unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

2019dan önce 3 temel talepte birlik

25.11.2017 11:08

Müthiş bir normalleştirme stratejisiyle karşı karşıyayız. İktidarıyla ve muhalefetiyle bir olmuşlar, Türkiyede siyasal süreç normalmiş gibi 2019 tartışması yapıyorlar.

OHALi tartıştıran yok; seçim güvenliğini tartıştıran yok. Basının tasfiyesini, işçilerin grevlerinin ve hak arama yollarının yasaklanmasını, kamu çalışanlarının üstünde sallanan KHK kılıcını konuşan/konuşturan yok. Türkiye çok normal; olağanüstü hiçbir şey yok; rejim sıradan, sistem demokratik ve biz sürecin sonunda 2019da ekonomik olarak yıpranacak iktidarın seçimleri kaybedeceğini, kaybettiğinde de bu sonucu kabul edeceğini konuşuyoruz. Hiç ders almıyoruz. Böyle bir normalleştirme stratejisiyle karşı karşıyayız.

2019da şu şu belediyeleri alacağız, 2019da ilk turda şöyle şöyle yapacağız, ikinci tura kalırsa bakacağız. Hal bu; muhalefetler Türkiyenin bugün somut olarak içinde bulunduğu siyasal tabloyu yok sayarak, görmezden gelerek ve gündemi 2019 üstünden kurarak iktidarın Türkiyede olağan bir rejim var, her şey normal masalını tamamlamaktan öteye gidemiyorlar. Acı ama gerçek bu.

Oysa ciddi sorunlar var. İktidar açısından ekonomik tablo gerçekten kötü; halk krizin faturasının sırtına daha da bindirileceğini seziyor, yaşıyor. İşler iyiye gitmiyor diyen gayrimemnunlar kitlesi büyüyor. Bu durumda ne yapmalı? Seçimleri konuşmayalım mı?

Konuşalım. Ama öncesinde yapılacakları da. Adım adım gidelim.

İktidar zorlukların farkında. Saray bir yandan parti kadrolarında bir tasfiye-yenileme dalgası başlatıyor, diğer yandan ideolojik çekirdeğini genişletmek için yükselen Atatürkçülük rüzgarına bile taktik olarak alan açıyor. İktidarın meşruluk krizini açık eden ve yeni meşruiyet takviyeleri aradığını gösteren böyle bir sıkışma ortamında, demokratik siyaset ve muhalefet kanallarını genişletmek, karşı basınç oluşturmak mümkün ve bu, tüm farklılıklara rağmen tüm halkın, siyasetlerin ve sosyal hareketlerin gündemi olmalı.

2019da kimin ya da kimlerin aday olacağı, hangi program etrafında toplanılacağı tartışması bir sonraki aşama. Bugün yapılması gereken, asgari 3 temel talep etrafında siyasal mücadelenin örgütlenmesidir.

Nedir bunlar?

SEÇİM GÜVENLİĞİ SAĞLANMALI
Birincisi, seçim güvenliği konusu 16 Nisandaki YSK müdahalesiyle ciddi olarak zedelenmiştir. Seçim güvenliğini yasal-hukuksal olarak güvence altına alacak bir mücadele ortaklığı partilerarası ve partilerüstü zeminde sağlanabilir. Diğer yandan bu mesele sadece yasal-hukuksal bir mesele de değildir. Hukuksuz bir uygulamaya da imza atabileceklerini biliyoruz. Ve 16 Nisanda muhalefetlerin verdiği kötü sınav nedeniyle, geniş Hayır kitlelerinde önemli bir yılgınlık, kırgınlık hissi hakim. Sandığı niye koruyayım ki?, sandığa gitsem, çalışsam da arkamızda kimse durmuyor ki diyenler hemen yanı başımızda. Ve hatta hepimizde bu his hakim.

Bu nedenle birinci ortaklaşma maddesi, hem iktidarı/devlet organlarını hukuka uymak zorunda bırakacak hem de geniş kitlelerde oluşan küskünlüğü, ataleti, yenilgi hissini psikolojik olarak giderecek bir seçim güvenliği mücadelesidir. Bu hareket, siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini, halk inisiyatiflerini içinde bulundurabilir. Bir tür sosyo-politik hareket doğurabilir. Hangi partiden, görüşten olduğunuzun önemi yok. Sandıktan çıkan sonuca inanmak, güvenmek istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Bunun için AKP teşkilatlarına bile gidilmelidir. Hayır, biz istemiyoruz mu diyecekler; ilan edelim yeter. Kaldı ki şu anda ne zaman metal yorgunluğu yüzünden alınacağız? sorusu dışında soruları var mı?

OHAL KALDIRILMALI
İkinci ortaklaşma maddesi/talebi, Olağanüstü Hal uygulamasının derhal kaldırılmasını sağlamak olmalıdır. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında terör ve darbeyle mücadele amacıyla başlatılan OHAL uygulaması, bugün bir istisna hali olmaktan çıkmış; devlet, toplum, çalışma hayatını düzenlemenin temel aracı haline gelmiştir. Bir yandan yargı denetiminin ortadan kaldırılması, diğer yandan bakanlıkların Meclis eliyle düzenlenmesi gereken yetki ve görevlerinin KHKlar ile düzenlenmesi durumuyla karşı karşıyayız. Daha da önemlisi; iktidar sahiplerinin itiraf ettiği üzere, OHAL yoluyla işçi grevleri bastırılmakta; OHAL çalışan halka karşı kullanılmaktadır.

Kaldı ki ekonomik kötüleşmenin faturasının önümüzdeki süreçte daha da fazla çalışan halka çıkacağı aşikar. Etki tepkiyi yaratır, biliyorlar. Emek Çalışmaları Topluluğunun yaptığı bir araştırmaya göre OHALin ilk 6 aylık etkilerinin hissedildiği 2016da durma noktasına gelen işçi eylemleri 2017de ciddi oranda yükselişe geçti. Farkında mıyız bilmiyorum ama ülkenin her yerinde OHAL ile bastırılmaya çalışılan bir işçi eylemliliği var. Ve etkileri iyiden iyiye hissedilen krizle birlikte hak arama, ekonomik-sosyal koşulları iyileştirme mücadelesi daha da yükselecek. Bunu biliyorlar ve bastırmak için OHALe ihtiyaçları var. Açık açık söylediler; ötesi yok.

Yine İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin açıklamasına göre OHALin uygulamada olduğu 16 aylık süreçte 2719 işçi iş cinayetine kurban gitti ve aylık işçi ölümleri istatistiklerinde OHAL öncesine göre önemli bir artış sözkonusu. Ve sadece bu yıl şu ana kadar 71 işçi intihar etti.

Öyleyse krizin faturasını halka yükleme aracı haline daha da gelecek olan OHALin ve uygulamalarının kaldırılması mücadelesini ortaklaştırmak, bu talep etrafında bir geniş birlik kurmak da mümkün. Yeter ki doğru zeminde olsun. Demokratik kanalları açmak, ifade, örgütlenme ve hak arama zeminlerini yeniden güçlendirebilmek muhalif cenahtaki her görüşün, her siyasal ve sosyal yapının işine gelecektir. Ama en çok da OHAL yoluyla hakları budanan işçi, memur, çiftçi geniş kitleler için. Sırtına vergi yükü bindirilen halkın çoğunluğu için. Tütün üreticisi için mesela, Adıyamanda OHAL rejimiyle dün bir kere daha tanışan küçük esnaf için de. OHAL tekelleri vurmuyor; tekeller güçlenirken çalışan halkın ekmeği küçülüyor. OHAL karşıtı halkçı bir kampanya mümkündür. Ekonomik kötüleşmeyi OHAL ile ilişkilendirerek demokratik siyasete tercüme eden bir hat olasılıktır.

Diğer yandan OHALin kaldırılması, seçim güvenliği açısından da zorunludur, önceliklidir. Geçtiğimiz hafta sonuçları kamuoyu ile paylaşılan bir araştırmanın sonucuna göre 16 Nisanda normal olmayan oy sayısı 2.5 milyondan fazla. Neye göre? AKP ile MHPnin, yani Evet diyen iki partinin oy oranlarının üstünde Evet oranı çıkan il ve ilçelerin incelenmesi sonucunda bu kanaate varılmış. Ve bu illerin neredeyse tamamı Doğu ve Güneydoğuda. Tesadüf mü?

Biliyoruz ki bu ülkenin genelinde OHAL varsa bu bölgelerde OHAL daha da katmerli yaşanır. Referandum sürecinde yaşandı da. İktidar tüm devlet imkanlarını kullandı; propaganda imkansızlaştırıldı; sandık başında gözlemci, görevli olabilecek muhalefet kadroları uzaklaştırıldı. Siyaset fiilen devletleştirildi. Kayyım, tutuklamalar… Bunlar da ortada. Bu nedenle 2019 hakkında konuşmak ve seçim güvenliğinden söz etmek isteyen her siyaset hangi görüşten olursa olsun bu tabloyu ciddiye almalı, eşit ve adil bir sandık kurulabilmesinin şartlarını ortaklaşa zorlamalıdır.

TERÖRE, ŞİDDETE SON – DEMOKRATİK SİYASET GÜÇLENDİRİLSİN
Ve üçüncü ortaklaşma gündemi, iktidarın bugün siyasal alanı neredeyse yok etmesini meşrulaştıran tüm şiddet, terör unsurlarının karşısında geniş bir şiddetsiz, demokratik hat oluşturulmasıdır. Yani siyasetleri ve halkı 2019a kadar geniş bir zeminde birleştirecek 3 temel talep sadece iktidara seslenmemeli; iktidarın otoriterliğini üreten, meşrulaştıran tüm hareket tarzları karşısında da bir geniş birlik oluşturulmalıdır. PKK şiddet ve terörünün sürdüğü bir ortamda Türkiyenin hiçbir sorunu demokratik olarak konuşulamaz. Meclisi yeniden güçlendirecek, yeni bir kurucu meclis ve toplumsal sözleşme etrafında demokratik kanalları açarak Türkiyeyi birleştirecek bir 2019 çıkış programı, öncesinde teröre-şiddete son birliğini de gerektirmektedir. PKK her kurşunuyla Türkiyede demokratik bir yaşam olanağının da altını oymaktadır. 7 Haziran sonrasında yaşananlara bakmak yeter. Bugün tutuklu kimi Kürt siyasetçilerin özeleştiriden, yapılan hatalardan söz etmeye başlamaları önemlidir. Demokratik siyaset kanalları açılmalı; şiddet ve terör karşısında demokratik siyaset ve söz sahibi herkese nefes alanı yaratılmalıdır. 2019 öncesinin en önemli maddelerinden birisi budur.

Bu Neden Önemli?

Türkiyede tarihsel olarak bakıldığında tek partileşme ve otoriterleşme dalgasına meşruluk üreten zemin hep Kürt sorunu merkezlidir. Şeyh Said İsyanı sonrasında 2 yıl için çıkarılan ve ardından 2 yıl daha uzatılan Takrir-i Sükun Kanununu hatırlayalım. Etkileri muhalif, sol, demokrat neredeyse tüm siyasal, sosyal kadrolara, yayın organlarına ve emek mücadelesine kadar uzanmıştır. Bugün OHAL süreci de etkileri bakımından bundan farksız değil. Türkiyede otoriterliğe mazeret üreten, yüzlerce gencin canına kast eden zeminin kaldırılması için terör-şiddet olaylarına son; demokratik siyaset ve ortak çıkış, birlikte demokratik yaşam yollarının konuşulmasına, güçlü ve demokratik Meclise ise şans verilmelidir. Bugün terör-şiddet olaylarının son bulması sıvasız evinde çocuğundan kötü bir haber gelmesin diye bekleyen ananın da; evinde, işinde huzur ve çare bekleyen Türkün de Kürtün de ortak çıkarınadır.

Kaldı ki ekonomik krizin faturasını halka yükleyen iktidar, bu durumu güvenlik, savunma bütçesi için vergileri arttırmak zorundayız diyerek açıklamıyor mu? Öyleyse bugün Türkiyede şiddetsiz-barışçıl-demokratik siyasete alan açmayı savunmak; halkın ekmeğinin yeniden büyütülmesi programının en önemli unsurlarındandır. Yeter ki anlatabilelim; bunun ortaklaşma zeminini kurabilelim.

2019 öncesinin en önemli mücadele maddeleri bunlardır. Türkiyeyi 2019 öncesinde genel ve asgari çıkış programında birleştirmek isteyen her kesimin öncelikleri arasına bu 3 maddeyi almasında, bu 3 maddede kazanım elde ede ede halkı birleştirmesinde, yenilgi dalgasını dağıtmasında yarar var, buna imkan da var. Somut gitmek, asgari taleplerde birleşmek ve sloganların ötesinde sıradan sorunlara dokunmak zamanı.

Bu 3 maddede ortaklaştık ve başardık mı? O zaman ortak ve asgari bir program etrafında seçimleri kazanmak ve demokratik, laik bir cumhuriyet için halkı örgütleyen siyaseti konuşmak mümkün olacak.

Hangi partide, hangi görüşte, hangi sendikada olduğunuzun bir önemi yok. Partileri, liderleri tartışmıyoruz. Türkiyeyi acil olarak birleştirecek 3 temel talepten söz ediyoruz. Bulunduğunuz her yerde bu mücadele programını ve talepleri güçlendirin yeter; yollar sandıkta değil, önce mücadele ve kazanma hissinde birleşsin. Bu talepler etrafında bir genel hareket yaratmamız mümkün.

Ne dersiniz? Hayal mi?

Geçen hafta Bursada bir elektrik dağıtım şirketinde özel güvenlik görevlisi olarak görev yapan 3 çocuk babası, 35 yaşındaki Hüseyin Rehber ekonomik sıkıntılar nedeniyle iş yerinde intihar etti. İntihar etmeden bir saat önce sosyal medyada şu mesajı paylaşmıştı: önce hayaller ölür, sonra insanlar.

Hayallerimizin peşinden gidelim, insanlarımızı yaşatalım.  

Eğitim