darbeicindedarbegif.gif

Çok Okunanlar

'Ekonomide korkulan senaryo gerçekleşmek üzere'

Katar'dan gelecek 15 milyar doların gideceği adres belli oldu

Yanardağ: Erdoğan, bir kararname ile herkesin mülküne el koyabilir!

Ünlü muhabirden Brunson krizine ilişkin önemli iddia

Alman basını: Erdoğan'ın fikrini değiştirmesi için fazla zamanı kalmadı

Yolculuk: Kapıdaki IŞİD ve teslim olmayan insanlık!

Hazal Şahin
Türkiye kan gölüne dönmüş, canlı bombalar, bombalar ve silahlar ara vermeksizin patlarken bir grup sinemacı gözümüzün önünde olan ama bir türlü tam olarak görmediğimizi beyaz perdeye aktarıyor. Yolculuk! Bağımsız Sinema Merkezi'nin (BSM) kolektif yapımı. Hem de tam bir kolektif yapım. Oyuncusundan set emekçisine dek emek veren herkesin ticari amaçlarla değil, "İnsalık karanlığa direniyor!" demek için çabaladığını, izlediğinizde yüreğinize sindireceğiniz cinsten bir yapım. Genç yönetmen Mustafa Kenan Aybastı'nın yönettiği ve senaryosunu yazdığı film gösterime giriyor. 

Biz de bu kolektif yapıma elimizden gelen desteği sunduk, mikrofonlarımızı uzattık ve elbette basın sponsorlarından olduk. Cihatçılığın, selefiliğin devlet eliyle örgütlendiği bu günlerde insanlığın kadim ilerleme direnişini ve bu "Yolculuk"u konuştuk. 

*Film ne anlatıyor ve bu film sizler için ne ifade ediyor?
Erkan: Filmin duyurularında da olan bir çıkış noktası “İnsanlık bombalardan güçlüdür'. Bu cümle aslında bir ipucu veriyor. Film, cihada katılmak isteyen 20'li yaşlarının başındaki bir gencin hikâyesini anlatıyor. Özellikle son zamanlarda, bu tür olaylar artmaya, gündemi daha fazla meşgul etmeye başladı. Halk bu şekilde korkutulmaya, yönlendirilmeye çalışılıyor. Üniversite öğrencileri arasında canlı bomba olarak cihada gitmek isteyen Mehmet gibi gençlere sık rastlar olduk. Filmde de gösterildiği gibi din, cihad aşkına ölmekten ibaret de değil bu durum; ekonomik sebeplerden, meraktan, çılgınlıktan katılanlar da var. Filmde de bunlardan birinin hikâyesi anlatılmakta. Derdimizi de baştaki cümleyle anlatmış olduğumuzu düşünüyorum: "İnsanlık bombalardan güçlüdür!" 

1-027.jpg

Beran: Erkan'ın bahsettiklerine ek olarak insanın önem ve gücünü filmin temeline yerleştirdiğimizi düşünüyorum. Bunu yaparken de herkese ulaşabilmek ve hitap edebilmek adına yalın bir dil kullandık. Amacımız herkese ulaşmak olduğuna göre her yönüyle herkesin izleyebileceği bir film olması için çabaladık. İslamcı veya ateist demeden herkes filmi izlesin ve kendinden bir şeyler bulsun, görsün istedik. Filmde esas mevzu karakterin İslamcı olması değil, karakterin bu toplumdan bir şekilde dışlandıktan sonra kendine yol araması, toplumda kendine yer bulmaya çalışması durumu diyebiliriz. Toplumdan dışlandı, bu sebeple de cihatçı oldu gibi bir yaklaşım söz konusu değil. Toplumun içine girdikçe, içinde bulunduğu ve içinden geldiği toplumun dışına çıkamadıkça, cihada ve gericiliğe daha fazla yaklaşıyor. Çünkü toplumda iktidarın sayesinde; iktidarın, yancılarının ve vakıfların eliyle iliklerine kadar nüfuz eden bir gericilik hızla yükselmekte  ve bu durum Mehmet gibi çocukları hayatlarını mahvediyor. Cihada yönlenen bu çocuklar bu sefer başkalarının hayatlarını mahvediyorlar. Bunu henüz yapamadıkları daha küçük yaştaki çocukları taciz ediyorlar, çocuklara tecavüz ediyorlar ve bu çocukların ailelerini para karşılığında susturarak olayların üstünü örtüyorlar. Yani topluma yabancılaşıp radikal gruplara katılma yorumundan öte, toplumun şu an getirildiği durumun yansıması çocuklar. Değişim için öncelikle toplumun değişmesi, iktidarın değişmesi yani AKP iktidarının hızlı bir şekilde yıkılması lazım.

*Filmde çok güçlü bir İslamcı retoriği var. Bu ince detaylara insanların tepkileri ne ve nasıl? Selefiliğe kayan kısımlar insanlarda tepkiye yol açtı mı? Gerçekten yabancı mı toplum bu yöne?    
Mustafa: Çok farklı tepkiler geldi. Gerçekten böyle insanlar var mı diyenler oldu. Benimim İmam Hatip'li olduğumu bilmedikleri için, 'Bunları nereden biliyorsunuz' diyenler çıktı. Filmde retorikle ilgili çok ince göndermeler var. Bu retoriğe biraz hâkim olanlar; hastanede çocuğa verilen kitabın kimin kitabı, kimin tefsiri olduğuna, çocuğun aşık olduğu kızın ismine dikkat edeceklerdir. Hikayede bir sürü ince ve sadece İslami literatüre hakim olanların fark edebilecekleri; benim asla açıklamayacağım, açıklarsam tadı kalmayacak göndermeler var. İş hayatlara gelince, Selefilerin hayatlarına dair konuşmak ise çok kolay çünkü herhangi bir özellikleri yok. Çok basitler, ince detaylara sahip değiller.

"'Namus'u unutturan şey: Para!"

*Film dönemsel olarak kadına yönelik şiddetin, canlı bomba saldırılarının  gündemde olduğu güçlendiği bir konjonktüre denk geldi. Filmde oynadığınız karakter muhafazakâr bir ailenin pavyon şarkıcısı büyük kızı olarak tam kesişim noktasında, buradan devam edersek karakterle, hayatıyla ilgili neler söylersiniz...
Serpil: Kadın ünlü olma sevdasıyla şarkıcılık yapıyor. Belki de şarkıcı olup para kazanacak ve aile muhafazakâr olsa da maddi çıkar söz konusu olunca bu durumu kabullenecek. Namus meselesinde de para devreye girince belki de ailenin ağzını kapatması, kazandığı maddi güç ile ilişkilendirilebilir. Kadın para kazansaydı, meşhur olsaydı ailesine mal mülk alabilseydi belki kötü tepkiler görmeyecekti. Kardeşi için süreç farklı ama ailenin kabul etmesi durumu olabilirdi bilmiyoruz, örnekleri var. Kısaca para bazen namus meselesini örtebiliyor.

2-027.jpg

'Cihat bir mesleğe döndü!'

*Senaryonun yazılış döneminde karakterlerin süzülmesi hangi sürece tekabül ediyor peki?
Mustafa:
Tam olarak bu döneme tekabül eder. Geçmişten bildiğim tanıdığım ufak tefek olaylar bu filmin içinde tabii ki var ve karakterler hepimizin bildiği tanıdığı karakterler. Belki kimimiz gettolaşmış ve gericiliğin daha az etkisi olan bölgelerde yaşıyoruz. Ama genellikle her sokakta, her mahallede görebileceğimiz insanlar hikâyeyi oluşturuyor; yani özel karakterler, süper kahramanlar değiller. Mesela Cemil karakterinin (Erkan) hikâyesi gibi, forumlarda dolaşırken Mücahit gibi nicki olan bir çocukla konuşmamda “Seni Suriye'ye cihada gönderelim' dedim ve çocuk, 'tamam düşüneceğim' dedi. Daha sonra konuştuğumuzda ise Kazakistan'a petrol kuyusuna gideceğini çünkü orada çok iyi para verildiğini söyledi. Yani cihada gitmeyi iş teklifi olarak gördü. Filmin böyle şeylerin yaşandığı bir döneme denk gelmesi şans değil, çabamız bu yönde. Günceli yakalamak, gündeme dair bir şeyler söyleyebilmek derdindeyiz. Komünistlerin, devrimcilerin en temel görevlerinden biri zaten, memleketin tartıştığı konuştuğu konulara dair bir şeyler söyleyebilmek, yapabilmek, müdahale edebilmek sonuç olarak. Bu, sinema açısından da geçerli bir durum. Bu yüzden şanslı değiliz, sadece amacımızı başarmış durumdayız. Memlekette yükselen bir gericilik var ve bu duruma komünist sinemacılar olarak bir şeyler söylememiz gerekiyordu ve söyledik.

* Filmde kolektif bir ruh var. Her oyuncunun gözünden anlaşılıyor bu. Filmde bahse konu olan örgütlenme tarzı da yabancı bir tarz değil. Her yerde çoğumuzun tanıdığı ve başına gelen durum. 
Erkan: Ben Ümraniye'de bir gecekondu mahallesinde büyüdüm. 2002’de, 7 yaşında okula başlayacağım zaman, annem beni Kuran Kursu’na gönderdi. Çünkü mahallenin yaşıtım olan tüm çocukları bu kurslara gidiyordu. Benim gibi bu kurslara gidenlerden çeşitli cemaatlere katılanlar oldu. Yani hayatımızın bir noktasında bu insanlarla karşılaşabiliyoruz. O günden bu güne değişen pek bir şey de yok. Bugün hala anaokulu çağında çocuklar okul yerine bu tür kurslara, hatta çoğu kaçak olan kurslara gönderiliyorlar, bu şekilde çocukların beyinleriyle oynanıyor. Bu durum en temelden, en baştan iktidar eliyle yapılıyor. Filmde gösterilen gruplar da bir anda peydahlanmadı, yoktan var olmadılar. Verilen destekler sonucunda bu kadar yol aldılar  güçlendiler ve rahat hareket eder oldular. İlişkilerinde ekonomik boyut var. Cihattan bahsederken hiçbiri şahıs olarak bahsetmiyor, kendileri canlı bomba olmazlar; örgüte gelen gençleri kullanırlar. Filmde de buna benzer örnekler görüyoruz.

Cihatçıya devlet nezaketi!

*Türkiye’den binlerce  çocuk bu niyetle  hareket ediyor ve bu gözümüzün önünde uzun zamandır devam ediyor ama şimdiye kadar sanat alanında çok fazla müdahillik olmamıştı. Ve bu durumu gözler önüne seren, açık seçik işleyen ilk film sizin filminiz. Beran, sen cihatçı kılığında, potansiyel canlı bomba görünümünle uzun zaman İstanbul sokaklarında dolaştın. Neler yaşadın, insanların tepkileri nasıl oldu?
Beran: Devlet dairelerinde nazik naif tavırlar gördüm zorlanmadan işlerimi hallettim. Yine o dönemde borç nedeniyle elektriğim kesilmişti, sonucunda çok uzun prosedür gerektiren bir süreç başladı ve 1 ay elektriksiz kaldım. O süreçte çok sık elektrik idaresine gidip geldim. Nihayetinde sakallarım işe yaradı ve onlar sayesinde yetkili müdürün dikkatini çekmeyi başardım ve işim hızlıca halledildi. Ama sosyal hayatta garip bakışlar oluyordu. Konsere, eğlenmeye gittiğimde kuşkulu gözlerle üzerimin arandığı oluyordu. Benim için de tuhaf bir durumdu ama çok büyük bir sıkıntı yaratmadı.

Serpil: Galiba bu tür durumlara son olaylardan sonra daha fazla dikkat edilir oldu. Bombalama olaylarından önce oturduğum bölgede sakallı, şalvarlı, cübbeli bir takım insanlar karakol civarında dolanırlardı ve kimse, 'siz kimsiniz' veya 'ne arıyorsunuz' demiyordu. Topluca dolaşıp, topluca apartmana giriyorlar kimsenin gözüne batmıyorlardı. Bombalama olaylarından bir süre önce bu adamlar değişti, daha normal giyimli hale geldi. Bunlar her yerde her zaman hep varlar ama şimdi biraz şekil değiştirdiler. Belki de göz boyamak için önlem olsun diye değiştiler. 

*BSM'nin işleyişinden bahsedersek?...
Mustafa: BSM’de film yapma şekli hep aynı, işçi sınıfını, ilericileri, sosyalistleri sinemaya çekmek gibi de bir amacı var. Amaç bu olunca kar amacı güden filmler yapılmıyor. Elbette para kazansın, daha çok film yapsın ama BSM herhangi bir yapımcı gibi para almıyor. Söylenmesi gereken sözler olduğunu inanıyoruz ve o sözleri birlikte, ortaklaşa söylüyoruz, Biz kolektif olarak film yapıyoruz. Ortaya bir fikir atılıyor, senaryo yazılıyor ve hep birlikte üretiyoruz. Oyuncuların hepsi gönüllü olarak rol alıyorlar; öyle ki parayla o ekibi oluşturmak mümkün olamaz. Mesela Cezmi Baskın, Bedia Ener, Metin Coşkun gibi isimler bu filmde yer aldıysa bu filmde söylenenlere katıldıkları bu filmdeki ruha inandıkları için ve bizim iyi bir şey yaptığımıza inandıkları içindir.

BSM’de kolektif filmleri çok sayıda insan desteği ile yapıyoruz. Biz bu filmi Türkiye işçi sınıfının desteği ile yaptık, film kimsenin değil onlarındır diyoruz ve bu yüzden geri veriyoruz diyerek filmleri yaptıktan en geç 2 yıl içinde telif haklarını kaldırarak ticari amaçla kullanılmaması şartıyla herkesin istediği gibi değerlendirmesine izin veriyoruz. Yani film kimsenin malı, ürünü, mirası olarak kalmıyor. Kolektif üretim, kolektif sahiplenmeye dönüşüyor. Olması gereken budur ve bu ticari projeleri kolektif olarak yutturmaya çalışanlara da ders olur.

*Sinema sektörü bu denli sermaye, yapımcı baskısı altındayken gösterim konusunda nasıl bir mesafe alındı, film nasıl izlenebilir? 
Mustafa: Biz filmi Türkiye’de ve Dünya’da he yerde gösterime sokmak için elimizden her şeyi yapıyoruz ama tabii ki sıkıntılar, zorluklar var. Ticari filmlerin, yapımcı ve dağıtımcıları sinema içinde mafyalaşmış çetelerinin, çok güçlü hale geldiği ortamda işler zorlaşıyor. Bir filmin 300 salonu kapatabilmesi gibi adaletsiz bir ortam var ki aslında bu da bir nevi sansürdür. Biz bu çeteleşmenin önüne çalışkanlığımızla, yaratıcılığımızla ve bizim de var olmamızı isteyen dostlarımızla geçiyoruz. Filmimizi bu ortamda gerekirse ticari risklere girerek fazla sayıda salonda gösterime sokmaya çalışıyoruz. Burada filmi izlemek isteyen dostlarımıza düşen görev, salonlara bunu ifade etmek. Salona gidecekler ve ben senin getirdiğin filmi izlemek zorunda değilim; nitelikli filmler görmek istiyorum, bana bu filmi getir demeleri gerekiyor. Bu durum ancak bu şekilde kırılabilir. Bizim tek başımıza yapacağımız baskı işe yarayamaz, yaptırım gücümüz yok, bu güç izleyicinin elinde ve izleyici bir filim talep ettiği takdirde, temel kaygısı bilet satmak olan salon sahibi üzerinde bir yaptırım uygulanabilir. Yani salonlara gidip talep ettikleri takdirde, film şehirlerine, salonlarına gelir. Böylece diyebiliriz ki örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez.

İlgili Haberler

Kültür Sanat

Türkiye'nin Oscar adayı belli oldu

Kültür Sanat

Çankırı'da 8.5 milyon yıllık gergedan fosili bulundu

Kültür Sanat

Bu hafta 9 film vizyona girecek

Kültür Sanat

Edremit Kitap Fuarı'nda 'Komünist Başkan' izdihamı…

Kültür Sanat

100. yılı anısına... 'Müzeyyen'

Kültür Sanat

Soul müziğin efsanesi Aretha Franklin hayatını kaybetti

Kültür Sanat

Tarih kokan müzeler bayramda açık olacak: İşte ziyaret saatleri...

Kültür Sanat

Nuri Bilge Ceylan TIFF Onur Listesi'nde

Kültür Sanat

Çeburaşka'nın yaratıcısı Eduard Uspenskiy hayatını kaybetti

Kültür Sanat

Sovyetlerin en ünlü çizgi film karakterlerinin yaratıcısı hayatını kaybetti

Kültür Sanat

Liam Gallagher Türkiye'de ilk konserini verdi

Kültür Sanat

2. Edremit Kitap Fuarı başladı