darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

Takvim: Katar'dan Türkiye'ye büyük ihanet

Benzin ve motorine büyük zam!

'Piyasalara saldırının en büyüğü geliyor'

'Otomotiv sektörüne büyük darbe'

Abdulkadir Selvi'den Brunson iddiası

Yeni çıkan kitaplar / 30 Nisan 2018

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

YENİ ÇIKANLAR


1-468.jpg

Fikret Başkaya
PARADİGMANIN İFLASI
Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş
Yordam Kitap

Türkiye'de resmî ideolojiye getirilmiş en keskin ve kapsamlı eleştirilerden biri... Öncü bir çalışma... Ve 27 yılın ardından, yaptığı onca basım, açtığı onca tartışma ve gördüğü onca “hukuki muamele' ile artık bir klasik… Fikret Başkaya'nın 1991 yılında ilk baskısını yaptıktan sonra siyaset bilimi ve yakın tarih alanında klasik bir yapıt haline gelen bu çalışması, “resmî ideoloji' cephesinde öyle bir endişe yarattı ki, Başkaya'nın yargılanması, 20 ay hapis ve para cezasına çarptırılması bir yana, gözaltı aramalarında, ev baskınlarında demokrasinin geldiği “ileri' aşamanın da bir işareti olarak– “sakıncalı bir belge', hatta “suç unsuru' olarak gösterilebildi! Bir anlamda “resmî ideoloji'yle hesaplaşma, bir kitabın sayfalarıyla sınırlı kalmadı, sokağa taştı!

Paradigmanın İflası, aydınların resmî ideoloji karşısındaki konumunu ve “devlet aydını'nın çelişkilerini; milli mücadelenin niteliğini, anti-emperyalist bir karakter taşıyıp taşımadığını ve kitle katılımının boyutlarını; milli mücadelenin ulusallığı sorununu ve Kürt meselesini; Sovyet Rusya ve Komintern'le milli mücadelenin ilişkilerini; tarihte bireyin rolü bağlamında Mustafa Kemal'i ve Kemalist rejimin Bonapartizmle bağlantısını; Cumhuriyet dönemi iktisat politikalarını, sermaye birikimi ile Bonapartist rejim arasındaki bağı; sınıfsız, imtiyazsız bir kitle iddiasının ardındaki gerçeği ve yeni sömürgecilik kavramını kapsamlı bir şekilde tartışan bölümlerden oluşuyor.

Son bölümde de tüm bu tartışmaların odağında yer alan “paradigma'nın iflas edip etmediğini ele alıyor.

368 s. İstanbul 2018

2-407.jpg

Michel Juffe
FREUD-SPİNOZA MEKTUPLAŞMASI (1676-1938)
Çeviren:Siren İdemen
Metis Yayınları

Spinoza Freud'u okusaydı hangi kavramları benimser, hangilerini eleştirirdi? “Bilinçdışı', “ölüm dürtüsü', “Oidipus kompleksi' ne ifade ederdi ona? Peki ya Freud neden Spinoza'yı dikkatli okumamış olabilir? Okusaydı conatus hakkında ne düşünürdü? Ethica'da ifadesini bulan duygu ve etkilenme teorisine nasıl yaklaşırdı?

Sıradışı bir kitapla karşı karşıyayız: Bu ve benzeri sorulara cevap vermek için Michel Juffe aralarında neredeyse iki yüzyıl bulunan, biri öncelikle filozof (ama psikolojinin öncüsü de sayılan bir filozof) öbürü psikanalizin kurucusu olarak görülen iki düşünürün metinlerini birbirileriyle “konuşturmak' istemiş; bir başka deyişle, bu iki düşünürün ortak noktalarının yanı sıra ayrıldıkları noktaları belirlemek, birbirlerinin düşüncelerine getirecekleri eleştirileri ortaya çıkarmak için Spinoza ile Freud'u “mektuplaştırmış'. Bu “karşılaşma'dan da felsefe ve psikanalizle ilgilenen okurlarımızın zevkle okuyacağı dört dörtlük bir inceleme doğmuş.

320 s. İstanbul 2018

3-296.jpg

Yusuf Atılgan
SİZ RAHAT YAŞAYASANIZ DİYE
Can Yayınları

Kafamdaki romanı yazmak için işimden ve oğlumdan vakit ayıramıyorum, ama üzüldüğüm de yok. Bu koşullarda vaktim olsa da istediğim gibi yazacağımı sanmıyorum. Köyde, sessizlikte, üstünde dura dura çalışmaya alışmış biri için İstanbul çok hareketli; ama buna da alışacağımı, bu koşullarda yazacağım zamanın geleceğini sanıyorum. Yazmadığım için ne devleti ne de yayımcıları suçluyorum. Bunda bir suç varsa doğrudan benim suçum bu.

Yusuf Atılgan gibi bir bakıma “saklı' bir yazarın ardında bıraktığı notlar her zaman heyecan vericidir. Atılgan'ın “Eşek Sırtındaki Saksağan' adlı bir roman yazdığı, sonra da o metni yok ettiği biliniyordu. Elinizdeki kitap, bu romanın yazarın sandığında bulunan giriş bölümüyle birlikte elyazılarından derlenen notlarını, şiirlerini, dergilerde kalmış kısa öykülerini ve yaptığı çevirilerden örnekleri içeriyor.

256 s. İstanbul 2018

4-200.jpg

Nejat Yentürk
AYAKÜSTÜ İZMİR
Sokak ve Fırın Lezzetleri
Oğlak Yayıncılık

Ayaküstü İzmir'de bu zarif liman kentinin kültürünün simgesi hâline gelmiş sokak lezzetlerini ustalarından okumanın yanı sıra tahta kasalı manav arabalarını, İzmir kâri şerbet güğümlerini, söğüşçü camekânlarını keşfedecek, bir şehrin ayaküstü mutfağını âdeta okurken tadacaksınız.

Bu kitap, gastronomi yazınımızın en ihmal edilmiş yanına; ayaküstü mutfağımıza eğiliyor. Yemek kitaplarımızda hemen hemen hiç yer bulamamış bir mutfak alanına…

Ayaküstü İzmir bilgi kirliliğini ve şehir efsanelerini ayıklamayı hedefleyen, yüzeysel yaklaşımların uzağında bilimsel bir çalışma, bir kaynak kitap. Yalnızca İzmir mutfağıyla sınırlı kalmıyor, yüzlerce yıllık geçmişe sahip börekten, döner kebaba, şerbetten kokorece dek geleneksel mutfağımızın gözde örneklerine yeni yaklaşımlarla eğiliyor.

Öte yandan zengin bir ayaküstü mutfak kültürüne sahip İzmir'in tarihini sokaklardan ve ayaküstü mutfağı üzerinden okumayı deniyor. Aynı zamanda kentin yeme içme kültürünü, yalnızca günümüzde devam ettirilen değil, unutulmuş sokak ve fırın lezzetleri üzerinden de ele alıyor. Kentin mutfağına başta Yahudi-Sefarad ve Rum gibi unsurlarına Rumeli ve Girit göçlerinin etkilerini inceliyor.

480 s. İstanbul 2018

5-119.jpg

Afşar Timuçin
SONSUZLUK ŞARKISI
Bulut Yayınları 

“2015 Pen Türkiye Şiir Ödülü'nü alan Afşar Timuçin “Sonsuzluk Şarkısı'nda bu şiir kitabı için Sabahat Türel'in kendisiyle yaptığı söyleşide şöyle söylüyor: “Önemli olan yaşamak ve yaşadığını yazmaktır, şiir sözkonusu olduğunda da yaşadığının şiirini yazmaktır. Yaşarken olduğu gibi hiçbir şeyi gizlemeden yazmak, neredeyse mutlak bir içtenlikle yazmak. Kendilerini sakınanlar şiir diye bir takım belirsizlikleri bize sunabiliyorlar. Ne diyor bu adam, neyin şiirini yazıyor diyorsunuz. Ben böyle yaşadım ve böyle yazdım. Gizlisi saklısı olmayan, hilesi hurdası olmayan bir yaşam işte. Yaşadıklarımla övünmem ama yaşadıklarımdan hep hoşnut oldum. Özenli olmazsa kirlenebilir insan, kirlenirken ister istemez bir şeyleri de kirletir. Şiir bir sanattır ama yaşam daha büyük bir sanattır. Yaşamak sanatını beceremeyenler şiir sanatını hiç beceremezler.'

88 s. İstanbul 2018

6-101.jpg

Feridun Andaç
GÜN SEVİNCİN KAVŞAĞINDA
Eksik Parça Yayınları 

Gün Sevincin Kavşağında deneysel öykülerden oluşuyor.

Yaşam kavşağı, zaman kavşağı ve dil kavşağında buluşan her bir öykü anlatıcısının da anlatıları kurma bakışını/serüvenini içeriyor.

Feridun Andaç bu kez öyküde yaşananla anlatılan, düşlenenle kurgulananın oluşma seyrini dış-iç anlatılarla yansıtıyor. Kurgusal gerçeklikle yaşamsal gerçekliklerin buluşma, dönüşme durumlarında var olabilen öykülerini de birer deneysel anlatı olarak nitelendiren Andaç, okuru insan ruhunun yolculuklarına çıkarıyor.

Yaşanan zamanla yazılan zamanın labirent anlatıya dönüşmesinin deneysel metinleri olarak da okunabilir.

“Yazmaya başlarken bir söz, bir kavram ya da bir imgeden yola çıkıyorum. Sonra, hayata dair birçok şey gelip buluyor beni.

Yazının önünü yazı açıyor. Bir önce söylediğin söz, kurduğun cümle sonrasını getiriyor. İlk söz önemlidir bunun için.'

-Feridun Andaç

152 s. İstanbul 2018

7-087.jpg

Mevlüt Özben
SOSYALOJİK KAFA
Bir Sosyal Bilim Romanı
Phoenix Yayınevi

Hiç sıkılmadan keyifle okuyacağınız, okurken kimi zaman notlar almaktan da geri duramayacağınız farklı bir roman Sosyolojik Kafa. İstanbul'a Sosyoloji okumaya giden üniversite öğrencisi Nilüfer'in Romanı. Nilüfer ile birlikte İstanbul'u yaşarken, onun gözünden sosyolojinin derinliklerine inecek, sosyolojik kavramlarla tanışacak ve sosyolojik düşünme becerisinin hazzını yaşayacaksınız.

Bir rüya artığı olarak kalktı yataktan; saatine göz attığında acele etmesi gerektiğini anladı, ama yine de bir yavaşlık vardı üzerinde. Uyanmayı becerememiş uykulu bir bedenin zorlama hareketleriyle hazırlandı ve ayrıldı kaldığı öğrenci yurdundan. Okula varıp sınıfa girdiğinde Sabahattin Hoca'yı tahtaya şiir yazarken buldu…

'Ey kuş' dedim, 'Acayipsin, ya bir iblis ya kâhinsin,
Üstte Tanrı altta insan, hepimiz taparız ona,
Söyle bu kederli ruha, var mı ikinci bir vuslat, 
Melek gibi Lenor'umu kucaklar mıyım acaba?
Sarar mıyım onu şöyle, yine mazideki gibi'
O an kuzgun dile geldi, cevap verdi, 'Asla' dedi.
Edgar Allan POE

Sosyoloji eğitimi alan biri olarak bu bilimin bana kattıklarını somutlaştırmaya çalışıyorum kafamda. Kendi kendime soruyorum; sosyoloji bana ne kattı?

Sosyolojinin, yaşamdan dram üretme sanatında ustalaşmış yetişkinler dünyasına ve topluma daha bir kuşkuyla, yani bildik olanı bilmedikleştirerek bakmamı sağladığını söyleyebilirim öncelikle. Bu bilim insan ve toplum yaşamına sadece gözlerimle değil, yüreğimle de bakmam gerektiğini sezdirdi. Hemen hemen her şeyi daha bir farklı görmeye başladım. Çocuklar kıyıya vururken de, kadın oldukları için insanlar şiddet gördüğünde ya da öldürüldüğünde de, pek çok insan diyetisyenlerin kapısında kuyruk olmuşken açlıktan çocuklar öldüğünde de ben hep tetikte oldum. Fark ettim ki, sorun büyürken unuttuklarımızda! Sosyolojik bakışın özünü, çocukluğumuzun hazineleri ile harmanladım çoğu zaman. Yetişkinler dünyasının yarattığı dramların yıldızları söndürdüğünü gördükçe sosyologların “küçük prens' olması gerektiği düşündüm. Sosyoloji ve sosyologlar yıldızların tekrar parlaması için bir şeyler yapabilirler umudu beni daha çok bağladı bu bilime.

304 s. İstanbul 2017

8-073.jpg

Atilla Kıyat
SON KULLANMA TARİHİ:2019
Tarihçi Kitabevi

Konuya “Türkiye 20. yüzyılın son on yılını ıskaladı' diye girmek, sonra da “siyasi, askeri, ekonomik tedbirleri hayata geçirebildi mi, şimdi ona bakalım' demek gerçekten çelişkilidir.

Hele bir de bu on yılda ikisi tek parti, dördü koalisyon, biri güven oyu alamayan dört azınlık hükümeti, yani tam on hükümet görev aldı dersem, çelişki daha da büyür. “Evet, yapamadı' deyip konuyu kapatabilirim ama bu, kolaycılık olur. Yapamadığını iddia ettiğime göre, bunun kanıtlarını sunmam lazım.

120 s. İstanbul 2018

9-054.jpg

Naim Kandemir
BİR ÇOCUĞUN SAFLIĞIYLA 
Nota Bene Yayınları

Naim Kandemir, “Bir Çocuğun Saflığıyla' adlı kitabında Samsun'dan başlayıp metropole uzanan, oradan da ülkenin toplumsal mücadelesine açılan hayat yolculuğundan kesitler anlatırken, “büyümeye' direnerek çocuk kalabilmek ve bunun için mücadele etmek üzerine kurulu bir anlatıyla çıkıyor okurun karşısına. Kitabı okuduğunuzda, asıl mücadelenin politik / toplumsal olandan önce, çocukluk mücadelesi; yani çıkara, iktidara ve sömürüye bulaşmamak, çocukluk dünyasını korumak için verilen mücadele olduğunu anlıyorsunuz. Bu mücadeleyi kaybedip çocukluğunu yitirenlerin, ne kadar “devrimci', “kahraman' ve “önemli' kişiler sayılsalar da, aslında sahici olmadıklarını, karşı oldukları her şeyi kendi kişisel hayatlarında yaşattıklarını ve sonunda onlara benzeştiklerini…
Naim Kandemir, bizzat hayatın içinden süzülen ve yaşanmışlıklara dair öykülerinde başka bir yaşamdan bahsediyor; emek üzerine kurulu, başta kendisiyle mücadele edip kendisini değiştirmeyi öngören, büyüklenmeyi cahillik, büyümeyi kirlilik, insanlardan bir insan olmayı güzellik sayan, mücadelenin kendisi olmuş bir yaşamdan… Çocukluk insanın ana yurdudur. Ve tüm mücadeleler, öncelikle bu anayurdu kazanmak için verilmelidir. Naim Kandemir, bir çocuğun saflığıyla yaşayabilmek için yeniden başlamaya davet ediyor.

"Gerçekten hayatı seven, her şeye rağmen hayattan umudunu kesmeyen, hayata sadakatini sürdüren, yaşama sevincini yitirmemiş, iyilik ve umut duygusunu ruhunda söndürmemiş insanların ihtiyaç duyacağı öyküler bunlar. Yazar bize temiz, insancıl, soylu, dürüst insanların hayatlarını inşa etmek ve böyle bir topluma gidecek yolun önünü açmak için bir çocuğun saflığıyla, bu kirli dünyada yeniden başlamak gerektiği çağrısını yapıyor.

Bu çağrı, bütün öykülerden çıkan sonucun manifestosuna dönüşüyor. Bu öyküler sadece günlük hayatın psikopatolojisinin ortaya konulmasın değil, aynı zamanda bu patolojinin de dahil olduğu günlük yaşamın bütününün devrimci bir aklın süzgecinden geçirilmişliğinin de öyküleri oluyor.'

Cengiz Türüdü

240 s. İstanbul 2018

10-043.jpg

Levent Turhan Gümüş
ADA MASALLARI
Ayrıntı Yayınları

Bir ada, bir çocuk, martılar, korsanlar, Denizkızı ve masal var bu kitapta... Alaz, Ada'nın doğayla iç içe, oyunlu ve dondurmalı günlerinde, düşsel bir yolculuğa çıkıyor. Alaz'ın bu yolculuğunda adaların nasıl oluştuğunu, Zümrüdüanka'nın sırrını, Benekli'nin cesaretini, Denizkızı'nın tutsaklığını, Kızılsakal korsanın zalimliğini yaşıyoruz.

Levent Turhan Gümüş Ada Masalları'nda hayallerin rehber olduğu bir masalla tanıştırıyor bizleri.

80 s. İstanbul 2018

banner-050.jpg

İlgili Haberler

ABC Kitap

ABC Kitap | Haftanın Kitabı | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Editörün Seçtikleri | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Yeni Çıkanlar | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Haftanın Kitabı | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Editörün Seçtikleri | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Yeni Çıkanlar | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Haftanın Kitabı / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Editörün Seçtikleri / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Yeni Çıkanlar / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

Haftanın çok satan kitapları / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

Haftanın çok satan kitapları / 16 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Haftanın Kitabı / 16 Temmuz 2018