YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

OHAL kaldırılmalıdır

07.04.2018 11:53

15 Temmuz darbe girişiminin ardından ülke genelinde 3 ay süreyle olağanüstü hal ilan edildi. Darbe girişimine karışanlarla mücadele mazeretiyle 2016 yılında başlatılan OHAL geride kalan 21 ayda olağanüstü olmaktan çıktı, olağanlaştı.

Kamuoyundaki tepkileri ölçen dönemin Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş 40-45 gün içinde uygulamanın sona erdirilmesini ümit ediyoruz açıklaması yapmıştı. Sürecin sonunda OHAL kalkmadı; Numan Bey ise başbakan yardımcılığı ve hükümet sözcülüğü görevinden Kültür ve Turizm Bakanlığı görevine kaydırıldı. İnsiyatif, Bakanlar Kurulunda değil, doğrudan Saraydaydı. Uzayacağının açık sinyaliydi. Gösterildi.

Nitekim o tarihten bu yana OHAL 6 kez uzatıldı ve şimdi süresi dolacak olağanüstü hal uygulamasının bir kere daha uzatılacağının sinyalini Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ OHALin uzama ihtiyacı ortadadır. TBMM kabul ederse bir kere daha uzatılır açıklamasıyla verdi bu hafta.

Fakat bu kez bir önemli farklılık var. OHAL Ocak ayında uzatılmadan önce yine Bekir Bozdağ bildiğiniz gibi Milli Güvenlik Kurulunun tavsiye kararı alması gerekiyor" açıklaması yapmıştı. Nitekim 17 Ocakta toplanan MGKda OHALin bir kere daha uzatılması yönünde tavsiye kararı alınmış ve ertesi gün de OHAL bir kere daha uzatılmıştı.

Buna karşın 28 Martta gerçekleştirilen MGK toplantısından OHALin uzatılması yönünde bir tavsiye kararı çıkmadı. Süre 18 Nisanda doluyor ve o tarihe kadar yeni bir MGK toplantısı yok. Dolayısıyla bu kez Milli Güvenlik Kurulunun uzatılmasını güvenlik için gerekli gördüğünü ifade eden meşrulaştırma tavsiyesi olmadan uzatılacak OHAL. Uzatılırsa. Bunu not edelim, üstüne de Ocakta MGKnın tavsiye kararı gerekiyor diyen Bozdağın bu kez Nisanda TBMM kabul ederse uzatılır dediğini ekleyelim. Meşruluk aşınması ve Meclis üstünden seçilmiş bir iradeye dayandırma ihtiyacı belirginleşiyor. Kalıcılaşan ve toplumda hemen herkesin hayatına bir yerinden dokunmaya başlayan OHALe karşı iktidar kanadının hamle arayışı içinde olduğu ise aşikar.

Bu uzun girişten sonra ana meseleye gelelim. Geçtiğimiz günlerde İçişleri Bakanı Süleyman Soylunun bir açıklaması oldu, diyordu ki OHAL kaldırılsın diyenleri anlamıyorum. Öyleyse biz anlatalım.

Evet, OHAL kaldırılmalıdır.

Bunun birçok nedeni var; fakat gelinen yeri özetlemesi bakımından bu hafta Eskişehir Osmangazi Üniversitesinde 4 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan vahim olaya bakmak bile yeterli. Genelgelerle herkesin herkesi ihbara zorlandığı, bir tür cadı avıyla vasatın kendisinin daha etkin konumlara gelebileceğini hissettiği ve bu nedenle OHALe, pratiklerine, araçlarına dört kolla sarıldığı muhbirlik, çamur atma düzeneğinin geldiği yer burası çünkü. 4 can gitti ve belki daha fazlası gidecekti. Can güvenliğimiz için ilan edilen OHAL sürecinin sonunda Cuma günü 4 kişinin cenazesinde bir akademisyen adaleti, hakkı geçtik; biz can güvenliğimizin derdindeyiz artık diyordu.

Ve haksız yere devlet kadrolarına yerleşenlere karşı mücadele meşruluğuyla başlatılan OHAL süreci, vasata normal zamanlarda liyakatla, yetkinlikle gelemeyeceği yerlere ihbarcılık, çamur atmacılık yoluyla, OHALin sağladığı hukuksuz araçlarla gelebileceğini, korunacağını gösterdi. Osmangazide olan tam da budur. Bunun acı bir şekilde suratlara vurulmasıdır.

Diyeceksiniz ki, OHAL ile ne ilgisi var? Çok ilgisi var. Katil, OHALin ve KHK düzeninin kendisine sağladığı imkanlardan yararlanmış; ihbar ve çamur atma mekanizmasıyla herkesi karalama yoluna gitmiş. Ama asıl mesele; kendisine bundan dolayı bir şey olmayacağına duyduğu özgüvende kilitleniyor. Neden o gün yaptı katliamı? İfadesinde kendisinden savunma istenince kızgınlıkla buna karar verdiğini ve pişman olmadığını söylüyor. Yaptığının yanına kalacağını, kendisinden asla hesap sorulamayacağını düşünmesini sağlayan sizce neydi? Bugüne kadar ihbarlarının veri kabul edilmesini, haksız olan iftiraları varsa bunlarla ilgili asla somut işlem yapılmamasını sağlayan sizce neydi? Gerçekten münferit bir olay ile mi karşı karşıyayız?

Özetle ihbar, iftira ve çamur atma düzeneğini kurumsallaştıran ve bunu yapanları koruyan OHAL pratiği, Eskişehirdeki katliam sonrasında üniversitelerde fiilen iflas etti. Sınır aşıldı, kontrol noktası geçildi. Bir daha benzer acılar yaşanmaması için OHAL Kaldırılmalıdır.

OHALin kaldırılmasını talep etmek, suç ihtimali bulunan kişilere dokunulmazlık sağlanması anlamına gelmiyor. Dünyada OHAL olmadan yönetilen devletler açık ara çoğunlukta. Bu ülkeler güvensiz mi? Güvenliklerini sağlayamıyorlar mı? Yargılama ve cezalandırma mekanizmaları işlemiyor mu? Elbette işliyor.

Öyleyse OHAL Kaldırılmalıdır. OHAL daha bu hafta taşerondan kadroya geçeceğim diye sevinirken neyle suçlandığını bilmeksizin ve kendini savunma hakkına sahip olmaksızın keyfi bir tasarrufla ekmeğinden olmaktır. Ya da bir KHK ile gece yarısı medeni ölü statüsüne düşürülmektedir. Suç varsa, kişinin kendisini savunma hakkı olmalıdır. OHAL suçu ve cezayı hukuk sınırlarının dışına çıkarmakta, siyasal kriterlere göre yeniden yapılandırmaktadır. Yargılamadan cezayı kesmektedir. Yürütme, kararnamelerle sadece yasamanın değil, yargının da yerine geçmiştir.

OHAL Kaldırılmalıdır. Çünkü OHAL, darbe girişimi ya da terör tehdidinin bu denli büyümesine yol açanlara dokunulmazlık sağlanması ve asıl bedellerin sorumluluğu aşağıya doğru azalanlara ödetilmesi uygulamasına dönüşmüştür. Kimse hukukun üstünde değildir; kimse suçtan muaf tutulamaz. Yargı üzerindeki baskılar ve OHAL kaldırılmalıdır.

Bir başkasının hakkını yiyerek, bir yapının parçası olarak, soru çalarak hak etmediği yerleri işgal eden ve binlerce kişinin işsiz kalmasına yol açanlarla, yetişmiş gençlerimizin hak ettiği yerlere gelmesini önleyenlerle, kumpas davalarla yüzlerce kişiyi yıllarca hapis yatıranlarla mücadele hukuk içinde meşrudur. Yapılmalıdır da. Fakat OHAL bunun ötesindedir. İktidarın Türkiyeyi kendi istediği şekle sokması, dikensiz gül bahçesi yaratması ve herkesi susturması aracına dönüşmüştür OHAL. Kaldırılmalıdır.

SUSKUNLUK MUTABAKATI
OHAL Kaldırılmalıdır. Çünkü OHAL, düşünce, konuşma, ifade özgürlüğünün ortadan kalkmasına yol açmaktadır. Bugün Türkiyede herhangi bir siyasal konuda eleştirel düşünce ifade etmenin, bir başka alternatifi güçlendirmenin yollarını aramak isteyen herkesin aklına OHAL var, dikkat et cümlesi düşmekte ya da düşürülmektedir. Kimisi işinden, ekmeğinden olmaktan korkmakta; gençler ise hiç iş ve ekmek sahibi olamama endişesi duymaktadır. Kimisi ise bir keyfi kararla gözaltına alınabileceği, tutuklanabileceği ihtimaliyle susmaktadır. OHALin Türkiyede bugün yarattığı en büyük mutabakat, hemen her kesim ve görüş için açıklıkla söyleyebiliriz ki, Suskunluk Mutabakatıdır. Buna iktidar partisinin kimi destekçileri de dahildir. Ve bir ülkenin geleceği, kaderi, yönü için en kötü mutabakat budur. Hataları rahatlıkla konuşabilmeli, yanlışları eleştirebilmeli, doğruyu birlikte bulabilmenin kanallarını açmalıyız. Fakat OHAL, korkuyu ve siyasal konulardan adım adım çekilmeyi beraberinde getirmiştir. Kamusal ölmekte, toplum yeniden özel alana çekilmektedir. İçe kapanmaktadır. Cemaatle mücadeleden toplumsal olanla mücadeleye sıçranmıştır.

Kanıt mı? Daha iki ay önce yayınlanan Bilgi Üniversitesinin Kutuplaşma Araştırmasına göre halkın yüzde 64ü, yani açık ara çoğunluğu OHAL ile ilgili bir tartışmaya sadece aile arasında katılacağını ifade ediyor. En düşük oranlarsa Twitterda, Facebookta, işyerinde ve okulda şıklarında. Twitterda katılırım diyenler yüzde 23, Facebookta yüzde 26 ve işyerinde/okulda katılırım diyenlerse toplam içinde yüzde 36. Yani halkın çoğunluğu OHALi, OHAL uygulamasını kamusal alanda, açık bir tartışma/görüş mecrasında konuşmak istemiyor. En güvendiği yerde, sadece ailesiyle paylaşmak istiyor çoğunluk. Neden sizce? OHALi eleştirmeyen, çok beğenen böyle bir çekinceye sahip olur mu? Elbette olmaz. Halkımız çekiniyor. Çünkü içten içe OHAL eleştirisi büyüyor. Ama konuşamıyor. Sadece ailesiyle paylaşmayı güvenli buluyor.

OHAL, ülkenin ekonomik, sosyal, siyasal meselelerinin giderek arttığı/derinleştiği koşullarda halkın memnuniyetsizliğini ifade edememesinin, baskı altında tutulmasının, sindirilmesinin, hak aramasının önlenmesinin aracına dönüşmüştür. Kaldırılmalıdır.

Diğer yandan yargıda kurtulmanın borsasının kurulduğunu; zenginlerin parayla bu süreçten sıyrıldıklarını bizzat AKPli vekiller söylüyor. Yani OHALin bir sınıfsallığı var; en yetkili ağızların Biz OHALi işçi grevlerini önlemek için getirdik açıklamalarından bunu zaten biliyorduk. Ama bu da başka bir sınıfsallık… Bir yandan geride kalan OHAL sürecinde Türkiyede iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçi sayısında rekor kırıldı; yani OHAL en yetkili ağızlardan sağlanan işçi karşıtı güvencelerle ekmeğinin peşindeki işçinin hayatına doğrudan dokunuyor. Hak aramasını önleyerek; greve gitmesini yasaklayarak, güvenlik sağlamayan işyerlerini denetlemeyerek, ceza kesmeyerek, büyüme için işçiyi feda ederek. Bu memleketin ücretli çalışanları için OHAL bir yanıyla KHK korkusuysa bir yanıyla da artan iş cinayetleridir, denetimsizliktir. Kaldırılmalıdır.

Medyadaki tasfiyelerle oluşan tek seslilik artık katlanılmaz düzeydedir. Ve ülke kritik 3 seçime gitmektedir. Basın özgürlüğü için; adil ve serbest seçimler için de OHAL Kaldırılmalıdır.

Nedenler çok. Yaz yaz bitmez. Bu iktidar OHALi kaldırmayarak Türkiyenin sorunlarını derinleştirmekten başka bir şey yapmıyor. Öyleyse muhalefetlere düşen; OHALin kaldırılmasına dönük talepleri, halk içinde sessiz sessiz büyüyen OHAL karşıtı damarla buluşturacak şekilde siyasallaştırmaktır. Cılız seslerle değil; Salı toplantılarıyla değil. Gür sesle ve her yerde. Vaktidir.

 

 

 

 


 

Eğitim