YAZARLAR

Tüm Yazıları İbrahim Kaya

Uçurum kenarındaki toplum

02.06.2018 23:38

Memleketin son yıllarda her açıdan dökülür hale gelmesi, artık, aynı yoldan yürümenin bir sınıra ulaştığını ve sadece iki seçenek kaldığını göstermektedir. Bu iki seçenekten biri memleketin tümüyle yıkık, dökük bir memlekete dönmesi iken diğeri memleketin yeniden inşa edilmesidir.

Her açıdan dökülür hale gelmiş olan memleketin elbette sadece siyaset veya ekonomi kurumu değil ama tüm kurumları şiddetli sarsıntılar yaşamakta ve bir varolma savaşı vermektedirler. Ya gerçekten, ailenin, dinin de içinde yer aldığı bu kurumlar yeniden inşa edilecekler, yani, yeniden kurum niteliği kazanacaklar ya da toplumun sonunu getirerek tümüyle yitip gidecekler!

KURUMLAR VE DEĞERLER

Yalnızca siyaset ve ekonomi kurumlarının nitelik değiştirmesi, yörüngelerini kaybetmesi yaşansaydı, muhtemelen, toplumu uçurumdan kurtarmak daha kolay olurdu. Ancak, bütün kurumsal yapılanmalarda bazı reformlarla iyileştirilebilecek boyutun çok ötesine geçmiş olan bir bozulma söz konusu.

Bu bozulma, ancak, kurumların yeniden inşasıyla, yani, yeniden kurum niteliği kazanmalarıyla tersine çevrilebilir. Örneğin, hukuk kurumunun işleyişindeki ve aktörlerindeki aksaklıklar sadece hukukun kurum-dışılaşmasına yol açmadı, ama aynı zamanda gündelik yaşamda insanların epey bir bölümünün insan-dışılaşmasına yol açtı. Hakikatin, adaletin, hakkaniyetin değil ama kibrin, intikam duygusunun, sahtekarlığın değer gördüğü bir gündelik yaşam son yıllarda oldukça tutundu.

Dolayısıyla, kurumlar sosyolojisi ve değerler sosyolojisi perspektiflerinden baktığımızda, kurumlardaki bozulmanın, esaslı olarak, değerler alanındaki yoksullaşmayla paralel ilerlediğini görürüz. Hile, sahtecilik, kötülük karşısında dürüstlüğün, sahiciliğin ve iyiliğin değer kaybetmesi zorunlu olarak toplum-dışılaşmaya yol açtı.

Toplumsal olanın yani ortaklığın veya daha doğru ifadeyle farklılıkların ve çeşitliliklerin ortaklığının yerini etnik, mezhepsel yani kültürel kimlikler arası kışkırtılan rekabet hatta mücadele aldı. Bu da sonuç olarak; yeniden kabileci anlayışın hakimiyet kurması belasını getirdi. Kendi kabilesinin doğrusunun dışında evrensel, ortak doğrunun olabileceğine ihtimal bile ver(e)meyenlerle doldu toplum.

Tam da bu süreç modern toplumun liyakate, başarıya, ehliyete atfettiği değerleri erozyona uğrattı. Benim kabilemden olması yeterli anlayışı başarının, liyakatin, ehliyetin pabucunu dama attı.

Farklılıkların ve çeşitliliklerin ortaklığı olarak toplumun yerini kabileler almaya başladı ve böylece görünürde farklı olanların ayrılması, özünde farklılıkların ve çeşitliliklerin iptal edilmesi yaşandı. Kurumsal yapılanmalarda yöneticiler, yardımcıları hangi kabile orada etkiliyse hep o kabileden olmaya başladı.

Farklılıkları ve çeşitlilikleri gözetenler bu kurumsal yapılanmalarda boğuldu, sesleri kısıldı. Örneğin, bir siyasal partinin delegeleri ağırlıklı olarak belirli bir kabileden seçilmeye pardon atanmaya başladı. Akademik bölümlerin bazılarında sadece belirli bir kabilenin üyeleri başkan ve yardımcıları yapıldı.

Bu zorunlu olarak kaliteyi düşürdü ve kurum-dışılaşmaya neden oldu. Sonuç ise toplumun ölümüne doğru giden yolun inşası oldu. Kabileci anlayışın hakimiyeti, kişilerin evrensel doğruları anlama kapasitesini ve becerisini düşürdü.

Örneğin, PKK terör örgütüdür dediğinizde belirli bir etnik gruba karşı olduğunuzu düşünen, hatta buna inanan insanlar çoğaldı. Başka bir örnek vermek gerekirse; hangi etnik veya dinsel gruptan olursa olsun bir araya geldiklerinde diğerlerini dışlayanlar faşisttir dediğinizde belirli bir etnik veya mezhepsel gruba düşman olduğunuza kanaat getirenler az sayıda değil.

Başarının, liyakatin, ehliyetin karşısına bizim kabile üyeliği anlayışı geçince, başarılı, liyakat ve ehliyet sahibi insanlara karşı kötülük yapmayı kural haline getirdiler. Haksızlıklar, iftiralar, dışlamalar, yalanlar ve usandırmalar bu nedenle neredeyse başarılılara karşı kural haline getirildi.

Toplumun niteliğe her zaman ihtiyacı vardır; bütün gelişmiş toplumlar ehliyet ve liyakat sahibi uzmanlara ve bilirkişilere borçludurlar varlıklarını. Başarı ile sorunlu toplumların ancak kabileci kimlikler arası savaşı yarattıkları ve sonra dağılıp yok oldukları ise bilinmez değildir!

BAŞARIYLA SORUNU OLAN TOPLUM

Başarı ile sorunu olan toplumların bireyleri (ki esasında bu toplumlarda birey yoktur, kabile üyesi vardır!) çoğunlukla istihbaratçı kişiliklere sahip olarak yetişirler. Her daim görevlerinin birilerini gözetlemek olduğu inancına sahiptirler, örneğin, günlerinin bir bölümünü birkaç twitter hesabında yazılıp çizenleri kontrol etmekle, hatta onları not almakla geçirirler.

Kendilerini hep gizli görevi olan ajanlar olarak hayal ettiklerinden, esasında içinde bulundukları meslek grubunun onların hayatı açısından bir önemi yoktur. Yani esasında maaş aldıkları işi haketmiş insanlar değildirler. Sürekli birilerinin hayatlarını alt üst etmek için çalışırlar; üretmezler ama üreteni suçlamak için kötülük etmekten geri durmazlar. En önemli özellikleri temelsiz iddialarla gündelik yaşamlarını sürdürmeleridir.

Temelsiz iddialar ortaya atmaya bayılırlar; başkalarının hayatı onlar için anlam ifade etmez; karalama ve iftira bildikleri en iyi yoldur. Bu yol onları zorunlu olarak ispiyoncu yapmaktadır. Sadece kendilerini değil ama çevrelerindekileri, yani mahiyetinde olanları da yalana, iftiraya sevk ederek, onları da insan-dışılaştırırlar.

Demek ki memleketin ana sorunlarından birisi başarı ile sorunu olmasıdır. Eğer memleket en başta söylediğimiz gibi, tümüyle yıkık, dökük bir memlekete dönmeyecek ve dolayısıyla yeniden inşa edilecekse, bu sözünü ettiğimiz başarı ile olan sorununun çözülmesi elzemdir.

Türkiye son yıllarda hızla entelektüelliğe düşman bir memleket olma yoluna sokulmuştur ve bu yolda başarı takdir edilecek, baştacı yapılacak bir değer, bir nitelik olmaktan çıkarılıp, kabileci bir anlayışla yani, ancak bizden ise başarılı övülmeyi hakeder, yok değilse, dışlanması, suçlanması, etiketlenmesi şarttır anlayışıyla yer değiştirmiştir.

Kurum-dışılaşma, toplum-dışılaşma ve nihayetinde modern-dışılaşma demek ki önemli bir açıdan başarıyla sorunu olan memleketlerde çok daha kolay biçimde kendine yer bulmaktadır. Bu nedenle bizim memleketimiz de liyakatin, ehliyetin yok sayıldığı, bizden olanın önemli makamlara getirilmesinin hak olarak anlaşıldığı bir dönemden geçiyor.

Ya yeniden inşa edilecek kurumlarıyla birlikte toplum ya da kurum niteliklerini tümüyle kaybeden kurumlardaki bozulmalarla birlikte tümüyle ölecek toplum!

Umarız ki, başarının değer bulduğu, liyakatin, ehliyetin toplumun üzerinde uzlaştığı nitelikler olduğu bir topluma doğru atılacak büyük bir adım olur 24 Haziran ve/veya 8 Temmuz!

 

Eğitim