Hitler’i korkutan sanat

Hitler, Sanat ve Mimarlık Yüksekokulu Bauhaus’un kapatılması emrini verdiğinde takvim yaprağı 30 ocak 1933’e işaret ediyordu. O dönemde Bauhaus’un yöneticisi, nasyonal sosyalistlerin kontrolündeki Dessau’dan bir yıl önce sürülen Mies van der Rohe’ydi. Kurum, Berlin’de özel statüde yeniden açılmıştı.  Sanatla zanaatkarlığı kaynaştıran Bauhaus, “sosyalizmin katedrali”ydi  ve Naziler bu kuruma bir tür öç duygusuyla bakıyordu. Kandinskj, Klee, Albers, Fejininger gibi isimlerin ders verdiği Bauhaus’u Nazi yönetimi “Bolşeviklerin hücresi” görüyordu.

Hitler yönetiminin başlattığı ve sanatçıları hedef alan cadı avı, bütün hızıyla sürüyordu. 1930’ların Avrupası’nda güç kazanan totaliter rejimler, bu karanlık tabloyu tamamlıyordu. Yine 1933’de Almanya’da iktidarın hoş görmediği 27 müze müdürünün görevine son verildi. Bu süreçte klasik sanata karşı gelen 16 bin avangard yapıt, Hitler’in emriyle kaldırıldı.

Nazi yönetimi birçok sanat yapıtını “kültürel yozlaşmayı” temsil ettikleri gerekçesiyle ateşe verdi. Altı yıl sonra yakılmaktan alı konulan birçok başyapıt, Goebbels’in “Bu çöplükten biraz para kazanalım” düşüncesiyle satışa sunuldu. Bu furyada Göring de, av köşkü için bazı tablolar satın aldı. 

Okuru 1930’ların Avrupası’na götüren Marisa Passaro, Il Mulino’nun yayımladığı, “Artisti in fuga da Hitleri /Hitler’den Kaçan Sanatçılar” başlıklı kitabında, Nazi yönetiminden kaçan ve ABD’ye göç eden Avrupalı sanatçıların çağdaş Amerikan sanatının temellerini attığını anlatıyor.

Hitler hükümetinde Propaganda bakanı Joseph Goebbels, önemli bir role sahipti. Reichskulturkammer’in kurucusu olan Goebbels, gösel sanatlar bölümünün yöneticiliğini Hitler’in sevdiği ressam Adolf Ziegler’e vermişti. Führer’e adanan özel salonda Ziegler imzalı “Trittico dei quattro Elementi”, onursal yapıttı.

Aynı Ziegler, 19 temmuz 1937’de Münih’te “Dejenere Sanat” başlıklı bir sergi düzenledi. Bu sergi, on dokuzuncu yüzyıl başında başyapıtlara imza atan, ancak Alman müzelerinden dışlanan 600 Avrupalı sanatçının işlerini bir araya getiriyordu. İki milyon ziyaretçi çeken bu serginin açılışında Ziegler, “Korku ve zevksizlik duyguları esinleyen eserlerden”dan söz ediyordu.

Maria Passaro, “Hitler’den Kaçan Sanatçılar” kitabında ABD’ye göç etmek zorunda kalan Avrupalı ünlü sanatçıların izini sürerken, Yeni Dünya’ya giden bu yapıtların, Amerikan görsel sanatlarının temelini nasıl attığını sorguluyor.

ABD’de sürgün yaşamı süren Avrupalı sanatçılar arasında Breton, Leger, Miro’, Massoni Chagall, Ernst, Leger, Tanguy, Feininger, Mondrian ve başka birçok isim yer alıyor. Bu sanatçılar, savaş sonrası dönemde Amerikan sanatının köklerini oluşturdu.

Amerika kültür dünyasına egemen oldu

İzleyen yıllarda Hans Hofmann, Josef Albers, Lazio Moholy-Nagy gibi sanatçılar, Amerikan üniversitelerinde ders vermek için davet edildi ve bu kurumlarda geleceğin tasarımcıları ve sanatçıları eğitim gördü. Hofmann’ın dikkat çektiği gibi, “ABD’de yeni bir sanatın köklerini yapılandırmak için yeterli alan mevcuttu”. Bu dönemde Amerikan yönetimi, Avrupalı sanatçıların yapıtlarına yatırım yaparak, küresel boyutta kültür ve sanat dünyasına egemen oluyordu. Avrupa’yı terk etmek zorunda bırakılan sanatçılar, artık Yeni Dünya’da devam ediyordu yollarına.

Amerika kapısını, görsel sanatçıların yanı sıra Stravinsky, Bela Bartok, Schönberg gibi müzisyenlere, Erwin Panofsky ve faşizmden kaçan Lionello Venturi gibi sanat tarihçilerine, Thomas Mann ve Albert Einstein gibi Nobel ödüllü tanınan isimlere de açtı. Passaro’nun vurguladığı gibi, “Amerikan siyasetinde kültür ürünleri, pazar değeri ölçüt alınarak kabul görüyordu”.

Henri Matisse’in oğlu Pierre ve Kurt Valentin’in kurucusu olduğu Manhattan’daki “Flatiron Building” galerisi, birçok Avrupalı sığınmacı sanatçıyı lanse etti. 1942’de “Sürgündeki sanatçılar” başlığı altında düzenlenen sergide aralarında Ernst, Chagall, Leger, Breton, Mondrian, Mason gibi isimlerin yer aldığı 14 ustanın yapıtları sunuldu.

Maria Passaro’nun kitabında paylaştığı bir başka ayrıntı, Varian Fry adlı gazeteciyle ilgili; Fransa 1940’da Naziler tarafından işgal edilince Fry, Hitler’in cadı avından kaçan ve Marsilya’ya sığınan 2 bini aşkın kültür adamı ve sanatçıyı ülkeyi terk etmeden önce kurtarmayı başardı.

Aynı dönemde ABD’de MoMa’nın yöneticisi Alfred Barr jr. tüm dünyanın gözü önünde 1939’da Naziler tarafından Leipzig’de düzenlenen bir müzayedede satışa sunulan  “dejenere sanat” yapıtlarından oluşan bazı örnekleri sergilemek istedi. Bu konuda devreye Curt Valentin girdi.  İki ay sonra MoMA’da “Art in Our Time” adı altında açılan sergide, Nazi idaresinin Almanya’daki müzelerden kaldırdığı beş yapıta yer veridi.          

Max Ernst

“L’ange du foyer/ 1937” 114x146/cm Özel Koleksiyon

Maria Passaro’nun kitap kapağı

 

 

 

 

 

 

 

  

 

 

 

 

YAZARLAR