Aydınlanma Devrimi: Köy Enstitüleri

Aydınlanma Devrimi: Köy Enstitüleri

17 Nisan Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü ve “kuruluş bayramı” günü.

Milli Mücadele yıllarından itibaren Türkiye’yi çağdaş medeniyetler seviyesine ulaştırmayı amaçlayan Mustafa Kemal Atatürk, bunu başarmanın ilk yolunun eğitim ve öğretimden geçtiğini biliyordu. Bu amaç doğrultusunda 16 Temmuz 1921’de Ankara’da Birinci Maarif Kongresi’ni topladı. Amaç, Türkiye’deki okul ve öğrenci mevcudunu tespit ederek bu konuda yapılması gereken çalışmaları belirlemek ve eğitime milli bir yön vermekti. Kongrede Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen erkek ve kadın öğretmenler hazır bulunmaktaydı. Açış konuşmasında Mustafa Kemal; şimdiye kadar uygulanan eski yöntemlerin Türk milletinin gerilemesine sebep olduğunu ve milletin karakterine uygun milli bir eğitim programının geliştirilmesi gerektiğini vurgulamaktaydı.

Eğitim-öğretim alanında yapılan önemli inkılâplardan birisi de 1 Kasım 1928’de gerçekleştirilen yeni Türk harflerinin kabulü idi. Okuma yazma bilenlerin sayısını artırabilmek için Millet Mektepleri açıldı. Amaç yeni harflerle okuma-yazmayı öğretmekti. Bu süreç 19 Şubat 1932’de on dört il merkezinde kurulan Halkevlerinin açılmasıyla yeni bir ivme kazandı. Kısa sürede sayısal artış sağlandı.  Halkevlerinden beklenen birçok işlev bulunmaktaydı. Hem Türk aydınlanmasına hizmet edilecek hem de inkılâpların halk arasında kökleşmesi sağlanacak idi. Bu bakımdan hükümetin köy ve köylüye yönelttiği faaliyetler, halkçılığın bir türü olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle “halka ulaşma” düşüncesiyle kurulan Halkevleri fikrinin  kırsaldaki yansıması da Köy Enstitüleri olacaktı. Gerek Halk Evleri ve gerekse Köy Enstitüleri sosyo-kültürel zihniyet değişimi ve dönüşümünü harekete geçirmek içindi .

Kurulan bu eğitim kurumları aynı zamanda halkçılık düşüncesinin de bir yansıması idi. Geçmişten günümüze Anadolu coğrafyasında bir türlü çözümlenemeyen eğitim sorununa Köy
Enstitüleri bir çare olarak düşünülüyordu

Köy Enstitülerinin Kuruluş Amacı

1935 daha çok köye ve köylüye ağırlık verilen bir politikanın izlenmeye başlandığı yıl idi. Aynı yıl içinde yapılan CHP Büyük Kurultayı’nda da bu politikanın benimseneceği vurgulanmaktaydı. Bu doğrultuda Saffet Arıkan Milli Eğitim Bakanı olarak görevlendirildi ve İsmail Hakkı Tonguç’u MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne atadı . Nitekim İsmail Hakkı Tonguç, ilerleyen yıllarda Köy Enstitüleri’nin kurucusu olacaktı .

Köy Enstitüleri’nin kuruluş amaçları köye ve köylüye yönelik idi. 1935 Türkiye’sinde kırsal kesimde yaşanan bir takım sorunlara çözüm niteliğindeydi.

Köylerde okul sayısının yok denecek kadar az oluşu, şehirden köye gönderilen öğretmenlerin kırsala ayak uyduramaması ve o dönemdeki köy insanının eğitim alanında yetersiz oluşu bu sorunlardan bazılarıydı.

Bu eksiklikler köy ve köylünün dilinden anlayan yeni bir aydın tipine ihtiyacı gerekli kılmaktaydı

Köy Enstitüleri’nin Kuruluşu

17-29 Temmuz 1939’da yapılan Maarif Şûrası’nda köy ve köylü ile ilgili bazı kararlar alındı. Bunlar köy eğitiminde uygulanacak müfredatla ilgiliydi. Buna göre kırsalda verilecek eğitimde köylüye sadece okuma-yazma öğreten bir öğretmen yeterli olmayacaktı. Diğer taraftan köy öğretmeni yetiştirecek kurumların çok yönlü eleman yetiştirmesi gerekmekteydi. Bu yönde alınan kararlar yeni açılacak kurumlara “Köy Enstitüsü” adının verilmesinin daha uygun olacağını gerekli kıldı.

Bu doğrultuda Köy Enstitüleri Kanunu 17 Nisan 1940’ta TBMM’de görüşülerek kabul edildi. Böylece Köy Öğretmen Okulları, Köy Enstitülerine dönüştürüldü. 1940-1941 öğretim yılında on yeni Enstitü açıldı. 19 Haziran 1942’de Köy Okulları ve Köy Enstitüleri Teşkilat Yasası çıkarıldı. 1942’de ise bu sayı on yediye ulaştı.

Sonraki süreçte yayımlanan bir kararname ile Yüksek Köy Enstitüleri kuruldu. Enstitülerin sayısı 1945-1946 öğretim yılına kadar yirmiye çıkarıldı. 1948-1949 öğretim yılında ise bir tane
daha açılarak bu sayı yirmi bir oldu26. İsmail Hakkı Tonguç tarafından düşünülen bu enstitüler hem bir eğitim-öğretim evi, hem de modern bir çiftlik idi. Buradaki öğrenciler bir yandan kendi
binalarını kendileri yapmayı ve toprak işlemeyi öğrenecekler, diğer taraftan da ortak bir üretim ve çalışma alanı oluşturacaklardı.

Köy Enstitüleri 1945’te çıkarılan “Toprak Reformu” ile yürütülmek istendi. Çünkü köy birlikleri, köylülerle ortak işletmeler, kooperatifler ve Köy Enstitüleri, yapılan Toprak Reformu ile birlikte işlevsellik kazanacaktı. Fakat bu proje bir türlü gerçekleştirilemeyecekti. CHP’nin sağ kanadındaki muhalifler özellikle enstitülere kuşkuyla baktıklarını ve karşı çıktıklarını
vurgulamaktaydı.

Pulur Köy Enstitüsü

1950’ye kadar geçen süreçte toplam yirmi bir enstitü kuruldu. Pulur Köy Enstitüsü bunlar arasında on yedinci sıradadır. Enstitü, Erzurum’un Ilıca bucağında yer almaktadır.
1942’de 1800-2000 dönüm civarında verimli ve ekilebilir tarım arazisi üzerine kurulan Erzurum Pulur Köy Enstitüsü’nün kuruluş amacı diğer enstitülerde olduğu gibi köy öğretmeni
ve sağlık memuru yetiştirmekti. Bu Enstitü’nün yeri coğrafi olarak incelendiğinde, doğusunda Pulur Çayı, batısında Turna Tepeleri, güneyinde Pulur Köyü ve kuzeyinde ise bir kilometre uzaklıkta Ilıca ve Erzurum kara yolu bulunmaktaydı. Enstitünün kurulacağı yer şu esaslara göre belirlendi: Pulur çayı okulun kurulacağı arazinin ortasından geçecekti. Enstitü hayvanları için yeteri kadar çayırlık alan bırakılacaktı. Transit yoldan faydalanabilmek için arazinin bir kenarı bu yola sınır olacaktı. Gerekli olan su da Pulur Çayı’ndan temin edilecekti.

 

 

Pulur Köy Enstitüsü 1940

Pulur Köy Enstitüsü 1940

Pulur Köy Enstitüsü 1940

Pulur Köy Enstitüsü 1940

İşlenen dersler ve içerikleri

DÖNÜŞÜM EVRESİ

İşte Köy Enstitülerinin dönüşüm evreleri:

Köy Enstitülerinin kurucularından, efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e, Recep Peker hükümetinde görev verilmediğinden, 5 Ağustos 1946 günü Bakanlığı sona ermiştir.

Köy Enstitülerinin kurucusu, teorisyeni İsmail Hakkı Tonguç 21 Eylül 1946 günü Genel Müdürlükten ayrılmıştır. Bu ayrılışı, Yücel’in yerine getirilen Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, 19 Kasım 1951 günü toplanan TBMM Köy Enstitüleri gizli oturumunda, şöyle dillendirmiştir: “Biraz evvel ismi telaffuz edilen adam etrafını kandırmıştı. (Tonguç Baba sesleri) Evet Tonguç Baba… Bütün hüsnüniyet sahiplerini, bütün iyiniyet sahiplerini kandırmıştı. Tonguç Baba’yı defederken hiçbir mukavemetle karşılaşmadım…” “500 kişilik kadrodan, 400 kişiyi ayırırken hiçbir taraftan güçlük görmedim. Yardım gördüm.”

1947 yılında kuruluşlarından beri uygulanmakta olan, Köy Enstitülerinin üretime dönük izlenceleri yürürlükten kaldırılmış, hazırlanan yeni izlencede, Köy Enstitülerinin ana sistemini oluşturan, öğrencilerin ikinci sınıftan sonra bazı dallarda ustalaşmaları uygulamalarına son verilmiş, gerçek iş yerine, minyatür iş öne çıkarılmıştır. 1947’den önceki Öğretim İzlencesine göre: Erkek öğrenciler, ikinci sınıftan başlayarak, demircilik, marangozluk, yapıcılık kollarında, kızlar ise; biçki-dikiş, örgü ve dokumacılık, ziraat sanatları dallarından birisini seçerek iş derslerinde okul bitinceye değin seçtiği kolda çalışarak ustalaşırlardı.

 

KAPATILMA AŞAMASI

19 Şubat 1947’de değiştirilen Köy Enstitüleri Yönetmeliği’nin 184. Maddesi: Öğrencinin yapmakta serbest olmadığı işler: Enstitü içinde toplantı yapmak, nutuk söylemek, konferans vermek, enstitü dışında toplantı ve gösterilere katılmak, enstitü içinde ve dışında kitap, dergi, broşür, beyanname dağıtmak. Duvarlara ilan yapıştırmak, duvar gazetesi çıkarmak. Özel bir genelgeyle bu eylemlerin denetlenmesi Enstitü müdürlerinden alınarak, MEB’e verilmiştir… (Türkiye’de Köy Enstitüleri, Fay KIRBY, s.354.)

Köy Enstitülerine öğretmen yetiştiren, Yüksek Köy Enstitüsü 27 Kasım 1947’de, eğitmen kursları 28 Haziran 1948’de kapatılmıştır.

10 Eylül 1947 tarihine yayınlanan 5129 sayılı yasaya göre, Köy Enstitüsü çıkışlı öğretmenleri ve sağlık memurları için kamulaştırılmış olan tarım arazileri bedeli karşılığında eski sahiplerine verilecek, tarım ve iş çalışmaları amacıyla, öğretmen ve sağlık memurlarına verilmiş olan, hayvanlar ve diğer demirbaşlar maliye bakanlığına teslim edilecek ve satılacaktır…

1950-1951 öğretim yılında sağlık kolları kapatıldı.

10-11 Haziran 1947’de çıkarılan bir genelgeyle, köy öğretmenleri için, Köy Enstitülerinde 45 günlük bir tamamlayıcı kurs açılıyordu. Amaç, onların bilgi açıklarını kapatma perdesi altında, onlarda yetersizlik duygusu yaratmaya dönük bir işkenceydi.

1944 Kızılçullu Köy Enstitüsü çıkışlı, 94 yaşında Âlim Başaran’ın anılarından: “31 Ekim 1944’te mezun oldum. Ertesi günü Halkalı Köyü’nde göreve başladım. Bana bir demirci atölyesinde gerekli olan her türlü aletle birlikte iki at, bir inek, bir araba verildi. Köy muhtarı da 30 dönüm arazi tahsis etmişti. Biz bu üretim araçlarıyla önemli ekonomik olanaklar elde ettik, para kazandık. 1948’de Köy Enstitüleri programı değiştirilince, Mal Müdürlükleri aracılığıyla bunları bizden geri aldılar.” (Öğretmen Dünyası, Nisan 2019, s.31.)

 

İŞİN ÖZETİ

Yukarıda görüleceği üzere, özellikle kurucu lider İsmet İnönü’nün ve yıkıcı Sirer’in söyledikleri önemle göz önüne alınırsa, Köy Enstitüleri 1946’dan sonra Köy Enstitüsü özelliğini yitirmiştir. Üretme yok, tartışma yok, gazete çıkarma yok, okuma sınırlanmış, kitaplar seçime uğramış, sakıncalı sayılanları başta klasikler olmak üzere yakılmıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mustafa Ekmekçi, çok güzel özetlemiş. 27 Ocak 1954’te 6234 sayılı yasayla yapılan; işlevini yitirmiş, Köy Enstitülerinde asılı duran “Köy Enstitüsü” levhasının indirilerek, yerine: “İlköğretmen Okulu” levhasının asılmasından ibarettir, bu konuda sürdürülen açıklamaların, gerçeği perdelemekten öte bir anlam ve işlevi yoktur.

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR