darbeicindedarbegif.gif


YAZARLAR

Tüm Yazıları Haluk Şahin

Anadolunun üzerindeki karanlık

16.05.2016 09:27

Tüm dini değerleri maddi ve siyasi kazanç için kullanmakta sakınca görmeyen dinci iktidarın Anadolu insanı üzerindeki manevi tahribatından sık sık söz ediyoruz. Din ile ahlakın birbirinden kopması, kadınlara yönelik ayrımcı ve aşağılayıcı tutumun sonuçları, ülkenin varlığını sağlayan kurucu değerlere yönelik düşmanlık bunlardan bazıları...

 Bu tahribatın maddi görünümleri de var. Doğaya yapılanlar kuşkusuz bunların başında geliyor. Dinsel  kisveler de kullanan tamahkarlık, Anadolunun taşını toprağını, havasını suyunu, ağacını hayvanını, arısını karıncasını acımasızca yok etmekte hiçbir sakınca görmüyor. 

Sanki bu en son nesildir ve hayat onların sürdüğü zevk-ü sefanın ardından sona erecektir!

                                                        ***

Bu yazıda Anadoluyu kasıp kavurmakta olan başka bir vahşetten, yani  Anadolunun binlerce yıllık tarihi eserlerinin  İŞİD kafalı birileri tarafından yok edilmesinden ve devletin bu konudaki duyarsızlığından söz etmek istiyorum.

Suriyenin tarihi Palmira kentinde olanların çok daha küçük çaplı da olsa benzerleri  Anadolumuzda yaşanıyor.  Hititlerden, Luvilerden, Frigyalılardan ve başkalarından kalma eserler, özellikle üzerine insan figürü bulunanlar keski, matkap, asit ve dinamitle kazınıyor, yıkılıyor, havaya uçuruluyor. Tek bir yerde değil, bir çok yerde oluyor bu. 

Yani bu vandallığın arkasında bir sistem var! Ve önünde, değerbilmez, vurdumduymaz bir yönetim.

Konuyla ilgilenenlere Hürriyet Pazar ekinde Serhan Yedig tarafından hazırlanmış dosyaya bakmalarını  öneriririm. Arkeolog  Dr. Nezih Başgelenin Yedige gösterdikleri ve anlattıkları gerçekten yürek yakıcı.

Bir yıl içinde beş büyük Kibele rölyefinin tahrip edildiği Afyonkarahisarda dinamitlenmiş bir yazıtın yanıbaşına şöyle yazılmış: Vur dumana gel imana!  

                                                        ***

Kuşkusuz Anadolu tarihinin başka dönemlerinde de tarihsel  eser vandalizminin örneklerine rastlanmıştır. Parçalanmış kaya mezarlari, gözleri oyulmuş ikonalar görmediğimiz şeyler değildir. Ancak bunlar daha çok bireysel cehaletin ya da tarihi eser kaçakçılarının marifetidir. Her anıtı put olarak gören ve onu yok etmeyi ibadet sayan İŞİD ve Taliban benzeri bir dinsel anlayışın sonucu değildir.

Bu kez öyle olduğu anlaşılıyor. 

Bu anlayışın Anadoluda yuvalanacak kuytular bulduğu ortada; ve kuşkusuz, dönemin sağladığı atmosfer sayesinde palazlanmaktadır.

Nereye kadar?

Şimdiye kadar bu vandallıklar konusunda gevşek davrananlar sert önlemler almak için neyi bekliyorlar? O kafadakilerin yarın öbürgün daha büyük ören yerlerini basmalarını, örneğin Efese saldırmalarını mı? 

Kimsenin görmediği bir kayanın üzerndeki  Kibele rölyefine ısrarla asit döken anlayışın içindeki yıkıcı güç, eğer önlem alınmazsa, günün birinde daha büyük hedeflere yönelecektir!

                                                          ***

Türk aydınlarının Anadoluya bakışı çelişkilidir. Aydınımız bir yandan ona gerikalmışlığın ve cehaletin beşiği olarak ürküntüyle bakmış, ama öte yandan romantize etmiş, neredeyse tılsımlı bir bilgelik yüklemiştir.  

Öyle ya, Yunus Emrelerin, Nasreddin Hocaların, Mimar Sinanların, Karacaoğlanların  çıktığı toprak parçası değil midir o?  Binlerce yıllık tarihinde, Sümerlerden, Hititlere, İyonlardan Selçukluya ve Cumhuriyete nice uyanışlar orada yaşanmamış mıdır?   

Kuşkusuz bunların her ikisinde de doğruluk payları vardır. Ne var ki, bu Anadolu artık o eski Anadolu değildir!   Köprülerin altından çok sular akmış, üstünden duble yollar geçmiş, pek çok şey değişmiştir.

Nasıl bir yerdir şimdi Anadolu?

Eğer  bizim bilgeliğine derin saygı duyduğumuz o müthiş sentez ise, şimdi karanlık bulutlarla gölgelenmiş de olsa, Kibele rölyeflerini kazıyan İŞİD kafasının ona hiç yakışmayacağını, Palmiranın başına gelenin örneğin Efesin başına gelmeyeceğini söyleyebiliriz.

Daha doğrusu, söyleyebilir miyiz?

Eğitim