezhep önderleri bile ifade etmişler ve birbirleri hakkında çok ağır ithamlarda bulunmuşlardır.

Örneğin dönemin büyük mezhep liderlerinden Evzai, Ebu Hanife hakkında: “Ebu Hanife İslam’ın can damarlarına musallat oldu ve onları birer birer parçaladı' diyebilmiştir. Yine dört büyük mezhepten biri olarak gösterilen Maliki mezhebinin kurucusu İmam Malik’te Ebu Hanife ile ilgili şu sözleri sarf etmiştir: “Benim için Ebu Hanife’nin sözüyle hayvan pisliği arasında hiçbir fark yoktur.'[3] Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Lakin muradımızın hâsıl olması açısından bunların yeterli olduğunu düşünüyoruz.

Raporda yer alan ve yukarıda da aktardığımız bir diğer kabul edilemeyecek değerlendirme ise mezheplerin “hukuk ve adalet' başlığı altında olumlanması ve bu noktada açıkça mezheplere taraf olunmasıdır. Bu yaklaşımın da “hakkaniyet' ilkesine aykırı olduğu akabinde dinin özgürlükçü ve çoğulcu yorumuna karşı bir konumlanış sergilediği kanaatindeyiz. Çünkü mezheplerin adaletine bırakıldığı bir dünyada namaz kılmayanlar dahi öldürülüyorsa, dinden dönenler katlediliyorsa dahası dine hakaret olarak kabullenilen sözlerin sahipleri kendilerini bir anda kılıçların, kırbaçların, silahların gölgesinde buluyorsa, burada hangi adaletten bahsedebiliriz?  Sonra kendi derledikleri hadisler dışında kalan hadisleri yalan ve uydurma kabul edenler üstelik bu kabullenişi de kendi koyduğu kurallarla benimseyenleri nasıl “adil' olarak görebiliriz? Üstüne üstlük bu sözüm ona hadislerden yola çıkarak “Kutsal Kitap da' olmayan hükümleri bile dini emir olarak topluma dayatanları nasıl olurda dinin tek temsilcisi olarak kaydedebiliriz? 

Milli Eğitim Bakanlığı sadece andığımız soruları bile dikkate alsa, böylesi bir raporun yayınlanmasına müsaade etmez, bu vahim yanlışa imza atmazdı. Lakin Bakanlık yetkililerin böyle düşünmediği ortada. Fakat şu var ki, Bakanlık görevlileri sahip olduğu düşünme biçiminin doğruluğunu bir de “ders olarak' öğretme gayretine giriyor ki, bu çok daha vahim ve büyük bir hatadır. Zira öğrenciler, açıkça gerçeklerden uzak bir yaklaşımla donatılmak istenmektedir. Bunun onaylanabilir ve anlaşılabilir bir tarafı yoktur.

Yazımızı noktalarken söz konusu raporla ilgili ayrıntılı bir değerlendirme çalışmasına imza atan araştırmacı, yazar Mustafa Solak'a* da ayrıca teşekkür etmek istiyoruz. Çünkü söz konusu program bir bütün olarak bütün toplumu ilgilendirmektedir. Ve toplumsal bir konunun kitlelerle buluşmasının sağlanması da takdir edilecek bir husustur. Son olarak şunu açıkça belirtelim ki, George Bancoft’un dediği gibi “Geçmişin yıkıntıları, bugünün uyarılarıdır'. Bu uyarıları dile getirmek ise bir tercih değil insani, ahlaki ve bilimsel bir zorunluluktur

[1] http://www.egitimajansi.com/haber/tarih-dersleri-ataturkten-arindiriliyor-mu-haberi-50635h.html

[2] file:///C:/Users/aydin.tonka/Downloads/16053500_taslak_tarih.pdf

[3] Aydın Tonga, Derin İslam, Doğu Kitabevi, 2015

* Yazarla ilgili ayrıntılı bilgi için 2001 Yunus Nadi Öldüllü “Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya' kitabına bakılabilir. 

İlgili Haberler

ABC Forum

Leyla Civil | 'Karanlık ve Mavi'

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Ali Koç başkan, peki şampiyon kim?

ABC Forum

Ali Koç FETÖ iddialarına cevap verdi

ABC Forum

Engeli nasıl aştık?

ABC Forum

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kriterleri

ABC Forum

'Hesap vereceksin tetikçi Küçük'

ABC Forum

Şuraya Bir 'Afrin' Çizelim - “Bordo Bereliler 2 Afrin'

ABC Forum

Zübükler…

ABC Forum

Kadınlar Günü...

ABC Forum

Bir Toplumsal Fenomen Olarak; Müslüm Gürses