darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

AKP'nin Anayasa taslağını hazırlayan isimden Berberoğlu itirafı

Merdan Yanardağ: Aynı gemide değiliz!

SPK'den Demirören'e 264 milyonluk kur muafiyeti

Katar'dan gelen yardımın karşılığı ortaya çıktı

Hem cinsiyetçi hem saçmalama uzmanı: Yandaş yazardan skandal yazı

'Tuzu kurularla solculuk olmaz!'

Sen daha çok gelişmek ve nitelikli gelişmek için bazı şeyleri eleştirmeye başladığın zaman hoşnutsuzluk yaratıyor. Bu hoşnutsuzluk redde dönüşüyor. Okumamaya dönüşüyor. İnsanların artık 10 saniyeden fazla bir şeye dikkat verecek durumları da yok. 10 saniye içerisinde kendini hoş tutacak, mutlu edecek, huzurlu yapacak, bir kriz varsa krizden şöyle çıkarız diye ona gaz verecek, yalan yanlış onu inandıracak laflara ihtiyacı var.

Ubeydullah Günel – Emirhan Akman

Özellikle sol çevrede yazdıkları ve söyledikleriyle çokça tartışılan bir yazara konuk oluyoruz. Düzce’de, Kaan Arslanoğlu’nun konuğuyuz. Yalnızca kuramları ve anlatılarıyla değil, romanları da birer eleştiri niteliğinde olduğundan yayınlanır yayınlanmaz tartışılmaya başlıyor. Kaan Arslanoğlu bir psikiyatrist. Bunun da büyük etkisi var elbette ki ayrıksılığında. Buradayız; çünkü bizim soracaklarımız, Kaan Arslanoğlu’nun ise söyleyecekleri var. Kaan Arslanoğlu’nu, kitaplarını, özellikle yeni kitabı “Evrimci Açıdan Din, Psikoloji, Siyaset'i, Marksizm’i, günümüzde solun durumunu, Freud’u, edebiyatı, evrimi, aslında tümüyle insanı konuşuyoruz. İki bölüm halinde yayınlanacak bu söyleşide yazarın kışkırtıcı üslubuyla dile getirdiği tartışma uyandıracak görüşleriyle karşılaşacaksınız.

Ubeydullah Günel: İnsanları eleştirilerinizle ne kadar rahatsız edebiliyorsunuz? İstediğiniz etkiyi elde edebiliyor musunuz? Çünkü siz bir yol açmak istiyorsunuz sol çevreye,“buradan da bakabiliriz' diyerek. Ama tepkiler olumsuz oluyor gördüğümüz kadarıyla. Olumsuz tepkiler orada kalıyor mu, arkası geliyor mu? Olumsuz tepki verenler yazılarınızı takip ediyor mu yine sizce? 

MUHALEFETİN DE MUHALEFETİNİ YAPMAK
Kaan Arslanoğlu: İstenen kadar tabii ki etki yaratmıyor. Ne yazılar, ne konuşmalar, ne çeşitli sitelerde ortaya koyduğumuz muhalif duruş çok fazla ses getirmiyor. Getiriyor, belli bir sınırda kalıyor. Bir eşiği aşamıyor. Türkiye’de hani sosyalist partilerin de sorunudur ya, belli bir yüzdeyi aşamazlar, toplasan yarımı ancak bulurlar falan, biraz da onunla alakalı bir şey. Belki evrensel bir sorun. Çoğu zaman küçük bir azınlığa seslenir düşünce insanları. Sınırlı kalıyor, sonra unutuluyor ya da daha sonra gelişiyor, iz bırakıyor ileriki zamanlar için. Kolay değil aykırı şeyler söylemek, muhalefetin de muhalefetini yapmak, hoş karşılanmıyor. İnsanlar akıntı yönünde yüzerse hızlanıyorlar kişisel başarı için, akıntıya karşı yüzmeye çalıştığı zaman yavaşlıyorlar. Reklamcılıktaki ilkelerden biri şu örneğin: Olumlu şeyler söyleyeceksin, tüketiciyi olumlu göreceksin, onların istekleri doğrultusunda ürün ortaya koyacaksın. Bunu yaptığın zaman genişliyorsun; en basiti işte AKP’nin bunu ustalıkla yapması. Kitlelerdeki eğilimi en güzel o kazanca çeviriyor. Aynı şekilde sosyal demokrat partinin, CHP olarak düşünürsek,  ilerlemesi nispeten kolay... O da belli bir eşiği aşamıyor ama belli bir yığının düzeyine sesleniyor. Ama sen daha çok gelişmek ve nitelikli gelişmek için bazı şeyleri eleştirmeye başladığın zaman hoşnutsuzluk yaratıyor. Bu hoşnutsuzluk redde dönüşüyor. Okumamaya dönüşüyor. İnsanların artık 10 saniyeden fazla bir şeye dikkat verecek durumları da yok. Bir bilgi bombardımanı içerisinde… 10 saniye içerisinde kendini hoş tutacak, mutlu edecek, huzurlu yapacak, bir kriz varsa krizden şöyle çıkarız diye ona gaz verecek, yalan yanlış onu inandıracak laflara ihtiyacı var. Bu şartlardan dolayı birilerini sarsıyorum, düşmanlarım bile okuyor, ama değiştirici olamıyoruz. Gelecek kuşaklara bir şey bırakır mıyız, gelecek kuşak bunları kullanır mı, umarım kullanır.  

Ubeydullah: Bu insanın eksikliği mi? Buradan sizin kitabınızdan çok önemli bir bölüme de gelebiliriz. Diyorsunuz ya: “İnsan eksikli, kusurlu bir varlık, bu yüzden kurulan sosyalizm de eksikli, kusurlu olacaktır.' İnsanın sosyalizmi düşünebiliyor olması ya da sosyalizmin bugüne değin birkaç kez uygulanmış olması onun uygulanabileceğini göstermez mi? İnsanın evrimsel süreci beklenecekse bu ne zaman?

KÜBA BİR MÜZE OLARAK EN OLUMLU ÖRNEK
K. Arslanoğlu: Gösteriyor zaten. Sosyalizm ve komünizm… İkisini ayırıyorum ben. Komünizm diye bir ütopya var, sınıfsız masal toplumu… Bunun kesinlikle olamayacağını düşünüyorum. Bu ayrı bir konu ama sosyalizm, olmuş, olabilir, daha iyisi de olabilir. Şu ana kadarki örnekler yeteri kadar iyi olmadığı için hep kapitalizm karşısında yenilgiye uğramış. 

Emirhan Akman: Küba?

K. Arslanoğlu: Küba şimdi bir müze olarak, en olumlu örnek olarak duruyor. Küba’yı ayırmak lazım. Küba’da birçok olumlu şey var. Sağlık sistemi, hâlâ eşitlikçi bir yönetim olması, solun bütün değerlerini, çeşitli alanlarda hayata geçiren bir sürü örnek var, ama eskiden beri eleştirilir, içten içe çürük pek çok yanı da var. Oralara şimdi girmeyelim. Ama sonuçta toplamda hâlâ o eksikli kusurlu sosyalizmin en iyi örneklerinden bir tanesi. Ama buradaki şey şu, bu bir ada olduğu için böyle, ada olmasaydı muhtemelen böyle olmayacaktı. Dünyadan soyutlanmış bir adadaki yapının örnek vericiliği çok düşük olur. Ama ne bileyim bir Rusya’daki sosyalizm… Devam etseydi…

Emirhan: Kore’ye nasıl bakıyorsunuz, Kore hakkında özel düşündünüz mü hiç?

K. Arslanoğlu: Çin’in daha radikali, gelişmemişi. 

Emirhan: Küreselleşme arttıkça, Kuzey Kore’deki şiddet de artıyor. Yani sel ne kadar kapıya dayanırsa Kuzey Kore'deki yöneticiler de o kadar kapıya yığınak yapıyor. İçeride de havasızlık o kadar artıyor. Kuzey Kore’ye bakarak kapitalizmin şiddetini anlayabiliriz gibi geliyor bana. Turnusol gibi yani. O kadar sertler ki mecburlar buna.

unnamed-055.jpg

SOSYALİZM KAPILARI AÇIK TUTMALI
K. Arslanoğlu: Ben hep şunu söylerim o konuda. Sosyalizm kapitalizme üstün gelecekse eğer, sınırları serbest bırakacaksın, kapitalist ülkelerden sosyalist ülkelere bir akın varsa demek ki sosyalizm başarıya ulaşmış. Ama hep akın tersineyse, oradan kaçmaya çalışıyorlarsa, bu o sistemin büyük bir zaafıdır. İnsanları zorla ülkende tutuyorsan demek ki sen insanlarına bu sistemi kabul ettirememişsin. Yani o bakımdan birkaç ülkede, şiddetle zorla sınırları kapatarak biz sosyalistiz demenin çok bir esprisi yok.

Emirhan: Tam tersi örnek Amerika… Yıllık 5 bin Green Kart vesaire… Kapitalizmin şimdilik kazandığının sembolü…

K. Arslanoğlu: Başka bir şey daha söyleyeyim: 78 kuşağı Türkiye’deki en samimi kuşaklardan bir tanesi. Çok devrimciydi. O zamankiyle şimdiki arasında 10 kat falan fark var nicelik ve nitelikçe. O zaman darbe oldu, insanlar nereye kaçtı gitti? Rusya’ya falan kaçan, on kişiyi bulmaz ya da Arnavutluk’a kaçan… Hepsi Almanya’ya kaçtılar, İngiltere’ye kaçtılar ve oradaki yaşama entegre oldular. Bu ajanlık meselesi de oradan başlar zaten, oradaki yaşama entegre olan çeşitli örgütlerin liderlik kadroları ortaya çıktı. Giderek oranın gizli servisleri eliyle doğal olarak iletişim içerisine girdiler. Giderek onların 80 öncesi çizgilerini değiştirmeleri, böyle liberal, etnisite yanlısı, işte özgürlükler olsun, ülke parçalansın, Kürtler özgür olsun falan… Batı emperyalizminin istediği ne varsa yavaş yavaş ona kaymalarının sebebi buydu.  Ama sonuçta bu soruyu kaç defa sorduk, sadece Avrupa’daki bazı okuyucularımızı kaybetme şeklinde bir geri dönüş aldık. Oraya yerleşmiş insanlar, çoğu 80’den sonra kaçan insanlar, yahu şundan dolayı şunu yaptık demediler, aboneliği kestiler. 

Emirhan: Çünkü açıklamak acı verirdi onlara…

K. Arslanoğlu: Bunların uzun uzun tartışılması lazım. Belki ben de kaçmak istesem, enayi miyim, niye Sovyetlere gideyim, Almanya’ya giderdim diyeceğim ama…

Emirhan: Size soralım o zaman bu soruyu…

K. Arslanoğlu: Şunu söylemeleri lazım; evet biz Sovyetler Birliği’ni o zaman Sosyalist ülke olarak görüyorduk ama Türkiye’de böyle bir darbe olunca oraya gitmenin şartları yoktu, şu şu sebeplerden… Ondan sonra… Kişisel beklentilerimiz de vardı; belki aç kalacaktık, burada hiç olmazsa üç kuruş maaş veriyorlar, çocuklarımızı orada yetiştirirsek önleri daha açık, iş imkânları bulurlar… Bunları söylerdim ben. Bunun bir zaaf olduğunu, böyle olmaması gerektiğini söylerdim. Ama bunu hem söylemeyeceksin, kapatacaksın… Olay bu işte yani, bütün işin özü bu… Bunları samimi olarak tartışmaya başladığında insanlar rahatsız oluyor; bu adam manyak mıdır, yine pislik yapıyor, ondan sonra insanların zaaflarından faydalanarak kendini okutmaya çalışıyor, insani zayıflıkları göstererek insana güveni azaltıyor…

TUZU KURULARLA SOLCULUK OLMAZ!
Ubeydullah: Biz de şimdi oraya gelecektik… “İnsan doğasının zayıflığını, gerçeğini bilmek sosyalist insanın motivasyonunu kırıp moralini bozar. Bazı insanlarda tam tersine artırır' diyorsunuz. Bir de yine “sosyal zekâmızın yetersizliğinden dolayı sorunları çözemiyor ve bu yetersizliğin farkına bile varamıyorken' elimiz kolumuz bağlı bekleyecek miyiz? Sanki bu özelliği saptarken Türkiye özelinde konuşuyorsunuz. 

K. Arslanoğlu: Evrensel. 

Emirhan: Tamam, siz “insan bu' diyorsunuz. Tamam, kabul ettik, bir sol örgüt olarak, örneğin TKP olarak elli bin kişilik bir oy kitlesi olan bir partiyim. Ne yapacağız yani insan bu dedikten sonra? İnsan bu diyorsunuz, aslında şunu da söylemek istiyorsunuz: AKP örneğini verdiniz, AKP insan bu diyor ve dönüştürücü değil, o kitleyi etrafında çevirip oyunu alıyor. Siz insan bu dedikten sonra ne yapacağız, öneriniz nedir?

K. Arslanoğlu: Şimdi bunun iki ayrı boyutu var. Bir tanesi kendi aranda işin bilimini, felsefesini konuşurken insanın ne olduğunu anlatmaya çalışmak, bir de siyasi bir liderin ya da partinin taktikleri, halka seslenişi anlamında insan bu.

Emirhan: Ama sizin bu kitabınız ikisini de anlatıyor ve ikisinin de aynı şekilde önemsenmesini istersiniz. Ben mesela parti kısmını merak ediyorum. Burada dört kişi entelektüel anlamda tartışır, kalkar gideriz, hiçbirimizin partisi yok. Ben sadece kendi payıma düşeni alırım. Ama bir sol parti lideri sizi dinleyecek olsa, bir tebliğ verseniz, ne söylersiniz?

K. Arslanoğlu: Şimdi, bu karışık bir konu. Demin söylediklerimiz, işin bilimsel yanı ve dürüst yanı. Ne dedik, işte devrimciler niye Almanya’ya kaçtı? Bir başka soru ne: sosyalizm ve kapitalizm var, Doğu Almanya ve Batı Almanya var; Doğu Almanya’dan Batı’ya kaçmaya çalışan var, ama Batı’dan Doğu’ya kaçmak isteyen kimse yok. Nasıl bu sistem ayakta kalacak sorusu... Bunların açık açık tartışılması işin bilimiyle, samimiyetiyle ilgili bir şey ve bu yapılmadığı müddetçe bizim insan olarak samimi ve dik durmamız mümkün değil. Hep bir şeyleri gizleyen, kaypak davranan insanlar durumunda olmak zorundayız ve nitekim bakıyorsun bir şeyleri gizleyen insanlar hep hayattan kopuk belli kalıpları yinelemek zorunda kalıyorlar. Somuta gelince açıklıkları ortaya çıkıyor. Oralara girmiyorlar hiçbir şekilde. AKP %50 oy alıyor, niye alıyor konusunu ciddi anlamda tartışmıyorlar. Sadece kandırdı diyorlar. Geçen akşam CHP’lilerle toplanmıştık. Genel solun bakışı çok kolay; öteki taraf kandırılmış, bu taraf tertemiz, akıllı insanlar. Şimdi işin aslı öyle değil. Şunu sordum, kendileri de söylüyor zaten, seçim kampanyası yapıyor tek başına bir çadırda kadıncağız, bir sürü AKP’liyle mücadele etmek zorunda kalıyor. Gençler yok diyor, bir tane genç yok diyor. En son Taksim’deki mitinge gitmişler üç otobüs. Üç otobüs içerisinde 5-6 genç varmış. Gerisi 50-60 yaşlarında insanlar. Konuyu dağıtıyorum ama bunları tartışmadan, bunların nedenlerini ortaya koymadan nasıl bir ilerleme sağlanacak? İlk soru şuydu: Etki yaratabiliyor musun? Etki kimse yaratamıyor, ben de yaratamıyorum. Niye? Bir kere gençliği kazanamıyoruz, ikincisi paranın gücünü, kapitalizmin gücünü kıramıyoruz. 
Bırak AKP’nin %50 olduğunu… Sen %50 muhalefetin durumunu düşün. Bu %50 muhalefet ne kadar muhalefet ediyor? Çoğumuzun tuzu kuru, bakın etrafınıza CHP’lilere, bizlere… Yılda 3-4 kere yurtdışına seyahate gidiyor, yiyor içiyor, yediklerinin on mislini de çocuklarına harcıyorlar. En iyi özel okullarda okutuyorlar, yurtdışına gönderiyorlar, hatta çocuk orada kalıyor. Bunlar Atatürkçüler… Bir sürü Atatürkçü arkadaşım var, çocukları Amerika’da, Avrupa’da yaşıyor. En son “solcular çocuk yapmasın' demiştim ya, soru işaretlerinden bir tanesi de bu. Dedim ki, etrafınıza bakın, CHP’li olabilir, Vatan Partili olabilir, ne bileyim TKP’ye oy veren, kime verirse versin. Bunların çocuklarına bakın dedim, onda bir oranında kendi çizgilerinde solculuk yapan var mı? Sen çocuğuna etki edemiyorsun… Bir arkadaş dedi yorumlarda: Bir iki tane çocuğumuz var, el bebek gül bebek büyütüyoruz. En iyi şartlarda, hiçbir şekilde onu ezdirmeden en iyi okullarda okutuyoruz. O insan niye mücadele etsin? Çok ahlaki bir şey olması lazım, adamda büyük bir erdem olması lazım ki, her şeyi bir kenara bırakıp devrimci olsun. Bunları kıramadıktan sonra bütün bu soruların anlamı yok. Biz aydınlanmacılar, sosyalistler, cumhuriyetçiler diyelim, kendi çocuklarımıza kendi değerlerimizi verecek durumda değiliz. Çünkü kapitalizm başarılı oluyor. Nasıl başarılı oluyor? Seni doyuruyor, seyahat ettiriyor, çocuklarına gelecek vadediyor, öyle ya da böyle sen bunlara kapılıyorsun ve bu kapılmışlık içerisinde senin muhalefetin ancak bu düzeyde kalıyor. AKP’li öyle değil, o bir ideoloji ortaya koyuyor, o ideoloji din. Bunu kullanıyor. Bazıları kaybedecek bir şeyi olmayan yoksul insanlar… Onlara üç beş kuruş veriyor. O verdiği üç beş kuruşla tapındırıyor. Ve bunlar onların askeri oluyor, her bakımdan askeri oluyor. Bu aslında dünyada böyle. Bugünün gençleri Avrupa’da da olsun, Afganistan’da olsun, hangi akımlara kapılıyor? Din ve milliyetçilik… Türkiye’de gençleri kazanan kim? Bir AKP, bir HDP. Onun karşısındakiler kazanamıyorlar. Verebilecekleri bir ideoloji yok. Verebilecekleri bir ideoloji nasıl olur? Önce samimiyetle olur. Ya! Sen bütün bu konuları kapatıyorsun. Sol için de önereceğim şey şu: Bir kere tuzu kurularla solculuk olmaz. Yoksul insanlarla bağ kurmak lazım, işçilerle bağ kopmuş. Yoksul insanlarla bağ çok zayıf. Neden?

BÜYÜMEK DEMEK RİSKİN ARTMASI DEMEK
Emirhan:
Orada mesela Kıvılcımlı’nın dine yaklaşımı… Sol için Eyüp konuşması mesela ünlü bir mihenk taşıdır. Ben genelde bunu sol çevrelere söylediğim zaman direkt gericilik olarak görüyor mesela. Sizin söylediğiniz de o, sol dinle bağını tamamen koparmış durumda ve din dediğinizde onlar direkt AKP türünden bir din propagandası anlıyor. Hâlbuki bizim beklediğimiz stratejik bir yaklaşımdır. Yani İslam’ın donuk dogmatik halifeliğini falan kimse anlat demiyor ama Ebuzer’den bahsedebilirsin mesela rahatlıkla, Şeyh Bedrettin’den bahsedebilirsin. 

K. Arslanoğlu: Özel olarak dinsel propaganda yapmana da gerek yok, senin tabanında zaten bir sürü dindar insan var. Komünist Parti’ye oy atanların içerisinde bile, oruç tutan, namaz kılan insanlar var. Yani sadece bu konulardaki kibri kır yeter. Sen zaten her konuda handikaplısın. Sen bir mücadeleye giriyorsun 15 dalda, 15’inde de 3-0 mağlup başlıyorsun. Sanki böyle değilmiş gibi bu yaramaz, o gerici, şu bilmem ne deyip…  

Ubeydullah: Ama 5-0 galip gibi davranıyorsun…

K. Arslanoğlu: 5-0 galip gibi davranıyorsun. Küçüksün ama işin aslı büyümek de istemiyorsun. Çünkü büyümek demek riskin artması demek, orada rahatça oturup şey yapamaz, saldırıya uğrayabilir, kaçak duruma düşebilir, her türlü rahatı huzuru gidebilir. 50 bin kişilik komünist partisinin mücadelesi farklıdır, 5 bin kişinin farklıdır. Bunu söyledim birine “sen ya ahmaksın ya da hainsin' dedi.

"BEN MARKSİST DEĞİLİM" DEMEK LAZIM
Ubeydullah: Siz zaten artık kendinizi Marksist olarak da görmüyorsunuz. Ne olarak tanımlıyorsunuz? Bu kararı almanızın nedeni Marksistler ya da var olan Marksist muhalefetse bu ne kadar doğru bir tutum/düşünce bilemiyorum. Yalnızca bunun için vazgeçmek…

Emirhan: Tabi bu biraz da şey gibi, gerçek İslam bu değil, gerçek Marksizm bu değil gibi… Ben burada Kaan Beyden taraf olurum. Tamam, gerçek Kuran, tamam, ben de Müslümanım, ama ürettiği sistem de insanlar da bu yani.

K. Arslanoğlu: Marx çok konuyu iyi tahlil etmiş olabilir ama ürettiği sonuç buysa, bütün Marksistler bu şekildeyse, burada bir hata var demek lazım, ben Marksist değilim demek lazım, kaldı ki Marx'ın teorisinde de çok sakat yönler var. O sakat yönlerden dolayı zaten buraya geliyor. Büyük bir katkı, insanlık kültürüne, felsefeye… En gelişmiş felsefelerden biri, diyalektik ve tarihsel materyalizm dünyayı anlamakta önemli bir silah ama çok eksik noktaları var. İnsanlığın temel düzeyde bilmesi, kayda alması gereken bir bilgi, ama daha ötesi değil. Ne diyorlar, siyasetin değişimi toplumsal değişimlere bağlıdır. Büyük ölçüde doğru. Biz toplumu değiştirirsek, insan da değişir… Uyguluyorsun, değişmiyor, defalarca uyguluyorsun değişmiyor, çünkü en temelindeki tezi “insanı belirleyen şey sosyal sistemlerdir' tezi temelsiz. Çünkü sosyal sistemlerin ortaya çıkışı 5-6 bin yıllıktır. Ondan evvel 195 bin yıl kabile düzeninde hayvan gibi yaşamışız. 195 bin yıl bu genetikle yaşamış, bu kültürle yaşamış. Onun öncesi daha da önemli, oraya nasıl evrilmiş, türsel olarak nasıl gelmişiz? Bir primatın 500 bin yıl kabile düzeninde yaşaması, sürü düzeninde yaşaması var, böyle kuvvetli bir öz var. Şimdi sen bütün bunları kesiyorsun, sadece son 5 bin yılı alıyorsun ve insanı belirleyen sosyal sistemlerdir, sistemleri değiştirirsek insan değişir diyorsun, ama değişmiyor işte. Senin kurduğun sosyalizm 15-20 yılda kapitalizm oluyor. 

İNSANIN ÖZÜNDE EŞİTLİKÇİ DAMAR VAR
Emirhan:
İnsanın özünde kapitalizm var diyebilir miyiz? Bu klişe sorulardan birisidir ya da haz, rahatlık mı var?

K. Arslanoğlu: İnsanın özünde kabile sistemi var, aslında özü bu. Aslında eşitlikçi bir damarı var.

Ubeydullah: Orada hırs var mı?

K. Arslanoğlu: Orada da var tabii. Herkes bir araya geliyor ama o kadar sevecen değil. Ama yine de belli bir eşitlik var, bunun sebebi de şu: Kurtlardaki gibi aynı, kurtların hayatta kalması lazım, üremesi lazım, tabiat şartlarına karşı ve doğaya karşı korunması lazım, bu yüzden onlarca kurt bir arada yaşar. O zaman ne yapması gerekir kurt sürüsünün bir şey avladığı zaman, en kuvvetliler hepsini yiyecek sonra diğerleri aç mı kalacak? Öyle olsa sürü dağılır ama hayır, kurt doğal seçimle, düşünerek değil doğal seçim sonucunda Darwin de böyle söyler, doğal seçilim sonucunda bunu akıl edebilen tür ayakta kalır. Bunu akıl edemeyen tür elenir. Kurt bunu akıl edebilen bir tür olduğu için, içinden böyle geldiği için hayatta kalıyor.İşte insanın doğasında bu kabile düzeni var. Fakat bu kabile düzeni 100-150 kişilik grup için geçerli. Nüfus kalabalıklaştıkça insanın zekâsı kabile düzenindeki gibi işleyemiyor, işler bozuluyor, açlık başlıyor, disiplin bozuluyor. Bu yüzden en kuvvetli çıkıyor, bu düzensizliğe karşı çıkıyor, buranın kralı benim diyor 15 tane de askeri yanına koyuyor ve benim kurallarım geçerlidir diyor. Diğerlerini de döverek kurallarına uyduruyor ya da kabul etmeyen çeksin gitsin diyor,  öldürüyor.  O zaman sınıflar başlıyor, eşitlik temelinden bozulmaya başlıyor. 

Emirhan: Problemin aslı nüfus mu yani?

K. Arslanoğlu: Nüfus 200 değil 5000 bine çıktığında kimse kimseyi tanımıyor, yolsuzluklar başlıyor, biri diğerini şikâyet ediyor ve kalabalıklaştıkça iş bozuluyor. İnsanın kapitalizme mi eğilimli olup olmadığını sorduğunuzda cevabı bu... Bu nüfusla, bu kadar kalabalık şehirlerde yaşayan insanın yönetilmesi kapitalizmle daha kolay… Sosyalizmle zor. Sosyalizmle yönetecek grubun çok üstün nitelikli, akıllı olması gerek. 

Emirhan: Bilinç birlikteliği?

K. Arslanoğlu: Evet, bilinç birlikteliği de önemli. Çoğunluğu bu şekilde gütmesi lazım. Çoğunluğun içinde eşitlikçi güdüler ona karşıt güdülerle karışık. Muhtemelen çoğu sadece hayatta kalmak için, avlanan geyiğin birlikte yenmesi gerektiğini biliyorlar. 

Emirhan: Çok ilkel duygularla...

K. Arslanoğlu: Evet, ama mal arttı mı diyelim üç geyik olduğu zaman bir tanesi birini yiyip diğerlerine diğer geyiği paylaştırdığı zaman, birçoğunun buna ses çıkarmadığını görüyorsun.

Emirhan: Artan geyiği almaya çalışan adamın özü mü bu?

K. Arslanoğlu: O bencilliği. Tabii, muhtemelen o oradaki kabile şefi, en çok kadınla seks yapan ve diğerlerine seks imkânı tanımayan, hayvan sürülerinde de böyledir ya, bu onun gelişmesi için güzel bir şeydir. Neden? En güçlünün soyunu devam ettirmesi, ileriki nesli daha kuvvetli yapar. Muhtemelen kabilede de böyleydi bu, fakat herkes birlikte çalıştığı için belirli bir söz hakkı, fikir hakkı ve yemek hakkı vardı. Ama nüfus ve üretim artınca bir paylaşım sıkıntısı çıkıyor. İnsanların çoğunluğu için, birilerinin zengin olup, kendisinin daha azla yetinmesiyle ilgili büyük bir sorunu yok. Bunu yaşayarak binlerce yıldır görüyoruz. Bir parti çıkıyor, zenginden alıp fakire vereceğim diyor, yok ya istemiyorum cevabı alıyor,  diğeri daha çok oy alıyor. Bunun çeşitli ruhsal mekanizmaları var tabii. Din, milliyetçilik… 

Emirhan: Tam burada Celal Şengör, hatırladığım kadarıyla şöyle söylüyordu: "Bizim solcuların en büyük hastalığı, ellerinde bir reçete vardır kendilerine hasta ararlar, hâlbuki olması gereken elinde steteskop teşhis koymak gerekir halka". Marksizm’in bir din haline gelmesi, ritüellerinin olmasını da söylüyordu Celal hoca o konuşmasında. 
Ubeydullah: Zaten siz de din diyorsunuz Marksizm’e.

BUGÜN MARKSİSTİM DİYENLERİN İŞÇİ DİYE BİR SORUNU VAR MI?
K. Arslanoğlu:
Evet üstelik gerici bir din. Ne bekleniyor Marksizm’den? Marksizm’in en olumlu özelliklerinden birisi nedir? Emeğe dayanması, işçilere, yoksullara dayanması. Bugün Marksist’im diyenlerin işçi diye bir sorunu var mı? Yok. Laf olarak var, senden daha çok anarlar, ama acil mesele nedir diye sorsanız hiçbirisi ilk 10’a işçilerle birleşmek diye bir şey...

Ubeydullah: Bunu işçiler de istemiyor zaten...

K. Arslanoğlu: Böyle sunulursa işçiler de istemez tabii. Diyelim ki Düzce'deki işçiler, büyük çoğunluğu dindar. Fabrikaya greve gidiyorsun, fedakârca çalışan insanlar da çıkıyor mesela TKP'li gençlerden. Orada, grevdeki üç beş tane daha kendilerine yakın işçi oluyor. Diyelim ki 150 işçi var 5 tanesi böyle, diğerleri sıradan vatandaştır. İlk sordukları sorulardan biri, Türk bayrağına ne diyorsunuz? Neden greve Türk bayrağı getirmediniz? İlk soru bu, sonra siz Müslüman mısınız? Dine inanıyor musunuz?

Emirhan: Sanki yabancı bir türle karşılaşmış gibi...

K. Arslanoğlu: Evet, evet!

Emirhan: Hâlbuki TKP'lilerin de babasının ismi Hasan, annesinin ismi Ayşe...

K. Arslanoğlu: Şimdi işçilere bu konularda somut şeyler sunman lazım. Ben dine inanmıyorum ama bak dine inanan da var diyebilmen lazım.

Emirhan: İnsan bu'ya ulaşmanın pratik bir örneği bu sanırım…

K. Arslanoğlu: Evet. Dini bu işe fazla karıştırmıyoruz ama sosyalist Ahmet de dindar diyebilmelisin. Bu da içlerinde var aslında. Kafasına vurdukları için söylettirmiyorlar. 10 kişiden birisi böyledir, dinle bağı sürmektedir.  Ama bunu işçilere orada söyleyemez. Çünkü diğerleri “sende mi?' filan olurlar. Şimdi o konuda Kemal Okuyan'ın, TKP'lilerin çok ilginç bir saptaması vardır. İlk Hatay mitingi, sonra da Gezi'de, kendileri taşımasa bile bayrakla haşırneşir oldular. Dediler ki bugüne kadar Türk bayrağı gericilerin sembolüydü, artık Türkiye halkı onlardan geri aldı. Kemal Okuyan yazdığı andan itibaren artık sembol herkesin malıdır. 

Emirhan: Yani beş bin kişi öyle kabul etti diye artık Türk gericilerinin elinden alındı bayrak.

K. Arslanoğlu: Evet, öyle oldu. 

Ubeydullah: Yalçın Küçük'ün AKP bizi Kemalist yaptı demesi gibi bir şey bu.

K. Arslanoğlu: Yeni bir şey mi bu?

Emirhan: Son 10 yıldır filan öyle diyor.

K. Arslanoğlu: AKP de Kemalist oldu da.

Emirhan: Perinçek deseydi, daha tehlikeydi. Çünkü Perinçek Kemalist AKP'li. Perinçek'e bakışınız nedir?

K. Arslanoğlu: Partisinde çok dürüst insanlar var. Ara sıra karşılaşıyoruz. Bazen beraber işler yapıyoruz. Yahu diyorum ne kadar iyi insanlar var. Temiz insanlar…Galiba diyorum bende bir sorun var. Perinçek'e karşı sanırım ben ön yargılıyım…

Emirhan: Bilmediğim bir şey var diyorsunuz...

PERİNÇEK HER SEFERİNDE BUNU MAHVEDİYOR
K. Arslanoğlu: Evet, bunlar bu kadar seviyorsa burada bir iş var. Tam bende de bir yumuşama olacak, Perinçek her seferinde bunu mahvediyor. Bunlar özünde yeterince özverili olmadan maksimum fayda elde etme isteğinden. Kendini gösterecek, büyük lider olacak. Bunun için de daha kuvvetli şeyler yapması lazım. Bunu yapmıyor, yeterli değil. Şimdiki tüm sosyalistlerde var bu. Az bir devrimcilikle maksimum devrimci görüntü yaratmak. Küçüksen bizim gücümüz bu kadar de, bu daha sempatiktir, daha ilgi çekersin. İnsan buysa siyasete ne önerirsiniz demiştiniz ya, bir yandan dürüstlük öneriyorum, bir yandan da tam tersi bir şey var: Siyasette oportünizm denen şey. Zamanına göre kulvar değiştirmek, ittifak değiştirmek, faydacı olmak başarı için önemli bir kriter. Atatürk, Lenin en az kıvırtanlardır ama en olumlu örneklerdir. Aslında epey adam harcamışlardır. 

Emirhan: Olumsuz örnek de RTE var.

K. Arslanoğlu: O da muazzam. 

Emirhan: Fetullah Gülen mesela. RTE işlediği suçların tetikçisini ortadan kaldırıyor. Tuttuğun kiralık katili ortadan kaldırıyor gibisin.

K. Arslanoğlu: Chavez mesela, o da öyleydi. Liderlik benim görüşüme göre kabile düzeninden beri insanın olmazsa olmaz özelliği, lider çevresinde toplanmak… Lider başarısız olursa başarısız olmak. Marksistler, aydınlanmacılar bunu reddederler, lider önemli değildir, toplumun seviyesi önemlidir filan derler… Bir bakarsın onlar da ancak liderle başarılı olmuşlardır. 
 

İlgili Haberler

ABC Forum

Leyla Civil | 'Karanlık ve Mavi'

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Berk Yüksel yazdı...

ABC Forum

Ali Koç başkan, peki şampiyon kim?

ABC Forum

Ali Koç FETÖ iddialarına cevap verdi

ABC Forum

Engeli nasıl aştık?

ABC Forum

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aday kriterleri

ABC Forum

'Hesap vereceksin tetikçi Küçük'

ABC Forum

Şuraya Bir 'Afrin' Çizelim - “Bordo Bereliler 2 Afrin'

ABC Forum

Zübükler…

ABC Forum

Kadınlar Günü...

ABC Forum

Bir Toplumsal Fenomen Olarak; Müslüm Gürses