• Benzin vardı da biz mi içtik.”

    Demokrasilerde çare tükenmez”

    Dün dündür, bugün bugündür”

    Ne veriyorlarsa, beş katını vereceğim”

    Yollar yürümekle aşınmaz”

    Dünkü güneşle bugünkü çamaşırları kurutamazsınız”

    Gibi sözlerini unutamadığımız önceki Cumhurbaşkanlarımızdan Süleyman Demirel ölümünün dördüncü yıldönümünde anılıyor.

    Süleyman Demirel her şeyden önce basın özgürlüğüne inanan bir politikacı olarak anılacaktır. Demirel, merhume Nazmiye Demirel’e atılan bir iftira dışında hiçbir gazetecinin hapis cezası alması için dava açmamıştır.

    Demirel’in yakın çalışma arkadaşlarından dostum, eski Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlarından Yaşar Topçu bir anısını anlatmıştı:

    Süleyman bey Başbakan, ben de O’nun avukatıydım. Bir Asliye Ceza Mahkemesi’nden gelen yazıda, Başbakan’a söven bir kişinin tutuklandığı ifade ediliyor, Başbakan Süleyman Demirel‘in, tutuklu kişiden şikayetçi olup olmadığı soruluyordu.

    Demirel‘e, durumu anlattım. Bana şunları söyledi:

    Bu ülkenin vatandaşı durup dururken Başbakan’a küfre etmez. Biz farkında olmadan adama bir kötülük etmişizdir. O da canı yandığı için, basmıştır küfrü. Adamı tutuklayarak cezalandırmanın ne gereği var.

    Senden ricam, bana söven adamı ceza evinden çıkart.’

    O ilçeye gittim. Mahkemede ‘Biz sanıktan şikayetçi değiliz. Başbakan’a söven sanığın tahliyesini istiyoruz. Başbakan da sanığın tahliyesine karar verilmesi yönünde benden talepte bulundu’ dedim. Savcı da, hakim de isteğim karşısında duruşmaya ara verdiler. Az sonra, mübaşir, ‘hakim bey sizi istiyor’ dedi. Odasına gittim, bana ‘Süleyman Bey nasıl bir adam? O’nu çok yanlış tanımışım’ dedi. Ben de, vatandaşın tutuklandığını öğrendiğinde Demirel‘in ‘Biz bu vatandaşımıza farkında olmadan ne kötülük etmişiz ki, adam öfkesini söverek gösterdi. Git adamı kurtar da gel’ dediğini anlattım. Hakim, ilk kez böyle bir olayla karşılaştığını söyledi, sonra da vatandaşın tahliyesine karar verdi.”

    Demirel, açtığı birkaç tazminat davasından gelen paraları da hayır kurumlarına bağışladı.

    1980’e kadar demokrat olmadığını yazıp çizdiğimiz Süleyman Demirel’i bugün yanlışlarıyla doğrularıyla daha iyi anlıyoruz.

    Özellikle Cumhurbaşkanlığı döneminde, Atatürk ilke ve devrimlerine, laik cumhuriyete, sahip çıkması, O’nun siyasi yaşamını iki ayrı bölüm olarak ele alınmasına neden oldu.

    1980 öncesi ve sonrası Süleyman Demirel. 80 öncesi Demirel çok eleştirilebilir. Demirel’e yöneltilen suçlamaların başında da, Deniz, Hüseyin ve Yusuf’un idamlarına “ Üç bizden, üç sizden” denilerek AP’lilerin “evet” oyu vermesi O’nun da aynı yönde oy kullanması gelmektedir.

    Ancak 1980’den sonra değişmeye başlayan Demirel, Erdal İnönü’nün SHP’si ile koalisyon yapmış, yıllarca elini bile istemeye istemeye sıktığı dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’le döneminde uyum içinde çalışmayı başarmıştır.

    İslamköy’den çıkıp, başbakan, cumhurbaşkanı olduysam, bunu Atatürk’e borçluyum” sözünü sıkça yineleyen Demirel, Cumhurbaşkanlığı görev süresi bittikten sonra Anıt Kabir özel defterine özetle şunları yazmıştı:

    “Büyük Atatürk; Yüce makamınızda nöbetimi onurla tuttum. Kurduğunuz Türkiye Cumhuriyeti devletini yüceltmek, güçlendirmek, milli birliğimizi ve beraberliğimizi pekiştirmek için, her türlü gayreti gösterdim. Cumhuriyetin, demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti olma özelliklerini ve üniterliği dikkatle korudum. Uygarlık ve çağdaşlık yolunda atılan adımlara hep destek, teşvik ve cesaret verdim. Türkiye, gösterdiğiniz aydınlık yolda ve işaretlediğiniz hedefe doğru süratle ve sağlıkla ilerlemeye devam edecektir… Sevgi, saygı, minnet ve şükran size. Ruhun şad olsun, Büyük Atatürk.”

    Yanlışları ve doğruları ile siyasi tarihimizde yerini alan Süleyman Demirel’i sonsuzluğa gidişinin dördüncü yılında saygı ve rahmetle ile anıyorum.