YAZARLAR

Tüm Yazıları Deniz Yıldırım

18 Yaşa Vekillik, Gençlik ve Referandum

11.03.2017 10:23

 

Dayattıkları anayasa paketinin 18 başlık altında toplansa da aslında 70 anayasa maddesinde değişiklik öngördüğünü, tam 55 ayrı yerden Bakanlar Kurulu ifadesini sildiğini ve devleti yürütme aygıtında, yürütme aygıtını ise Saray merkezli olarak tek kişide toplamak istediğini defalarca yazdık bundan önce.

Nitekim bu hafta içinde Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın da bu hedefi devlet otoritesi tek elde toplanıyor cümlesiyle ilan etmiş oldu. Her şey oldukça açık, net. Tekleşmiş, bir şahsın kaderine, kararlarına teslim edilmiş bir devlet düzeni.

Elbette bunu kabul ettirmek, kafalardaki soru işaretlerini gidermek kolay değil. Nitekim Evet cephesi kampanyaya başladığından beri paketi anlatmak dışında her şeyi yapıyor. Paketi gizlemenin iki yolu var: havuç ve sopa taktiği.

Sopa taktiğini biliyoruz. AKP teşkilatlarından isimlerin Hayır diyeceklere kurşun sıkma tehdidi içeren videoları, Hayır çıkarsa iç savaş olur korkutmaları, Cumhurbaşkanı Erdoğanın Başdanışmanı İlnur Çevikin attığı Hayır çıkarsa 7 Haziran sonrasını bile mumla ararsınız, benden uyarması twitleri; MHPli muhaliflerin etkinliklerinin zorbaca önlenmesi, sokakta HAYIR çalışması yapan demokratik kitle örgütlerinin çalışmalarının Valilik kararlarıyla engellenmesi. Liste uzun; ama sopa başlığı altında şimdilik bunlar yeterli; karşı karşıya olduğumuz olguyu anlamak için netleştirici. Çukur demeye kadar varan hakaretleri, Hayırı terörle eşitlemeye dönük kampanya söylemini de bu sopa başlığının bütünleyeni olarak görebiliriz. Tehdidin parçasıdır. Hedef göstermedir.

Fakat hegemonya, sadece sopa ile kurulmuyor. Bu pakette havuç olarak yerleştirilmiş, bir bakıma paketin kendisinin tartışılmasını önleyerek bir toplumsal kesimin desteğini almayı amaçlayan kısmi bir taviz de var. O da özellikle giderek sosyal koşulları kötüleşen, işsizlik oranları artan, gelecek kaygıları kökleşen gençliği bu pakete ekleme, enerjisini rejim değişikliğine katma planının somut ürünü olarak karşımıza çıkan 18 yaşa vekil seçilme hakkı düzenlemesi.

Başbakan Yıldırım meydanlardan bunu seslendiriyor şimdi. Bunlar gençlere güvenmiyorlar, 18 yaşındaki gençlerin seçilmesini istemiyorlar diyor özetle. Paketten uzaklaştırma, paketi buradan tartıştırma tuzağı.

18 yaşa vekil seçilme hakkı verilsin, verilmesin. Ortada yine bir hakikati çarpıtma vakası var ve konunun rejim değiştirmeyle, başkanlık sistemine geçmekle hiçbir ilgisi yok.

Nedenlerini açmalı ve yine çevremize bunu da anlatmalıyız. Ömürleri hakikatleri çarpıtmakla, bizimki de bu çarpıtmaları çürütmekle geçiyor. Israrla yapmalıyız.

Başkanlıkla İlgisi Yok

Sadece Başbakan değil, iktidar medyası da bu kampanyayı yoğunlaştırdı. Hafta içi Yeni Şafak gazetesi 18 yaşa vekillik düzenlemesinin 51 ülkede olduğunu, CHPnin bunu görmek istemediğini, bunu gözlerden kaçırmaya çalıştığını yazdı mesela.

Şimdi gerçeklere gelelim. Bu 51 ülkenin hükümet sistemlerine göre tasnifini yaptım. Buna göre 51 ülkenin 31inde Parlamenter Sistem, 13ünde Başkanlık Sistemi, 6sında Yarı-Başkanlık ve bir tanesinde de monarşi var. Oranlarsak; 18 yaşa vekillik hakkı veren 51 ülke içinde parlamenter sistemle yönetilen ülkelerin toplam içindeki oranı yüzde 61. Başkanlıkla yönetilenlerin oranı ise yüzde 25.

Bu ne demek?

Tablo açık. Birincisi, 18 yaşa vekillik hakkı dünyada en çok Başkanlık değil, Parlamenter sistem ile yönetilen ülkeler tarafından verilmiş. İkincisi, bu hakkı vermek için Başkanlık sistemine geçmeye ya da rejim değiştirmeye gerek yok. Öyleyse bu düzenlemeye parlamenter sistem engel değil; aksine Başkanlık sisteminde çok daha az görülen bir uygulama. Yani Meclisin merkezinde olduğu, yasamanın yürütmeye teslim edilmediği koşullarda, Meclisin demokratikleştirilmesi ve temsil hakkının genişletilmesi doğrultusunda parlamenter sistem bu hak için çok daha elverişli bir zemin sunuyor.

Asıl büyük çarpıtma tam da bu yüzden buradan başlıyor. Sanki 18 yaşındaki gençlere vekil seçilme hakkı verilmesinin önünde parlamenter sistem engel ve sanki ancak rejim değiştirilirse bu hak verilebilir.

Dedik ya; ömürleri hakikatleri çarpıtmakla, bizimki de bunların çarpıtmalarını çürütmekle geçiyor. Yılmadan devam.

Dünyadaki Uygulama

Gelelim bu hakkın hukuki olarak verilmesinin yeterli olup olmadığına. Yani bir de uygulamaya bakalım.

Önce dünyadaki uygulama: Parlamentolar Arası Birlikin (IPU) 2016da yayınladığı Ulusal Meclislerde Gençlik Katılımı başlıklı geniş kapsamlı rapora göre dünyada 30 yaş altındaki vekillerin toplam milletvekilleri içindeki oranı sadece yüzde 2.

30 yaş altındaki vekillerin toplam içindeki oranının yüzde 10u geçtiği ülkelerin yüzde 75inde, yani 4te 3ünde parlamenter sistem var.

Aynı rapora göre dünyada 30 yaş altında genç milletvekili sayısının en fazla olduğu, yani oransal olarak en yüksek düzeyde genç vekil katılımının sağlandığı ilk 10 ülkenin 9unda da başkanlık değil, parlamenter sistem var.[1]

Özetle, parlamenter sistemin olduğu ve demokratik temsil/katılım ilişkisinin oturduğu ülkelerde gençlerin siyasete katılımının önü açılırken, ağırlıklı olarak az gelişmiş ülkeler grubunda yer alan ülkelerdeki otoriter/başkancı modellerde gençlerin katılımının önü daha da kapatılıyor. Yani bu hak hem anayasal olarak parlamenter sistemin geçerli olduğu ülkelerde ağırlıklı olarak verilmiş, hem de uygulamada da parlamenter sistemin olduğu ülkelerde çok daha etkin yürürlüğe konmuş. 18 yaşa vekillik hakkı veren ve başkanlık sistemiyle yönetilen 13 ülkeden 30 yaş altı vekillerin oranı listesinde ilk 10a giren tek ülke var, o da Ekvador. Uygulamada başkanlık sistemi gençlerin bırakın önünü açmayı, daha da kapatmış görünüyor.

Ya Türkiye?

Meselenin bu hakkı vermekle bitmediğini, uygulamanın daha önemli olduğunu ve bunun her ülkenin siyasal kültüründe farklı sonuçlar verdiğini belirttik. Bunun Türkiyedeki sınamasına da bakalım öyleyse.

Örneğin 25 yaşa vekil seçilme hakkı verildikten sonraki oranlara bakalım.

7 Haziran 2015 milletvekili seçimleri sonrasında oluşan Mecliste AKP milletvekillerinin yaş ortalaması 49.[2] 1 Kasım 2015ten sonra oluşan Mecliste ise AKP yaş ortalaması 49dan 50ye çıkmış. Paketi öneren diğer parti MHPde ise bu ortalama 54.

1 Kasım seçimlerinde ise Meclise 25 ile 30 yaş arasında sadece 9 vekil girebilmiş. Bunların 6sı HDPli, 2si AKPli, 1i CHPli. MHPden ise hiç yok.[3] Mevcut AKP hükümetini oluşturan bakanların yaş ortalaması ise 52. Oysa Meclisin genel yaş ortalaması 51. Bunun da üstünde.

Tablo açık. AKP-Bahçeli iktidar bloğu vekil seçilme yaşını düşürse de, uygulamaya bunu hiç yansıtmamış. Yani katılım olgusuna bakışları her meselede olduğu gibi yine taktiksel. Demokratikleşene kadar değil, diktaya giden yolda gençliğin onayını sandıkta alana kadar. Tramvayları böyle işliyor.

Diğer yandan bir boyutun daha altını çizmeliyiz: Türkiyede gençlerin siyasetle ilgilenmesini, siyasallaşmasını istemeyen otoriter bir politik kültür var. 12 Eylül darbesi sonrasının siyasetsizleştirme stratejisinde gençlik özel bir yer tutuyor; biliyoruz.

Buna karşın sosyal ve siyasal tutumlar hayatın kendisinden etkilenir, sadece yukarıdan alınan kararlardan değil. Krizlerin, artan işsizliğin, güvencesiz ve güvenliksiz bir yaşamın en fazla etkilediği, savaşlarda yanlış siyasetler nedeniyle bedeli canıyla ödeyenlerin en fazla görüldüğü toplumsal kesim gençlik. Yoksul ve geleceksiz gençler. İster istemez politikayla ilgilenecekler, politikleşmeyle sosyal sorunlarını irtibatlandıracaklar. Kaçınılmaz.

İktidar bloğu şimdi bu düzenlemeyle yaklaşan potansiyel gençlik öfkesini, yeni siyasallaşma dalgasını kısmi tavizlerle yumuşatmayı ve denetim altına almayı da amaçlıyor. Dolayısıyla meseleleri gençliğin siyasete katılımı değil. Ülkede Meclisin neredeyse tabeladan ibaret kalacağı, bütün yetkinin Başkanda toplanacağı otoriter bir sistemde gençlerin siyasal katılımlarını değil, siyasal açıdan katılımsızlıklarını da garanti altına alacak bir havuç stratejisi izliyorlar. Bu nedenle meseleye parlamenter sistem engel olmadığı gibi, bu hakkı verirken amaçları da siyasal katılımın önünü açmak, tabana yaymak değil. Bunu doğru saptamak gerekiyor. Hatta buna gençliğin siyasetsizleştirilmesi dalgasının geçmişten bugüne uzanan yeni tamamlayıcısı da diyebiliriz. Niyet budur: Bir yandan lümpenliği milisleştirme, diğer yandan öfkelileri siyasetsizleştirme. İdeolojik düzeyde de ben cahilin ferasetine güvenirim diyenle Nihat Hatipoğlunun YÖK üyesi yapıldığı sistemde bilinçleri sorgusuzlaştırma, sualsizleştirme. Hepsi birbirinin devamıdır.

Asıl Mesele Bu mudur?

Türkiye bir krizin içinden geçiyor. Bu krizden gençlik çok daha derin etkileniyor. Gençler içinde işsizlik oranı son 2 yılda yüzde 18.3ten yüzde 22.6ya çıktı. 15-24 yaş arası kadın genç işsizliği de yüzde 24.7den yüzde 28.5a ulaştı. Ne eğitimde ne de istihdamda olmayan gençlerin oranı yüzde 24ü buldu. Yani her 4 gençten biri ne okula ne de işe gidiyor.

Diplomalı, üniversite mezunları arasındaki işsizlik, geleceksizlik kaygısı daha da artıyor. Kamu alımlarının durdurulduğu ortamda, gençlere güvence için sadece polis ya da asker olma imkanı sunuluyor. Kamu, kamu istihdamı; olağanüstü hal devleti uygulamalarıyla eşitleniyor, dışına çıkılması yoksul halk çocuklarına imkansız hale getiriliyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin yayınladığı rapora göre, sadece 2016da 27 yaş altında 350 genç işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Daha geçen ay İstanbulda inşaattan harçlığını çıkarmak isteyen Tıp Fakültesi öğrencisi Remzi Ersu iş cinayetinde can verdi. Samsunda bir öğretmen, ataması yapılmadığı için bunalıma girip intihar etti.

Öyleyse? Gençliğin sorunları bir değil, bin değil. Bu sorunların çözümü ise diktatörlükte hiç değil.

Halkçı ekonomi, demokratik bir cumhuriyet. Gerisi sadece sopaya alıştırmak için bize sunulan havuç.

[1] Merak edenler bu rapora http://www.ipu.org/pdf/publications/youthrep-e.pdf adresinden erişebilir.

[2] Beyza Kuralın Bianette çıkan incelemesi: http://bianet.org/bianet/siyaset/165299-49-yasindaki-meclis-te-yaslanan-tek-parti-akp

[3] https://dagmedya.net/2015/11/04/milletvekili-yas-ve-cinsiyet-dagilimimeclis-yas-ortalamasi-50i-genc-vekillerin-orani-ise-yuzde-1-6/

Eğitim