unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Torun Ahmet Türkmen

Barışın simgesi zeytin dalı savaşın simgesi yapıldı

22.01.2018 22:39

Ne yazık ki, Türkiye savaşa giderken, komşu bir ülkenin toprakları üzerine bombalar yağdırırken, silahlı kara güçlerine hareket emri verdiği bu harekata Zeytin Dalı adını veriyor.

Ne ironik bir durumdur ki, bu topraklarda ortaya çıkan, barışı sembolize eden zeytin dalı algısına, yine bu topraklar üzerinde kan bulaştırılıyor.

Rusyadan kontrollü izin çıktı, Afrin operasyonu başlatıldı. Türkiye jetleri PYD mevzilerini vuruyor.

Artık ok yaydan çıktı. Yaydan çıkan okun, tam hedefini vurup vurmayacağı, Suriye gibi netameli, netemeli olduğu kadar güç ve çıkar çatışmalarının oldukça fazla olduğu bir coğrafyada, dönüp oku atanı vurmayacağı, vurursa zararın ne boyutta olacağı bilinmiyor.

Onlarca ölü ve yaralı haberleri geliyor. Bu sayının hızla artacağı açık. Bir kaç gün içinde kara harekatı Afrin sokaklarına sıçradığında olayın boyutunun çok farklanacağını görmek gerekiyor. Ordunun karşısında örgütlü bir güç var. İdeoloji/politik olarak iyi donanımlı, sokağın ve sokak çatışmalarının dilini iyi bilen bir güç söz konusu.
Bu anlamda Afrin, El-Bab gibi olmayabilir. Olası çatışmalar sokak çatışmaları boyutuna gelirse çok sayıda kayıplar yaşanabilir. Bu durumsa siyasi iktidar bunu topluma nasıl açıklayacaktır. Bu durumda vatan savunması tezi ne kadar inandırıcı olabilecektir. Ülkede medya kontrolünün iktidarın elinde olması ile Kara haberlerin duyulmasına engel olunacağını mı düşünmektedirler?

Türkiyeyi yönetenleri bu son derece riskli, konjonktür olarak hiç de Fırat kalkanı harekatına benzemeyen Afrin operasyonuna iten temel faktörler nelerdir. Sıralamaya çalışalım;

Türkiyeyi bu harekete iten son kıvılcım olarak, ABDnin 30-40 binlik sınır gücü kurulacağı açıklaması karşısında sınır güvenliğinin sağlanması olarak açıklansa da, gerçekte bu olgunun sorunun özünü tam olarak açıklamadığı biliniyor. Yeri gelmişken bir noktanın altını özellikle çizmekte yarar var. ABD, bu girişimi ile, Türkiyedeki Kürtleri toplumsal ve psikolojik olarak provake ederek Türkiyeden kopuşu sağlamayı hedeflemiyorsa, ya da süreç içinde Suriyede geri dönemeyeceği bir bataklığa saplanıp kalabileceğini öngörmüyorsa (bu yabana atılabilecek bir öngörü değildir) bölgedeki konjonktürü ve güç dağılımını iyi okuyamıyor demektir. Bunu zaman gösterecektir.

Olgunun gerçek özü şu; Türkiye, Suriyenin şekillenmesi sürecinde rolünün oldukça daraldığı bir süreç yaşıyordu. Astana süreci içindeki, sorumluluk üslendiği kimi görevleri yok görmezden geliyordu. Rejim güçleri, Rusya desteği ile hızlı bir şekilde İdlipe doğru hızla ilerlemekteydi. İdlip, IŞİDden alındığında Rusya ile önemli bir pazarlık kapısı kapanacaktı. Bölgede ve Suriyede günden güne daralmakta olan alanını ve misyonunu yeniden açmaya ihtiyacı vardı. İşte tam böylesi günler yaşanırken, Kürtlerin, yakın gelecekte şekillenecek olan Suriyenin içinde eyalet ya da benzer bir şekilde yer almaması için, Amerikanın yarattığı, önüne gelen bu gol pasını gole çevirme girişimi yapıyor.
Ortada soru şu; bu gol pası ile gol atılabilir mi? Rusya bugün için Türk jetleri ve Kara harekatı için yumduğu gözünü ne zamana kadar kapalı tutacak, kapalı tutabilir mi?

Bilindiği gibi Rusya için öncelik, egemen ve toprak bütünlüğü olan bir Suriye ve onlardan alacağı imtiyazlardır. Bu yanıyla baktığımızda Türk ordusunun ve devşirme ÖSO güçlerinin kalıcı olmasına, işine geldiği kadar izin verecektir. Bu noktada Başika ve Barış kalkanı örneklerinde olduğu gibi Türkiyenin sicilini dikkate alacak, kalıcı olmasının önünü kapatmaya çalışacaktır.

Ayrıca, Suriyede tüm hesabını PYD üzerine kuran, bugün için Afrinde sessiz kalmak zorunda kalan ABDnin Münbiçte sessiz kalacağını düşünmek büyük bir safdillik olur. Fıratın batısına da sıçrama tehlikesi bulunan bu çatışmalara bu süreçte Suriyedeki hiç bir gücün göz yumucağı beklenmemelidir.

AKP iktidarı ve onun destekçileri şu an için topluma canlı yayınla izlettirdikleri savaş oyununun toplumsal ve tarihi sorumluluğunu iyi hesap etmek durumundadırlar.

Bu savaş oyununu, yaşanan süreci dikkatli bir şekilde izlemekte olan Türkiye Kürtlerinin nasıl tepki vereceğini, süreç derinleştiğinde bu tepkinin nasıl bir boyut alabileceği iyi hesaplanmalıdır. Şavaşın ülkeye getirdiği en büyük tehlikelerden biri budur. Belki de Amerikan emperyalizminin hesabını yaptığı, siyasi iktidarın şoven tutumu ve iç politikada yaşadığı güç kaybını aşmak için başvurduğu bu hamle hepimizin ödeyeceği bir bedel olarak önümüze konmaktadır.

Bölge halkları, emperyalist ve bölgedeki diktatörel güçlerin petrol ve güç elde etmek için ortaya koydukları bu kanlı oyunu asla kabul etmiyorlar. Bu kanlı oyunun bir parçası olarak, bu karanlık güçlerde iş tutanlar bilmelidirler ki, bu girişimlerden hiç bir somut sonuç alınamaz. Dünyada yaşanan onlarca deneyim hepimize bunu göstermiş olsa gerekir.

Bu acı ve kanlı bir oyundur. Bu kanlı oyunun bedelini hep beraber ödüyoruz. Birlikte yaşamak, sorunları konuşarak çözmek varken bu kavga, savaş neden diye sormak gerekiyor.

Son söz olarak, Azeri türkücü Zeynep Hanlarovanın bir türküsü vardı; SİLAHLARI YANDIRIN, ARŞA ÇIKSIN ÜNÜMÜZ. Bu türküyü bir kez daha dinlememin şimdi tam zamanı.

 

 

 

 

 

Eğitim