darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

Türkiye için değişim vakti

17.06.2018 11:00

İyi bayramlar. Pazar günü memleketin geleceğini oylayacağız. Elbette hiçbir şey orada bitmeyecek; ama bir değişim sürecinin kaçınılmaz olduğu daha şimdiden ortaya çıkmış durumda.

Seçimlerin iki tür sonucu vardır: Birincisi sandıktan çıkan sayısal sonuçlar; bir de seçimin öncesindeki süreçle seçim sonrası süreci birleştirecek siyasal sonuçlar. Pazar gününü, açılan sandıkları, çalınacak bir kısım oyumuzla ilgili tartışmaları daha görmeden şunu söyleyebiliriz: Bu seçimin siyasal sonucu bellidir ve kazanan muhalefet partileridir. 

Nedenlerini açıklayalım.

İktidar Değişim Fikrini Muhalefete Kaptırdı
Seçimin gündemini muhalefet kurdu. AKP ve özelde Erdoğan kendi gündemini kuramadı, söylemini oluşturamadı. 7 Haziran seçimleri hariç 16 yıldır hep kendi gündemini kuran ve muhalefeti kendisine yanıt verme telaşı içinde bırakan Erdoğan bu kez seçimin belirleyeni değil. Güvenlik eksenli bir kampanya amaçladılar; o da tutmadı. Ekonomide mızrak çuvala sığmıyor. Kek üstünden muhalefete atılan müthiş gol pası da, iktidarın ülkenin derinleşen sorunları karşısındaki ciddiyetsizliğinin, çaresizliğinin mizahi şekilde görünür kılınmasına imkan verdi. 

Bütün bunların en açık kanıtı, iktidarın değişim fikrinin öncülüğünü muhalefete kaptırması. Düşünelim; 16 Nisan referandumuyla AKP-MHP yeni bir hükümet sistemi getirdi ve bu seçimle birlikte bu yeni hükümet sistemi tam olarak uygulanmaya başlanacak. 

Yani AKP-MHP bloğu, yeni bir sisteme geçiyoruz, değişimi başlatıyoruz kampanyası kurmayı, yeni sistem etrafında bir değişim umudu sunmayı amaçlamıştı bu seçimde. Başaramadı. Aksine, seçim sürecinde AKP-MHP statükonun, kurulu düzeni sürdürmenin bekçisi konumuna sürülürken; değişim söylemi, sloganı açık biçimde muhalefet güçleri tarafından sahiplenildi. Hem miting konuşmalarına ve vaatlere yansıyan içerik hem de partilerin seçim sloganları bunun kanıtı. Hatta Saadet Partisi Değiştir, HDP ise Senle Değişir sloganları etrafında değişim vurgusunu açıktan sahiplendi. 

Üstüne üstlük Erdoğan artık muhalefetin öne çıkardığı fikirleri kendisi sahiplenmek zorunda kalıyor. Muhalefet OHALi kaldıracağız diyor; Erdoğan kampanyanın başında OHAL sürecek derken şimdi ilk işimiz OHALi kaldırmak olacak vaadi veriyor. Bu bile oyunu muhalefetin kurduğunun açık örneği. Toplumsal dalganın yükseldiği, kabardığı yerleri muhalefet yakalıyor. Ekonomide de durum farklı değil.

Dolayısıyla AKP, bu seçime reformcu, değişimci parti imajını tamamen kaybetmiş, yorgun ve isteksiz, oyun kuramayan bir dağınıklıkta giriyor. Tek vaadi var: kazanımları korumak. Sayısal sonuçlara yetecek mi, göreceğiz. 

İktidarın Geleneksel Kutuplaştırma Siyaseti İflas Etti
AKP 16 yıldır çok şanslıydı. Sağdan bütün rakiplerini ya tasfiye etti ya da Kurtulmuş, Soylu gibi rakiplerini kendi içinde eritti. Dolayısıyla başarısı bir açıdan da, sağdan alternatif çıkmasını önlemesine ve seçimleri AKP-CHP ekseninde kurmasına dayanıyordu. MHP ise gerçek bir alternatif riski oluşturmak bir yana, son dakikada yedek kulübesinden oyuna giren kurtarıcı rolünü üstlenmişti AKP için. 

Böyle bir tabloda Erdoğan bir yandan değişim, reform fikri etrafında geleneksel İslamcı tabanın ötesine doğru partisini genişletirken diğer yandan da bu tabanı CHP üstünden Cumhuriyete ve kazanımlarına karşı kışkırtarak yeni rejimini inşa ediyordu. Kolaydı da; CHP dinsiz, cami kapattılar, dinimizi yasakladılar, ezanı Türkçeleştirdiler diye başlıyor; her türlü kara propaganda ve geri bilinci kaşıyan yalanla seçimleri kültürel kimlikler, dindarlar-laikler eksenine yerleştiriyordu. Medyayı niye ele geçirdi sanıyoruz? 

Aslında başkanlık sistemine geçme nedenlerinden birisi de buydu. Bu formülle, siyasal alanda başka aktörler çıkmaksızın, iki turlu seçimlerde dindarlar-laikler ekseni kurulur, 60a 40 ile seçimler rahatlıkla kazanılır ve Saray seçimleri kaldırmadan, meşruluk görüntüsü vererek hep iktidarda kalırdı. Nitekim bu planı işletmek için MHPyi de yanına aldı. Amaç, AKP-MHP bloğu karşısında CHP-HDP bloğu görüntüsü oluşturmak; kutuplaşmayı yine kimlikler ve sağ-sol zıtlığı üstünden kurmaktı. 

Tutmadı. Açık söyleyelim; İYİ Parti ve Saadet Partisinin muhalefet bloğunda yer almayı seçmesiyle ve özellikle de CHPnin akıllı stratejisiyle… İncenin genişletici stratejisi de bu zeminle birleşti.

Tam da bu nedenle AKP seçime istediği, alışageldiği kutuplaştırma stratejisiyle gidemiyor. Bunun yerine İYİ Parti ve Saadeti görünmezleştirme, muhalefet bloğu içinde yer aldıkları fikrini unutturma yolunu seçiyor. 

Ne yapabilirler? Suruçta yaşananlara iyi bakılırsa ve Erdoğanın mahalle temsilcileriyle yaptığı toplantıda söyledikleri dikkate alınırsa (7 Haziran yaşamak istemiyoruz ve HDPyi baraj altı bırakın sözleri) elde kalan tek stratejileri seçimi güvenlik-terör, Türk-Kürt zıtlığına taşımak, seçimi bu eksende kazanmaya çalışmaktır. Fakat bu kez bu da tutmayacak. Yine de, seçimin ikinci tura kalması halinde uyanık olmakta, 1 Kasım senaryolarının gerçekleşmesine, her türlü provokasyona ve şiddete karşı net tutum almakta yarar var.

Manevi Önderliği Muhalefet Ele Geçiriyor
Biz bu seçimin siyasal kampanyasını Ramazan ayında izledik, geçirdik. Kuşkusuz AKP her zaman olduğu gibi bizim kaynaklarımızla, kamunun parasıyla uçaklar kaldırdı, iftar ve sahur programlarını seçim kampanyasına çevirdi. Her zaman olduğu gibi, manevi önderliği dini kimlik etrafında örmeye çalıştı. Elbette etkiliydi; fakat Ramazan ayına rağmen AKP dinsellik etrafında bir manevi önderlik kampanyası oluşturamadı; etkisi zayıf kaldı.

Muhalefetin manevi önderliği ele geçirmesindeyse dinsellik etrafında daha iyi bir kampanya kurması yatmıyor. Asıl mesele, rakiplerine sabah akşam ahlak, değerler, maneviyat dersi vermeye kalkan, kendi durduğu yeri ideal ilan edip toplumu da bu ölçüye göre dönüştürmeyi hedefleyen bir iktidarın seçimde hile yapacağı, sandıklara müdahale edeceği yönündeki algının yerleşmesiydi. 

Muhalefet; kul hakkından, değerlerden, ahlaktan söz eden iktidarı bu alanda sıkıştırdı. Çelişkiyi, söylemle eylem arasındaki mesafeyi görünür kılan bu sıkışma karşısında iktidar tek ses etmiyordu; savunma yapmıyordu ve hatta sessizce kabullenme durumundaydı. Sanki seçim güvenliği, sanki milli irade sadece muhalefetin derdiydi; iktidar sandığa girecek oyunun güvende olduğundan endişe duymamaktaydı. Bunu bilinçli yaptılar; bu seçimde AKPye oy vermeyeceğini söyleyen seçmenler bile hocam bir şekilde alırlar seçimi diyor sohbet ederken. Amaç, yılgınlık yaratmaktı; seçimleri kazanmak imkansız hissini muhalefet saflarında oluşturmaktı. Biz hile yapmayız, ne münasebet diye gür ses çıkarmamaları tam da bundan. Gitmezler algısını beslediğini biliyorlar. 

Fakat tam da böyle bir ortamda Erdoğanın mahalle temsilcileriyle yaptığı kapalı toplantıda sarf ettiği başlamadan bitirmiş oluruz sözüyle birlikte her şey daha da netleşti.

Sandık kurulunu zaten istedikleri gibi çoğunlukla iktidara yakın memurlarla oluşturacaklar. Seçim yasasındaki düzenleme bunun önünü açtı. Şimdi bir de gelmeyen üyenin yerine yedek üyelikleri de AKPli müşahitler alsın demiş oldu. 

Olabilir; her kurul üyesi anayasaya ve yasalara bağlı olduğu sürece görevini yapar; bir siyasi görüşü olsa bile. Fakat görevini anayasaya ve yasalara göre yaparsa başlamadan bitmiş olmaz seçim. Başlamadan bitirmek başka bir görev tanımıdır; muhalefetin kampanyasını, savunusunu yaptığı seçim ve sandık güvenliği konusundaki tavrının ne kadar haklı olduğunun bizzat Erdoğan tarafından ilan edilmesidir. 

Sayısalda Kazanmak İçin Son Düzlük
Gelelim siyasal sonuçlardan sayısal sonuçlar kısmına.

Evet, muhalefetin eli çok güçlendi ama unutmayalım ki ülkeyi sayısal üstünlüğü alanlar yönetecek. Erdoğan siyasal üstünlüğü kaybettiği için sayısal üstünlük gününe, o gün yapılacaklara, Pazara odaklanmış görünüyor. 

Mahalle temsilcilerine yaptığı konuşmadan şunu anlıyoruz: Seçimi kazanmak için Erdoğanın elinde iki koz kalmış durumda: Birincisi HDPnin baraj altı bırakılması; ikincisi sandık kurullarında tam hakimiyet. HDP baraj altı kalırsa Cumhur İttifakı Meclis çoğunluğunu alacak; sandık kurulu üyeliklerini iktidar üyeleri alırsa Cumhurbaşkanlığı seçimi ilk turda kazanılabilir. Hesaplarının bu olduğu görülüyor.

Öyleyse şimdi önümüzde çok kritik bir Pazar günü var. 

Birincisi ve her şeyden önemlisi o gün gerekirse uyumayacağız; sandıkların başından ayrılmayacağız. 

İkincisi mutlaka ama mutlaka AKP-MHP bloğunun Meclis çoğunluğunu kaybetmesini sağlayacağız. Meclis seçimlerinde bulunduğumuz yerde vekile dönüşebilecek partilere oy vereceğiz. En geniş Meclis temsiliyetini, yeni bir anayasa yapacak temsil gücünü sağlayacağız.

Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu muhalefet adayının kazanması için de hayati. Meclis ile Cumhurbaşkanı uyumsuz olmasın, bir daha seçime gitmeyelim propagandasıyla muhalefet adayını güçlendirip kazandırmak mümkün. Diğer yandan Pazar günü çıkacak sonuç bu yönde olursa, AKP-MHP ittifakının ciddi bir krize gireceğini de unutmayalım. 

Dolayısıyla üçüncüsü, ikinci tura muhalefet adayını en güçlü şekilde taşımak gerekiyor. Benim çağrım, Muharrem İnceyi ikinci tura Erdoğanla puan farkı 10un altına düşmüş şekilde çıkarmak yönünde. Bir dip dalga var; bu dalga ikinci tura sayısal olarak da taşınmalı. 

Başarabiliriz. Zor olacak, ama olacak. Çalınmadık kapı bırakmamak için son hafta.

 

 

 

 

Eğitim