darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

'Piyasalara saldırının en büyüğü geliyor'

Abdulkadir Selvi'den Brunson iddiası

Erdoğan'ı istifaya davet etti

'CHP'de uzlaşı sağlandı, kurultay talebi ertelendi'

Canlı yayında ilginç 'dolar' kavgası: Ben sizinle aynı gemide değilim

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 4 Temmuz 2016

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

'Profesör' ünvanı taşıyan akademi yöneticilerinin cehalete övgüler düzdüğü ve okuyan sayısının artışı karşısında 'hafakanlar bastığını' açıkladığı günümüz Türkiyesinde, kitaba ve kitabın aydınlığına daha çok ihtiyacımız olduğu çok açık!

Ülkemizin sürüklenmeye çalışıldığı karanlığa karşı en etkili direniş alanlarından birinin 'okumak' olduğunu düşünüyor ve sizlere daha aydınlık günlerde daha çok kitaplı gelecek günler diliyoruz.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

Kitap dünyasındaki son gelişmelerden haberdar olmak için ABC Kitap sayfalarını takip etmeniz sizin için yeterli.

ABC Kitap sayfalarını okumadan kitapçı ve sahaf turuna çıkılmaz.

ABC izleyicilerine keyifli okumalar diliyoruz.

YENİ ÇIKANLAR

muzaffer.jpg

Muzaffer Buyrukçu
BULANIK RESİMLER
Kırmızı Kedi Yayınları

2006 yılında aramızdan ayrılan edebiyatımızın önemli ismi Muzaffer Buyrukçu'nun bütün eserleri Kırmızı Kedi'de. Sait Faik, Yunus Nadi ve Haldun Taner gibi önemli edebiyat ödüllerini kazanan Buyrukçu'nun, işçilerin ve işsizlerin, serserilerin ve kabadayıların, ev kadınlarının ve fahişelerin, sakatların ve delilerin, toplumda ve hatta edebiyatta pek görünmeyen insanların öykülerini anlatmadaki ustalığı, yakından tanıdığı karakterleri ve öykülerini son derece özgün bir üslupla kurgulamasında yatar. 

Farklı edebiyat tekniklerini ustaca kullanan Buyrukçu, Bulanık Resimler'de aynı ofiste çalışan memurların gündelik yaşamlarını renkli bir dille anlatır. Çoğunlukla tek bir mekânda geçen öyküler, şaşırtıcı bir kurguyla birbirine bağlanır. Diyalog, iç monolog ve bilinç akışı arasında mekik dokuyarak son derece dinamik bir biçimde örülen Bulanık Resimler, yoğun bir erotizmden sistem eleştirisine, eski İstanbul meyhanelerindeki cümbüşten tehlikeli arka sokaklara uzanarak, gerçekle hayalin, bilinçle bilinçaltının kendine özgü bir bileşimini yaratır. Yapıtlarında romanla öykü arasındaki sınırı zorlamayı seven Buyrukçu, kendine özgü üslubunun ilk ve en yetkin örneklerinden birini Bulanık Resimler'de okurlarına sunmakta.

368 S.İstanbul 2016

peter-002.jpg

Peter Ackyord
CİNAYET SANATI
Yapı Kredi Yayınları

1880 yılı, Londra'nın yoğun sisli, tekinsiz sokakları... Kurbanlarının parçaladığı bedenleriyle yarattığı sanatsal kompozisyonlarla mitolojik bir mertebeye erişen bir seri katil, yarattığı korku dalgasından beslenerek büyür. 

Bu tek kişilik gösteriyi izleyen her Londralı sıradaki kurbanın kendisi olabileceğinin bilincindedir. Korkuya karışan haz, gösterinin heyecanını daha da artırır. 

Tiyatro salonlarının ve sanatçıların merkezinde olduğu, Karl Marx gibi tarihi kişiliklerin cinayet şüphelisi olarak ifade vererek kurguya katıldıkları hikâye, kocasını öldüren Elizabeth Cree'nin asılmasıyla başlar. Elizabeth gerçekten suçlu mudur? Belki de sakladığı sır, merhum kocasının günlüğünde gizlidir: "Güzel, güneşli bir gündü ve ben bir cinayetin yaklaşmakta olduğunu hissedebiliyordum." 

Ackroyd Cinayet Sanatı'nda -tıpkı Dostoyevski'nin St. Petersburg'u, James Joyce'un Dublin'i ve Orhan Pamuk'un istanbul'u kullanması gibi- kurgusunun arka planına çok iyi bildiği ve ilmek ilmek işleyerek anlatmaktan keyif aldığı Londra'yı yerleştiriyor. Bu bağlamda roman, heyecan verici bir seri katil hikâyesini akıcı bir dille vermenin yanısıra Victoria dönemi Londrası'nın yaşam koşulları hakkında da belgesel izleniyormuş hissi veren ayrıntılara yer veriyor.

İdam sahnesiyle açılan roman başka bir idam sahnesiyle biter. Bu simetrik sahneler cinayet ile sanat ve yaşam ile ölüm arasındaki gerilimi acımasız bir çerçeve içine alır.

240 s. İstanbul 2016

jojo.jpg

Jojo Moyes
SENDEN SONRA BEN
Pegasus Yayınları

Beni o kadar da sık düşünme.
Sadece iyi yaşa. Sadece yaşa... Sevgiyle, Will.

Louisa Clark ve Will Traynor birlikte altı ay geçirmiştir. Koca bir yılın yarısı... Ve bu altı ay çok şeyi değiştirmiştir. Lou artık kendi hayallerinden korkan o kasabalı kız değildir fakat hayatı Will'in istediği gibi cesurca yaşamayı da başaramıyordur. Sevdiklerini kaybeden insanların yollarına nasıl devam ettiklerini bilmiyordur çünkü Will'in olmadığı bir dünya onun için hâlâ katlanılması zor bir yerdir. Boş bir apartman dairesinde yaşıyor, havaalanında korkunç bir işte çalışıyordur. Yaşasa da onun için hayat diye bir şey yoktur, ta ki karşısına onu Will'e götüren, kimsenin haberinin olmadığı bir bağlantı çıkana dek...

Kederden arınma yolculuğu hiçbir zaman dolambaçsız değildir ama hayat bazen o incecik çizgide yürürken sunar mucizelerini... Lou sonunda umudu tekrar bulup yeni bir hayat için hayaller kurmaya başlayabilecek midir?

Hikâyelerin mutlu sonla bitmesi için yola devam etmek gerekir...

456 s. İstanbul 2016

suerol.jpg

Su Erol
MAZLUM VE MAKUL
İletişim Yayınları

"Süryaniler dini kabul ettikten sonra kilise babaları bir anayasa düzenler... derler ki bundan sonra biz devlet kurmak, bayrak açmak, toprak kazanmak peşinde koşmayacağız. Size vasiyetimiz, kiliseye bağlı kalacaksınız, sanatınızla, işinizle, edebiyatınızla, tarımınızla uğraşacaksınız, hiçbir zaman siyasete müdahil olarak katılmayacaksınız. Bulunduğunuz hangi rejimse o rejime saygılı olacaksınız."

"Çok çalışkandırlar, çok çalışkan bir ırk... çünkü başka yaptıkları bir şey yok, daha doğrusu belki kendi oto-kontrolleri de diyebiliriz. Devlet kademesinde bir yer alamayacağını düşündüğünden dolayı ticarete yoğunlaşmış, çalışma gücüyle hayata tutunmuş." Ortadoğu'nun kadim halklarından biri olan Süryanilerin bugün ancak bakiyesinden söz edilebiliyor. "Bilinmiyor"lar. Su Erol'un çalışması, İstanbul Süryani cemaatinin kimlik stratejileri ve etno-sosyal ilişki ağları hakkında capcanlı bir tasvir sunuyor. Sadece etno-dinsel kimlikle ve politik düzlemle sınırlamadan; toplumsal konum ve çelişkilere, iş dünyasındaki deneyimlere, dinî ritüellere, aile ilişkilerine, gündelik deneyimlere, kuşak farklılaşmasına da bakıyor. Mazlum ve Makul, mazlumluğun ziyadesiyle müsamahakâr bir makuliyetle sarmalandığı bir görünmezliğin ve sessizliğin perdesini aralıyor.

 333 s. İstanbul 2016

teresa.jpg

Teresa Bernheimer
ALİ’NİN AİLESİ
Tekin Yayınları

Ali'nin Ailesi, Muhammed Peygamber'in en yakınlarının, Ehlibeyt'ten doğan soyun izini sürüyor adım adım. Bu hususta belirlenen şecereleri, çıkarılan soyağaçlarını ve yapılan tüm ilmî çalışmaları dikkate alarak titiz bir araştırmayla beraber sorular da koyuyor önümüze. Şecereler sadece soy sınırlarını belirlemek üzere mi çizilmişti? Belirli bir sülalenin çıkarlarını korumaları da isteniyor muydu? Bu sayede İslam kültürü içerisinde gerçekten ayrıcalıklı bir zümre oluşmuş muydu? 

Bu gibi soruların da peşinden giden ve nesnel delillerini görerek okuyacağınız Ali'nin Ailesi, Abbasi Devrimi'nden sonra Ali'nin soyundan gelen ve geniş bir coğrafyaya yayılan Alevilerin serüvenini merak eden her türden okur için bir başucu kaynağı.

160 s. İstanbul 2016

urun.jpg

Ürün Şen Sönmez
TÜRK ROMANINDA KÖTÜLÜK-BAŞLANGIÇTAN 1950’YE
Yitik Ülke Yayınları

Kötülük kavramı ve kötülük problemi, insanı ve insanın en zengin üretimi olarak sanatı ve edebiyatı derinden etkilemiştir. Kötülüğün, insanın hem içinde hem dışında var olması kavramı derinleştirmekle birlikte, maruz kalan, irade eden ve uygulayan tarafın kimliği, kötülüğü aynı zamanda bir problem haline getirmiş; mesele antik çağdan itibaren tüm boyutları ile felsefi, dini, sosyolojik, psikolojik, siyasi, tarihi ve sanatsal boyutlarıyla tartışılmış, genişlemiş ve gelişmiştir.

Türk edebiyatında kötülüğün varlığının sorgulanmasına dair çalışmalara rağmen kapsamlı ve münferit bir çalışmanın yapılmamış olması; kötülük ve edebiyat bağlamında yapılacak bir çalışmayı ihtiyaç haline getirmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, bu ihtiyacın giderilmesine katkı sağlayabilmektir. Çalışma alanı olarak romanın seçilmesi, kötülük kavramının pek çok disiplin tarafından biçimlendirilmiş olması ve romanın pek çok bakımdan bu disiplinlerle diğer edebi türlere göre daha sıkı ilişkiler kurmuş olmasındandır. Türk romanında kötülükle ilgili daha önce bir çalışmanın yapılmamış olması sebebiyle, bu çalışmaya konu olan romanlar, Türk edebiyatında romanın başlangıcından itibaren seçilmiş; bütüncül bir algı sunabilmek amacıyla 1950 yılına kadar olan romanlar bu seçkiye dahil edilmiştir. Romanın sosyal ve siyasal açılardan dönem yansımalarını sunması; niteliklerinin belirlenmesi noktasında ahlak ile ilişkilendirilen kötülük kavramının, yalnız kurgusal eserde değil Türk düşünce dünyasında ve toplumsal algısında da nasıl tanımlandığının ortaya koyulmasına katkı sağlayabilecektir.

626 s. İstanbul 2016

vazo.jpg

İlker Özünlü
VAZOYA BİR GÜL DÜŞTÜ
H2O Yayınları


Çamların arasında bir görünüp bir kaybolmaktır varoluş. Her yerde var olabilmek için bir yerde kaybolmak.

Kaybolmayı hepimiz gibi doğuştan edinmiş ancak bizim gibi unutmayıp bilince çıkarmış köylü bir kız çocuğu… 

Belki de ondan daha özgür olan, gittikleri her yerde başıboşlukları gıpta edilen ve tam da bu yüzden korkulan Çingenelerle rastlaşır ve onlara meydan okur: Kabul de görür, sevilir.
Fakat özgürlüğünü doyasıya yaşayacağına dair umutlar aniden kır yaşantısıyla birlikte savrulur.

Kırın özgürlüğü, kasaba sıkıntısıyla; köy yaşamı, apartman sıradanlığıyla; geniş çevre, çekirdek aile kurallarıyla yer değiştirildiğinde modernliğin, modern yaşantının ölçütü ne olacaktır?

Tüm yaşamı ve kentli değerleri bir çocuğun büyüme serüveni üzerinden sorgulayacak ve keşfedeceğiz: Özgürlük doğaya ait olmaktır.

Sonra karşınıza Çingeneler çıkacak. Çamların arasında bir görünüp bir kaybolacaksınız.

200 s. İstanbul 2016

cemilk.jpg

Cemil Kavukçu
MAVİYE BULANMIŞ SULAR
Can Yayınları

Cemil Kavukçu'nun deniz temalı öyküleri bir arada… Öyküseverlerin, Cemil Kavukçu hayranlarının, deniz öykülerine meraklı olanların kaçırmaması gereken çok özel bir seçki…

Bir deniz günlüğü tutmadım. Gemide çalıştığım yıllarda da bir ikisi dışında denizle ilgili öykü yazmadım. Anlatıldıklarında ilginç gelebilecek bazı olayları öyküleştirmeyi hiç düşünmedim. O ortamdan uzaklaştıktan sonra bende bıraktığı izlerin bazıları öykü kapılarımı çaldı. Bu hep böyle olur; belki de bir özlemdir. Yazın kış koşullarındaki öyküler, soğuk kış günlerinde ise bunaltıcı sıcaklar çağırır beni.

Değişik zamanlarda yazdığım deniz öykülerimin bir arada olmasını çok istiyordum. Onları toparlamak için kitaplarımı taradığımda şaşırdım; çok dağınıktılar ve sayıları sandığımdan azdı. On beş yılın ürünü sadece on üç öyküydü.

136 s. İstanbul 2016

boyali.jpg

W.Somerset Maugham
BOYALI PEÇE
İş Bankası Kültür Yayınları

1920'li yıllarda Londra ve Hong Kong'da geçen Boyalı Peçe, bir kadının ruhani uyanışının hikâyesidir. Kitty, annesi tarafından sosyal merdivende yükselmesini sağlayacak bir evlilik yapmak üzere yetiştirilmiştir. Ancak yaşı ilerlerken ufukta böyle bir evlilik belirmeyince panik halinde sevmediği bir adamla; Hong Kong'da bakteriyolog olarak görev yapan Walter'la evlenir. Walter'ın Kitty'nin ihanetini öğrenmesiyle başlayan süreçte, genç kadın kendi sığlığını ve insani zaaflarını fark edecek, hayatında ilk kez anlam aramaya başlayacaktır. Boyalı Peçe 1924 yılında Cosmopolitan dergisinde tefrika olarak yayımlanmaya başladığında, romandaki kişi ve olaylarla kendi hayatları arasında paralellik kuran bazı kişiler dergiye dava açmışlardı.

240 s. İstanbul 2016

stalin.jpg

J.Arch Getty
STALİMİZM HÜKMEDERKEN
Bolşevikler, Boyarlar ve Geleneğin Ayak Direnişi
İletişim Yayınları

"Putin'in Rusyası'nın (hatta Stalin'in Rusyası'nın), eski Rusya'nın bir devamı olduğunu ileri sürmek her şeyi çok basite indirgemek olur. Elbette böyle değildir. Gerek Stalin gerek Putin döneminde Rusya'nın öncekinden tümüyle farklı ideolojileri, toplumsal yapıları ve ekonomileri vardı. Rusya, 20. yüzyıl boyunca dünya kültürüyle az çok bütünleşmiş, okuryazar ve eğitimli bir toplum haline geldi. Bu değişimler gerçekten çarpıcıydı. Bu açıdan bakıldığında, modern Rusya veya SSCB eski Moskova prensliğinin taban tabana zıddıydı." Korkunç İvan, Lenin, Stalin ya da Putin damgalarını yaşadıkları döneme vuran veya vurmakta olan aktörler olarak hatırlanırlar. Hepsini özgün kılan ideolojileri, konumları ve yönetme biçimleri vardı ve bu anlamıyla tarihin farklı dönemlerine denk düşen bambaşka figürler oldular. Beri yandan, tarihi, ipine bir sonraki taşı bekleyen tespih gibi bir sürekliliğin ifadesi olarak kavramak da mümkündür: Başka bir deyişle bir (eski) "Moskova" geleneğinden, arkaik bir kültürün izlerinden bahsedilebilir… J. Arch Getty, Rus arşivlerini didik didik ederek büyük bir titizlikle hazırladığı Stalinizm Hükmederken adlı eserinde, hem Stalin'i farklılaşan ideolojik bir figür olarak hem de Stalinizmi Marksizmin bir türevi değil başlı başına bir ideolojik formasyon olarak tartışmayı öneriyor. Stalinizmi bu ayrıksılığı içinde ele alırken yönetim pratiklerini ve kurumsal yapılar içerisindeki dönüşümleri, manevraları ve yerel-merkezî yönetim içindeki çekişmeleri mesele ediniyor. Stalin ve onun yönetim mantığı Rusya'da hâkim duruma geldiğinde, bu hadise bir kültürel geleneğin tekerrürü müydü yoksa nevi şahsına münhasır bir "olay" mıydı sorularına özcülüğe saplanmadan cevap arıyor. Tarihî belgeler, tutanaklar, daha önce Stalin dönemine dair yapılan çalışmalar ve anılar ışığında çok yönlü bir perspektiften bakarak, bizlere Stalin ve hükmettiği tarihsel momente dair tek boyutlu ve tek merkezli bakış açılarını yerinden eden alternatif bir ideoloji ve dönem incelemesi sunuyor.
 

455 s. İstanbul 2016

kanuni.jpg

Aaron Nommaz
KANUNİ’NİN YAHUDİ BANKERİ DONA GRACİA
Destek Yayınları

Papa'dan Şarlken'e, I. François'dan Portekiz ve İspanya krallarına, Macar kraliçesinden Medici'lere, XVI. yüzyıl Avrupa'sının en büyük güç odaklarının dize getiremediği, dünyanın en zengin kadını Dona Gracia'nın muhteşem hikâyesi.

-Bu güç odaklarından canını ve servetini nasıl kurtardı?
-Avrupa'nın her yanındaki sinagogları nasıl birer istihbarat merkezi haline getirdi?
-Bu istihbaratı sunduğu Kanuni'nin eli, Avrupa karşısında nasıl güçlendi?
-Kanuni, Dona Gracia'yı neden ısrarla Osmanlı topraklarına davet etti?
-Sarayda nasıl ve neden vazgeçilmez oldu?
-Hürrem Sultan'la yakın dostluğu sayesinde elde ettiği gücü nasıl kullandı?
-Sokullu'yla giriştikleri amansız mücadele hangi sonuçları doğurdu?
-Kıbrıs'ın fethinde Yahudi parmağı var mı, Kıbrıs'ın fethine neden bu kadar önem veriyordu?
-Osmanlı'da ticaret, bankerlik ve özel girişimin devrinin çok ilerisinde olmasındaki en büyük pay Dona Gracia'nın mıydı?
-Yahudileri kovmak, İspanya ve Portekiz'e nelere mal oldu?

"Hususi birtakım şartlar Avrupa Yahudileri ile Osmanlıları, Haçlı Hıristiyan Avrupa karşısında bir nevi dayanışma ve işbirliğine sevk etti. Asırlardır birlikte var olmak suretiyle iç içe geçmiş ortak tecrübeler ve olumlu hatıralar Türklerle Yahudileri bir aile yapmıştır."
-Halil İnalcık-

424 s. İstanbul 2016

EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

sibirlar.jpg

Kolektif
SINIRLAR ARASINDA
İnsanlık Dramından İnsanlık Sınavına
Tekin Yayınları

Suriye'de dış güçlerin de dâhil olduğu savaş başladığından bu yana zorunlu olarak Türkiye'ye göç eden, zorlu yollardan geçerek ulaştıkları sınırda, sıcağın altında saatlerce aç susuz bekleyen, kendilerine gösterilen kamplarda ve ülkenin dört bir yanında yaşamlarını sürdürmeye çalışırken kimi zaman güvenlik gerekçesiyle, kimi zaman ısınmak amacıyla verilen elektrik sobasının neden olduğu yangında ölen, sokakta yaşamak durumunda kalan, kadınları, çocukları tecavüze uğrayıp fuhuşa sürüklenen ve yaşadıkları bütün olumsuzluklar dolayısıyla yaşama sevincini kaybeden, geldiği ülkeye dönmemek için intihar eden insanlar…

Yüz bin kişi kadar olacağı tahmin edilen ancak ülkemizdeki varlıkları üç milyonu bulan mülteciler…

Uygulanan yanlış politikaların neden olduğu bir insanlık dramı…

Bu kitap konuyu bütün yönleriyle inceliyor, çözüm önerileri sunarak bu insanlık sınavını başarıyla vermek için yapılması gerekenleri gösteriyor.

160 s. İstanbul 2016
 

vali.jpg

Güngör Aydın
VALİ
Düşündüklerim ve Yaşadıklarım
İmge Yayınevi

Onu ilk kez 1978 yılında Elazığ valiliği sırasında, Alevileri katletmeye hazırlanan gerici güruha karşı, yasalardan aldığı yetkileri zorlayarak, planlanan katliamı önlemesiyle tanıdık. Fakat öncesi de vardı… Güngör Aydın, genç bir kaymakam olarak görev yaptığı her yerde halkın sevgisini ve saygısını kazanmış, Vali olmasından çok önce halkın gönlünde efsaneleşmişti. İlerici, demokratik yönetim anlayışını, görev yaptığı her yerde bilinçli ve kararlı bir tutumla, çok sevdiği halkıyla bütünleşerek, siyasal iktidarların engelleme çabalarına rağmen uygulamaktan çekinmedi. "Efsane Vali" resen emekli edildikten sonra da boş durmadı. 12 Eylül rejimine karşı "Aydınlar Dilekçesi"nde, İnsan Hakları Derneği'nin kuruluşunda, demokrasi için verilen bütün mücadelelerde onun emeği, bilgisi ve deneyimi vardı. 12 Eylül askeri diktatörlük döneminde başkanlığını yaptığı Mülkiyeliler Birliği, bütün demokratların, ilericilerin ve sosyalistlerin sığınağı oldu.

Bu kitapta, Güngör Aydın'ın mücadeleyle süren yaşam öyküsünü; kamu yönetimine, Kürt sorununa ve Anayasa yapımına ilişkin kuramsal görüşlerini bulacaksınız.

Güngör Aydın, "Bütün bunları yazmak zorundaydım, demokrasiyi savunmak ve yerleştirmek için sürekli savaşım vermiş bir insan olarak, bunu yapmak zorundaydım," diyor.

270 s. İstanbul 2012

cazibe.jpg

F. Scott Fitzgerald
CAZİBE
Everest Yayınları

Film yıldızı george hannaford'un göz kamaştıran bir cazibesi vardır. Etrafında pervane olan kadınlara rağmen, evliliği film piyasasındaki en sağlam ve uzun süren beraberliklerden biridir. George karısını başka bir adamın gözlerinin içine bakarken gördükten ve eve döndüğünde gizli bir hayranının yolladığı tehdit mektubunu bulduktan sonra hayatındaki her şeyden şüphe duymaya başlar.

"Mantıklı olan", "Cazibe", "Düğün daveti" ve "Bernıce saçını kestiriyor" başlıklı dört harika öyküden oluşan bu seçki, fıtzgerald'ın kendi sözleriyle "büyüdüklerinde tüm tanrıların öldüğünü, tüm savaşların verildiğini ve insana dair tüm inançlarının sarsıldığını gören bir neslin" yaşadığı büyük aşklar'ı konu ediyor.

120 s. İstanbul 2016

İlgili Haberler

ABC Kitap

ABC Kitap - Haftanın Kitabı | 14 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Editörün Seçtikleri | 14 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Yeni Çıkanlar | 14 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Haftanın Kitabı | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Editörün Seçtikleri | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Yeni Çıkanlar | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Haftanın Kitabı | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Editörün Seçtikleri | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Yeni Çıkanlar | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Haftanın Kitabı / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Editörün Seçtikleri / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Yeni Çıkanlar / 23 Temmuz 2018