darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

'Kılıçdaroğlu hastalığı' yeniden nüksetti'

Erdoğan: Ak Parti, Atatürk'ün başlattığı mücadelenin temsilcisidir

Candaş Tolga Işık'ın iddiasını Emniyet yalanladı: Haber yalan mı?

Yemen'de 40 çocuğu öldüren bombanın hangi ülkeden geldiği ortaya çıktı

Genel müdürden Garanti Bankası çalışanlarına 'ekonomi' maili: Sır saklama yükümlülüklerimiz...

Yeni çıkan kitaplar ve editörün seçtikleri / 7 Kasım 2016

ABC Kitap'a ulaşmak için iletişim:
[email protected]

-------------------------------------------

ABC Kitap editörleri, bu hafta da sizler için "Yeni çıkanlar / Editörün Seçtikleri / Haftanın Kitabı / ABC En Çok Satanlar Listesi" oluşturdular.

'Aldatıldık' dememek için, 'aldanmamak' için ve ülkemizde ve dünyada olan bitenlerin farkında olmak için okumak ve daha fazla okumak gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta bir sakınca görmüyoruz.

Kürk Mantolu Madonna'nın popçu Madonna olduğunu zanneden medya figürlerine ülkenin teslim edildiği bir dönemde, daha fazla okumanın bir ödev olduğunu bilen okurlarımıza yeni bir seçki sunuyoruz.

Editörlerimizin seçkisinde edebiyattan, tarihe, inceleme-araştırma kitaplarından politik eserlere ve hatıra kitaplarına kadar pek çok türde okunmaya değer kitaplar ve yayınevlerinin okurlarla buluşturdukları yeni eserler yer alıyor.

Kitap dünyasındaki son gelişmelerden haberdar olmak için ABC Kitap sayfalarını takip etmeniz sizin için yeterli.

ABC izleyicilerine keyifli okumalar diliyoruz.

YENİ ÇIKANLAR

sakin-oraya-gitmed29e6000bd37bb87c89125320db33b52-001.jpg
Yekta Kopan
SAKIN ORAYA GİTME
Can Yayınları

Herkes birbirine aynı şeyi söylüyor: Sakın oraya gitme!
Orada tedirgin ruhlar var.
Orada tekinsiz anılar var.
Orada korku, yılgınlık, ölüm var. Özgürlüğüne kastedenler, vicdanına zulmedenler var. 
Perdenin ardındakilerle yüzleşmeye cesareti olmayanlar haykırmaya devam edecekler: Sakın oraya gitme! 
Yekta Kopan, "Sakın!" diyenlere inat, belleğimizin en karanlık ormanlarına dalıyor. 
Böylesi bir macerada öykülerden daha iyi ne aydınlatabilir ki yolumuzu…

İçimde bir şey koptu, koptuğunu hissedebiliyordum, bir şeyler çalkalanıp yükseldi içimden. Deniz kenarında oradan oraya savrulan bir taş kadar özgür olamayan ruhlarımıza üzüldüm. Doğanın muhteşem dengesine çomak sokmaktan zevk alan birilerinin ayak işlerinde geçen ömrümüze üzüldüm. "Bu kadar zor olmamalı özgürlük!" Vidalı kapağı iki tur çevirip mazotun kalanını kafama diktim. Ruhumun bedenimden ayrılıp günbatımına gitmesine izin verdim. Uzandım. Gözlerimi kapadım. Artık tanımadığım bir sesle mırıldandım:
"Seni senden başka kim özgürleştirebilir ki?"

136 S. İstanbul 2016
 

mutluluk-konservesi267a629030a0949e3fcb598bde77a778-001.jpg

Orhan Tüleylioğlu
MUTLULUK KONSERVESİ
Dafne Kitap

Salâh Birsel, "Şiiri seversen mutlu olursun" der. Cemal Süreya, mutluluğun şiirinin yazılamayacağını öne sürer. Hermann Hesse'e göre sevebilen mutludur; Aragon'a göreyse mutlu aşk yoktur… Sylvia Plath meydan okur mutluluğa. Rosa Luxemburg lanet olası bir özlem duyar ona. Tezer Özlü kaçmakta bulur onu… John Berger'e göre mutluluk rastlantısaldır. Fernando Pessoa mutluluğu, mutluluğun dışında arar. Paul Lafargue tembellik hakkında… Nâzım Hikmet, "Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin." diye sorar ve ekler: "İşin kolayına kaçmadan ama"… Orhan Tüleylioğlu bu kitabında insanın bitmez tükenmez mutluluk arayışına farklı bir pencereden bakıyor. İşin kolayına kaçmıyor. Mutsuzlukların mutluluk diye sunulduğu bir çağda, insanın kendini ve yaşadığı zamanı keşfetmesinin önünü açan bir araştırmaya girişiyor; mutluluğun dünden bugüne değişen anlamına dikkat çekerken okuru birbirinden ilginç olaylarla baş başa bırakıyor, düşünmeye kışkırtıyor… Kafka'dan Neruda'ya, Tolstoy'dan Rilke'ye, Gide'den Çehov'a, Mahmud Derviş'ten Necip Mahfuz'a pek çok yazar ve şairin yarattığı dünyadan mutlu sonlar diyarı Hollywood'a, İlk Çağ düşünürlerinden 2100 yılına, oradan da günümüzün gerçekliğine ulaşıyor; kitabını Wilhelm Schmid'in sözleriyle noktalıyor: "Birçok ülkede insanlar için mutluluk, hayatta kalabilmektir."

264 s. İstanbul 2016

kendi-cagindan-bizim-cagimiza-sigmund-freud6ed9314dedef34be42516ad1f603108e-001.jpg
Elisabeth Roudinesco
KENDİ ÇAĞINDAN BİZİM ÇAĞIMIZA SİGMUND FREUD
Metis Yayıncılık

Elisabeth Roudinesco'dan yaşadığı çağ tarafından biçimlendirilirken aynı zamanda kendi çağını biçimlendiren Sigmund Freud hakkında kapsamlı ve derinlikli bir çalışma: Freud'un ve yapıtının öyküsü; irili ufaklı olayların, özel yaşamın ve kamusal yaşamın, deliliğin, aşkın ve arkadaşlıkların, uzun vadeli diyalogların, bitkinlik ve melankolinin, ölüm ve savaş trajedilerinin birbirine karıştığı, daima belirsiz, daima yeniden icat edilmesi gereken bir geleceğin krallığına sürgünle sonlanan uzun süreli bir anlatının zamanı içine yerleştirilmiş olarak Freud ve yapıtı.

516 s. İstanbul 2016

211020168ap-vp25ubbbcgvjfqkp294_-ibamse1-001.jpg
Rıfat N. Bali
İSRAİL BAŞKONSOLOSU EPHRAİM ELROM’UN İNFAZI
Libra Yayıncılık

1970'li yıllar, Türkiye'nin en çalkantılı dönemlerinden biri olarak tarihe geçti. Bu dönemden akılda kalan 12 Mart 1971 askerî muhtırası, banka soygunları, devrimci sol ile ülkücü militanların silahlı çatışmaları, her iki taraftan gencecik insanların ölmeleri, gencecik insanların idam edilmeleri, bir halk devrimi gerçekleştirmeyi hayal eden devrimci sol militanların devrim pratiğini öğrenmek için gizlice Suriye'deki Filistin kamplarına gitmeleri, Türkiye'ye geri dönüp şehir ve kır gerillalığına soyunmaları. İşte bu çalkantılı dönemin en önemli eylemlerinden biri, dönemin İsrail Başkonsolosu Ephraim Elrom'un 17 Mayıs 1971 Pazartesi günü THKP-C lideri Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kaçırılmasıydı. Çayan ve arkadaşları, Elrom'un serbest bırakılması karşılığında hapiste bulunan devrimci militanların serbest bırakılmalarını istediler. Hükümet, bu isteği reddettiği gibi tarihe mâl olan Balyoz Harekâtı ile dönemin bütün sol görüşlü aydınlarını tutukladı. Balyoz Harekâtı ve akabinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı ile İstanbul'un ev ev aranması, Elrom'un infaz edilmesini çabuklaştırdı. Elrom'un cesedi, 23 Mayıs 1971 Pazar sabahı saat 04.15'te Nişantaşı'nda bir apartman dairesinde bulundu. Bu çalışma, 1971yılının Mayıs ayında yedi gün boyunca cereyan eden bu olayı tüm cepheleriyle incelemekte.

416 s. İstanbul 2016
 

ustkurgu-ustkurmaca-uzerine5234cb08cff1bc21425e2a6abd8ea0bf-001.jpg

Kolektif
Derleyen ve çeviren:Aytaç Ören
ÜSTKURGU-ÜSTKURMACA ÜZERİNE
Hece Yayınları

Üstkurgunun sadece son dönemlerin bir uygulaması olmadığı ama çağın vardığı yaşam ve anlayışların yansıması olarak edebiyatta daha sık ve daha belirgin bir durum olarak karşımıza çıktığı netlik kazanmaktadır. İnsanoğlunun kurgu tarihi, gerçeklik algısını kendi perspektifinden dil aracılığıyla yazıya taşıması, kendisi kadar eskidir. Aristo Poetika'sında o zaman için şiir olan urguyu bir mimesis, bir temsil, bir taklit görmüş ve ilgili eserinde kurguyu incelemiştir. Chaucer'ın Canterbury Hikâyeleri'ni çerçevelendirmesi, Shakespeare'in oyun içinde oyunları, 17. ve 18. Yüzyıl romanında mektup formunun kullanılması, Richardson ve Fielding'in roman akışını kesip araya giren anlatıcıları, hepsi bir anlamda üstkurgunun öncülerdir ve yine parodik bağlamda Laurence Sterne'in Tristram Shandy ve Jane Austen'in Northanger Abbey'i gibi komik romanlar da üstkurgunun ilk örneklerindendir. Kurgu nasıl kurulursa kurulsun, ister klasik bir tarzda kurallar içinde kurulsun, ister modern tarzda değişen kurallar içinde kurulsun ve isterse postmodern tarzda kuralsızlıklar içinde kurulsun, kurgu kurgudur... Üstkurgu, kurgunun kendisi ile alakalı bir durumdur. Patricia Waugh, edebiyatın hiçbir zaman özgür olmadığından, 'özgün' olamayacağından ve her zaman 'yaratılmış' ya da üretilmiş olduğunun paradoksal farkına varışından söz etmektedir...

 220 s. İstanbul 2016

james-joyce4ac8e254c299c8cbdac13e218e88906a-002.jpg

Andrew Gibson
JAMES JOYCE
Yapı Kredi Yayınları

James Joyce öteden beri "uluslararası modernizm" çerçevesinde ele alındı. Dünya edebiyatının en radikal yol açıcılarından biri olan Joyce'un hayatının ve yazdıklarının yeniden değerlendirildiği bu eleştirel biyografide ise Andrew Gibson yazarın hem hayatını hem de eserlerini İrlanda bağlamı içine yerleştirip bunların İrlanda tarihi, siyaseti ve kültürüyle sıkı bağlarını gözler önüne seriyor. İrlanda'nın iki "emperyal efendisi" ile, yani Britanya İmparatorluğu ve Katolik Kilisesi ile olan ilişkisinin Joyce'un bütün eserlerine nasıl damgasını vurduğunu, Joyce'un gönüllü "Avrupa sürgününde" bile İrlanda'yı nasıl takip ettiğini, yazarın gazete yazılarından mektuplarına, öykülerinden Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi'ne, Ulysses'e ve Finnegans Wake'e varan bir yelpazeden seçtiği örneklerle gösteriyor. Böylece sadece Joyce'u değil edebiyatta modernizmi de yeni ve daha yerel bir çerçeveye oturtuyor. 

Gibson'ın James Joyce'u, bu büyük yazarı hep merak edip yaklaşmakta tereddüt etmiş olanlar için yazarın kitaplarına sağlam bir giriş niteliği taşırken, Joyce'a aşina olanlarda ise yazarın eserlerine yeniden, başka bir gözle bakma isteğini tetikleyecek kısa ama yoğun bir eleştirel biyografi. 

184 s. İstanbul 2016

tanrinin-cocuklari77ba2b848cd1f58e8d239e283ffadae1-001.jpg
Mary Dorio Russell
TANRININ ÇOCUKLARI
Metis Yayıncılık

Mary Doria Russell'ın ilgiyle okunan romanı Serçe'den sonra Tanrının Çocukları da Türkçede: Beklenmedik dönemeçlerle dolu incelikli olay örgüsü ve edebi ustalığıyla en az ilki kadar güçlü bir eser.

Roman, Jana'ata ve Runa adlı iki akıllı türün bulunduğu Rakhat gezegenine yapılan ilk seferde yaşanan felaketin ardından, yeni bir sefer için kolların sıvanmasıyla başlıyor. Dünya'da hazırlıklar sürerken, paralel bir anlatımla, Rakhat'ta insanların ister istemez başlattığı değişim rüzgârına da tanık oluyoruz. Zorlu bir yolculuğun ardından Dünyalı ekip hedefe vardığındaysa, iki gezegenin halklarının kaderi bir kez daha kesişiyor. 

Bir bilimkurgu romanı olarak Tanrının Çocukları'nın ayırt edici özelliği antropolojik derinliği: karakterlerin karmaşık iç dünyasını ikna edici bir şekilde resmetmesi; onların zaaflarını, kendi kendini kandırma ve anlam olmayan yerde bile sürekli anlam arama eğilimlerini, hırs ve yanılgılarını, iyi niyetle de olsa başkalarına zarar verme kapasitelerini gözler önüne sermesi. Dahası, yazarın önemli toplumsal meselelere -farklı türlerin/kültürlerin bir arada yaşaması, anlayış ve hoşgörünün kendinden farklı olanı tanımayla başlaması, katı geleneklerin zulmü, değişimin kaçınılmazlığı vb- yaklaşımı da kayda değer. 

Bütün bunlara yaratıcı bir hayal gücü ve kitabın her sayfasında hissedilen ince bir mizah da eklenince, ortaya keyif ve heyecanla okunan doyurucu bir roman çıkıyor. Tüm bilimkurgu hayranlarına ve edebiyatseverlere tavsiye ediyoruz. 

548 s. İstanbul 2016

cemal-sureya-papirus-duscusuyle-bulusma53838436f02631607b31806f218a7b4d-001.jpg
Feyziye Özberk
CEMAL SÜREYA-PAPİRÜS DÜŞÜNCESİYLE BULUŞMA
Boyalıkuş Yayınları

"Türkçenin yedi iklimdeki şairi" Cemal Süreya'nın çocukluğundan ölümüne hayatını, sanat yaşamını, dil serüvenini, aşklarını, evliliklerini bulacaksınız. "Şiirin Evliya Çelebi'si" Cemal Süreya'nın düşünsel kaynakları ve şiirin onun için anlamı neydi? Niçin yazıyordu? Yazar Feyziye Özberk "Atlas Okyanusu'nda Fırat'ın salı" olan Cemal Süreya'nın izini sürüyor ve şairin kişiliğinin ipuçlarını yazı ve şiirlerinden örneklerle önümüze seriyor.

208 s. İstanbul 2016

kor-adamin-bahcesi3f68852bdaf6767b9945aad73f46d56e-001.jpg
Nadeem Aslam
KÖR ADAMIN BAHÇESİ
Kırmızı Kedi Yayınları

11 Eylül sonrası Pakistan. Batı güçleriyle Taliban arasında parçalanan bir coğrafya, sona eren hayatlar... Yaralılara yardım etmek isteyen yeni evli tıp öğrencisi Jeo ve imkânsız bir aşkın acısını arkasında bırakmaya çalışan çocukluk arkadaşı Mikail. 

İyi niyetlerle çıktıkları yol onları savaşın kalbine götürdüğünde yüz yüze kaldıkları cehennem, hayatlarını ilelebet değiştirecektir. Pakistan'da bıraktıkları akrabalarıysa çaresizlikle boğuşmaktadır. Dini kendi düşüncelerine alet ederek insanları yönlendirenler pek çok ailenin ocağını söndürürken, Batılı askerler önyargılara kapılarak sivil halka terörist gibi yaklaşmaktadır. İnsanlar iki ateşin arasında kalsa bile umut, Kutupyıldızı misali yol gösterecektir. 

Savaşla değişen hayatları etkileyici anlatımıyla ortaya koyan Nadeem Aslam, Kör Adamın Bahçesi'nde dost ve düşman arasındaki farkın giderek silindiği bir dünyada aşka, arkadaşlığa ve aileye dair bir destan yazıyor.

408 s. İstanbul 2016

bir-delinin-mal-beyani63ad92933b4134f79cc32eb196bfb176-001.jpg

Metin Üstündağ
BİR DELİNİN MAL BEYANI
Çınar Yayınları

Avşa adasında üç daire
Dört üçgen beş dikdörtgen
Üç taş has hoşaf
Gökyüzünde bir bulut
Yeryüzünde iki tilki tiki
Bitliste beş minare
Kastamonuda üç kasto
Biri yazlık biri kışlık iki platonik sevgili
Büro mobilyası ve çelik kapı üreten
Bir fabrikanın öğleüstü yaslanılıp
Sigara içilen beyaz duvarı
Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
Palandökende bir palan iki döken
Doğuya doğru üç fay hattı
Bir çarşamba iki perşembe üç cuma
Dünyada mekân ahirette iman
Denizde kum uzayda yerçekimsizlik
Bir çuval gazoz kapağı
Bir kiprit kutusu dolusu sigara izmariti
On sekiz saç biti
Biri ingilizce altı adet ağır küfür
Yirmi tane boş laylon poşet
Sevenlerin kalbinde kurulmuş
Tahta bir taht
Bir sürü saç sakal kıl tüy yün
İki büyük tatak
Bir ayakkabı çekeceği

136 s. İstanbul 2016

zamanin-ve-uzayin-dogasic3f069b26a8170dad5ed014734f54110-001.jpg
Stephen Hawking, Roger Penrose
ZAMANIN VE UZAYIN DOĞASI
Alfa Yayınları

Einstein, evrenle ilgili en anlaşılmaz olayın, evrenin anlaşılabilir olması olduğunu söylemişti. Fiziğin en başarılı ve doğru iki kuramı olan Kuantum Alan Kuramları ve Einstein'ın Genel Görelilik Kuramı tek bir Kuantum Kütle-çekim kuramında birleşebilirler mi gerçekten? İşte dünyanın en.ünlü iki fizikçisi, Stepnen Hawking {Zamanın Kısa Tarihi) ve Roger Penrose {Kralın Yeni Usu) bu soruyu tartışıyorlar.
Bundan altmış yıl önce Niels Bohr ve Albert Einstein arasında Kuantum Mekaniği'nin temelleri hakkında da ünlü ve uzun bir tartışma vardı. Einstein, Kuantum Mekaniği'nin tamamlanmış bir kuram olduğunu reddediyordu. O, bunu felsefi açıdan uygun görmeyerek, Bohr'un temsil ettiği Kopenhag Ekol'ünün Ortodoks yorumuna karşı sert bir savaş yürütmüştü.

Bir bakıma, Penrose ve Hawking arasındaki tartışma, Einstein rolünü Penrose'un ve Bohr rolünü de Hawking'in üstlenmeleriyle, bu eski fikir ayrılığının uzantısıdır. Konular şimdi daha karmaşık ve geniş olmakla birlikte, eskiden de olduğu gibi, gene teknik fikirlerle felsefi bakış açılarının bir iç içeliğini yansıtmaktadır.

165 s. İstanbul 2016

spinoza-nin-ozgurluk-kavrayisiaa363fab3e15de49c6e84782aa0fccad-001.jpg
Ali Timuçin
SPİNOZA’NIN ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI
Bulut Yayınları

XVII. yüzyıl dizge felsefelerinin yükseliş dönemidir. Bu yüzyıl Avrupa'da yeniden mutlakyönetimin ağırlığını duyurduğu yüzyıldır. Dizgesel felsefeler arasında Spinoza'nın ayrıcalıklı yeri özgürlük kavrayışından gelir. Spinoza tüm bilgi alanlarını felsefesinde bütünlüklü kılarken döneminin giderek sertleşen siyasal yaşamını yumuşatacak öneriler getirir. Özgürlük yalnızca siyasete özgü bir kavram değildir. Spinoza bireyden toplumsala ve siyasete uzanacak bir özgürlük kavrayışı geliştirirken felsefesinin temeline bilgi anlayışını koyar. 

296 s. İstanbul 2016

bir-hayal-saticisif904367007f247c9df8772c21ccf218c-001.jpg
Tacim Çiçek
BİR HAYAL SATICISI
H2O Yayınları

Tuhaf bir ihtiyar bir tek müdavimine dahi görünmeden bir kahvehaneye girer. Fark edildiğinde de kapalı kapılar ardında kimsenin çıkmasına müsaade edilmez. Kimseye görünmeyen ihtiyar anlattığı öykülerle herkesi adeta büyüler. Bir kişi hariç. Bu, kahvehanenin masaları üzerine savrulan sözcüklerin arasından ihtiyarın kimliğini anbean belirleyecek olandır. Sadece onun değil kendi kimliğini de keşfedecektir adını yitirmek pahasına.
… 
Bizi büyüleyecek olan da bir hikâye anlatıcısıdır. Bu satırları okuyacaksanız efsunlanmanız kaçınılmaz. Lakin büyüyü çözecek sihri yine de ancak gerçeklikte arayabiliriz. Bu kitap gerçektir ve bir masal anlatıcısı ihtiyarın sırrına adanmış bir hikâyedir. Tabii içinden çıkabilirseniz…

104 s. İstanbul 2016
 

illuzyon49436b67d90e7a8479ea67feedf89faf.jpg

Derleyen: Fırat Kutluk
İLLÜZYON
H2O Yayınları

Yazarlar: Prof. Dr. Fırat Kutluk, Prof. Dr. Cihat Aşkın,Doç. Dr. Okan Murat Öztürk, Doç. Dr. Seyit Yöre, Doç. Dr. Onur Nurcan, Doç. Dr. Cenk Güray, Doç. Dr. Özlem Doğuş Varlı, Doç. Dr. Ebru Güney Canbey, Dr. Timuçin Çevikoğlu, Dr. Yasemin Ata, Doğan Emrah Zıraman

Cumhuriyet bir ütopyaydı. Şimdi ise ona ait bir gerçeklikte yaşıyoruz. Sesler işitiyoruz, ahengini o toplum mühendisliğinden almış bir müziğe ait sesler.

Bir medeniyet projesi olarak görülen Cumhuriyet'te "Klasik Batı müziği" nasıl "milli" tınısını bulacaktı? Bu soruda "bulunması gerekliliğine" dair bir kabul vardı ve ulus inşa etmeye kalkan ve bunun için de öncelikle ulusal olanı yaratmak zorunluluğuyla baş başa kalan Cumhuriyet'in kurucu kadrolarınca en ileri, medeni ve modern olarak bellenen "Klasik Müzik"te milli damarın bulunması ve yansıtılması esaslı bir görevdi.

Bugün işte bu illüzyonu yaşıyoruz.
Halk türkülerini armonik ya da çoksesli kılıp Klasik müzik orkestralarında çalmaktan ibaret bir Klasik müzik serüveninin içindeyiz. 

Bu kitaptaki yazarların tümünün bir derdi var! Türkiye'de klasik müzik ve müzik alanında bir şeylerin yanlış yapılandığı, işlerin doğru yürümediği, hâlâ yapılması gereken onlarca şey olduğunu söylüyorlar. Her şeyin yolunda gittiğini düşünen akademisyen ve müziksever amatörlerle aralarındaki farkın altını çiziyorlar: Serap görmüyoruz ama sahnelenen illüzyonun da tanıklarıyız.

Jön Türk modernleşmesinden Cumhuriyet politikalarına bir anlayışın, Halkevleri'nden konservatuvarlara kurumların, marşlardan operetlere eserlerin ele alındığı eleştirel bir toplam.

Cumhuriyet bir illüzyondu, belki göremiyoruz ama işitebiliyoruz.

295 s. İstanbul 2016


EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ

kumdan-kaleler89c6761fe3321404b1706e1e3ec2aba5.jpg

Afşar Timuçin
KUMDAN KALELER-GÖNÜL GÖZYLE 8
Bulut Yayınları

Dün müydü önceki gün müydü, adamın biri önümden çalımla geçti. O an bir büyüğümüz daha geçiyor ne güzel diye düşündüm. Cahillik yaygınlaştıkça ve kökleştikçe büyüklerimiz çoğalıyor. Bazıları büyüklüğü kendine azçok yakıştırıyor. Oysa önümden çalımla geçen adam bön bön bakıyordu. Büyüklük için bir gerekçesi olabilir gene de: cebine para girmiş olabilir, bir şeyin başı konumuna gelmiş olabilir, kendi gibi bir büyüğün adamı durumunda olabilir. Belki de yazım kılavuzuna bakarak güzel türkçemiz açısından bol virgüllü bir yazı oturtmuştur. Çevremizde çok sayıda büyük var, kimini biraz tanıyoruz ve büyüklüğünün nedenlerini azçok biliyoruz. Tanımadığımız büyüklerin neden büyük olduklarını bilmemiz elbette olanaksız. Bilmemiz de gerekmiyor.

304 s. İstanbul 2016
 

fitratf35566a4d2b331d7e6cb55302358667b.jpg

İsmail Saymaz
FITRAT
İş Kazası Değil, Cinayet
İletişim Yayınları

"Kaza değil bu ya, bu cinayet. Niye cinayet biliyor musun? Bazen şöyle diyorlar: İşçiler cahildir. Öyle midir? Bu işçiler dünya güzeli gemileri yapıyor, denizde yüzdürüyor; cahil değil. Ama elektriğe bastığında cahil! Oysa önlem almadığından, üç kuruş daha fazla kazanasın diye beş kuruşu harcamadığından bu cinayet oluyor. Beş dakikalık gaz ölçümünü yapmazsan, işçi patlamada öldüğünde bu cinayet değil midir? Cinayetin âlâsı bu."

- Tersane işçisi Hakkı Demiral-

Türkiye'nin son otuz yıldır geçirdiği iktisadi dönüşüm, tüm çıplaklığıyla işçi ölümlerinde çıkar karşımıza. Kimi zaman maliyet hesabıyla kimi zaman kadere havale edilerek ulaşılan sonuç, işçilerin hayatlarının devlet ve özel sektör tarafından önemsenmediği, güvencesizlik, ihmal ve umursamazlığın kol gezdiği bir "ölüm yolculuğu"dur. Tekstil, inşaat, maden, enerji, tersane işçilerinin hızlanarak artan ölümleri iş kazası değil, cinayet hükmüyle anılıyor bu nedenle. Başarılı gazeteci İsmail Saymaz, bu cinayet mahallerine dönüp bir kez daha bakıyor, cinayetin delillerinin izini sürüyor Fıtrat'ta…

253 s. İstanbul 2016

tarim-ve-gidanin-donusumu92644492289b7e628f9fc5053638ad29-(1).jpg
Richard Heinberg, Michael Bomford
TARIM VE GIDANIN DÖNÜŞÜMÜ
Yeni İnsan Yayınevi

Yeryüzü bir gıda krizinin eşiğinde mi? Elinizdeki kitap çarpıcı bir iç değerlendirmedir. Tarım uzmanı Richard Heinberg ile Michael Bomford, Post Karbon Enstitüsü için hazırladıkları raporda mevcut neoliberal tarım sisteminin çöktüğünü ilan ediyor. Bu çöküşün olası bir petrol krizi ya da kıtlık ile faciaya dönüşeceğini, rakamlarla, verilerle gayet objektif bir şekilde ortaya koyuyorlar. Tarım Bakanlığı ve Hükümetini, sıraladığı ve dünyanın bütün ülkelerinin dikkate alması gereken acil önlemleri hayata geçirmeleri için uyarıyorlar. 

1980'lerden bu yana, çiftçi nüfusunu %1'in altına düşüren, tarımı köylülerin elinden alıp şirketlerin insafına ve kâr hırsına bırakan ABD'nin bu modeli, Türkiye'de iktidara gelen bütün siyasi partilerce desteklenen ve uygulanmaya çalışılan politikalar oldu. Şimdi işler ters gitmeye başladı. Çünkü gıda güvenliği zaten çoktan yitirildi, gıda krizi ise kapıda. Bundan sonra ne olacak? Richard Heinberg ve Michael Bomford'un organik tarım, permakültür gibi yepyeni tarımsal uygulamaları da göz önüne alarak ortaya serdiği önlemler dizisine kulak vermek ve tek tek hayata geçirmek için daha ne bekliyoruz?

64 s. İstanbul 2016

 

 

unnamed-040.jpg

 

İlgili Haberler

ABC Kitap

ABC Kitap - Haftanın Kitabı | 14 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Editörün Seçtikleri | 14 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Yeni Çıkanlar | 14 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Haftanın Kitabı | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Editörün Seçtikleri | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Yeni Çıkanlar | 6 Ağustos 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Haftanın Kitabı | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Editörün Seçtikleri | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap | Yeni Çıkanlar | 30 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Haftanın Kitabı / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Editörün Seçtikleri / 23 Temmuz 2018

ABC Kitap

ABC Kitap - Yeni Çıkanlar / 23 Temmuz 2018