• <>

    “Mussolini çok konuşuyor Taranta Babu, çok korktuğu için çok konuşuyor” diyordu  Nazım Hikmet…

    52 yıl önce Haziran ayında kaybetmiştik koca Nazım’ı… Bir vasiyeti vardı bizlere:

    Yoldaşlar, nasip olmazsa görmek o günü, 
    ölürsem kurtuluştan önce yani, 
    alıp götürün 
    Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni. 
    Hasan beyin vurdurduğu 
    ırgat Osman yatsın bir yanımda 
    ve çavdarın dibinde toprağa çocuklayıp 
    kırkı çıkmadan ölen şehit Ayşe öbür yanımda. 
    Traktörlerle türküler geçsin altbaşından mezarlığın, 
    seher aydınlığında taze insan, yanık benzin kokusu, 
    tarlalar orta malı, kanallarda su, 
    ne kuraklık, ne candarma korkusu. 
    Biz bu türküleri elbette işitecek değiliz, 
    toprağın altında yatar upuzun, 
    çürür kara dallar gibi ölüler, 
    toprağın altında sağır, kör, dilsiz. 
    Ama bu türküleri söylemişim ben 
    daha onlar düzülmeden, 
    duymuşum yanık benzin kokusunu 
    traktörlerin resmi bile çizilmeden. 
    Benim sessiz komşulara gelince, 
    şehit Ayşe’yle ırgat Osman 
    çektiler büyük hasreti sağlıklarında 
    belki de farkında bile olmadan. 
    Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani, 
    – öyle gibi de görünüyor – 
    Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni 
    ve de uyarına gelirse, 
    tepemde bir de çınar olursa 
    taş maş da istemez hani…/1953, 27 Nisan,Barviha Sanatoryumu

    Vasiyetini yerine getiremedik…

    Oysa ne acılar çekmiş, neler neler söylemişti şair bizler için;

    Bugün pazar. 
    Bugün bizi ilk defa güneşe çıkardılar. 
    Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün 
    Bu kadar benden uzak 
    Bu kadar mavi 
    Bu kadar geniş olduğuna şaşarak 
    Kımıldamadan durdum. 
    Sonra saygıyla toprağa oturdum, 
    Dayadım sırtımı duvara. 
    Bu anda ne düşmek dalgalara, 
    Bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım. 
    Toprak, güneş ve ben… 
    Bahtiyarım…

    Evet,  yarın pazar… Yarın, bizleri, birincisinde, yozlaştırılan kurumlardan bu kez de YSK kullanılıp mızıkçılık edilerek zorla yenilenen seçimle siyasi irademizi belirlemek için topluca sokağa çıkaracaklar…

    Ama özellikle seçmenlerin bir kesiminin Nazım’a kulak vermesi lazım sokağa çıkarken… Akrep, midye ya da serçe gibi olmamak için…

    Akrep gibisin kardeşim, 
    Korkak bir karanlık içindesin akrep gibi. 
    Serçe gibisin kardeşim, 
    Serçenin telaşı içindesin. 
    Midye gibisin kardeşim, 
    Midye gibi kapalı, rahat. 
    Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim. 
    Bir değil, 
    Beş değil, 
    Yüz milyonlarlasın maalesef. 
    Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani, 
    Hani şu derya içre olup 
    Deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf. 
    Ve bu dünyada, bu zulüm 
    Senin sayende. 
    Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer 
    Ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak 
    Kabahat senin,
    Demeğe de dilim varmıyor ama
    Kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

    Onun için sandığa gitmek  gerekiyor… Sandığa gitmek, gittiğimizde sağduyu ile aklımızı kullanmak ve de sandığa sahip çıkmak gerekiyor… Aksi takdirde şikayet etmeye hakkımız kalmıyor…
    Aslında sene de bir gün değil, her Allah’ın günü sahip çıkmak gerekiyor ülkeye…

    Çünkü bu memleket bizim…

    Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
    Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
    bu memleket, bizim.

    Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
    bu cehennem, bu cennet bizim.

    Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu,
    bu davet bizim….

    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
    ve bir orman gibi kardeşçesine,
    bu hasret bizim…

    Bu özlemleri gidermek, bir ağaç gibi tek ve hür ve de bir orman gibi kardeşçesine yaşayabilmek için geçtiğimiz yılların yanlışlarını, sahip çıkmamız, sarılmamız gereken doğrularımızı anımsayarak, içine düşürüldüğümüz ağır ve ciddi sorunlar labirentinden ortak aklın kılavuzluğuyla çıkabilmemiz için bari bu kez Nazım’ın yukarıdaki dizelerinde yer alan vasiyetlerini yerine getirebilsek…

    Davazlı deyyo ki:”Ha babam de babam sandığa gidiyoz emme o sandıktan bi tüülü demokıraasi cıgarameyyos be daayı… Baari bu sefer cıgarabiliveesek deyyon hani…” Doğru söze ne denir…

    Öte yandan “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir” diye başlayan, İstanbul’daki Saray’ın sorumluluğunu yerine getirmediğini belirten, 100. Yılını idrak ettiğimiz Amasya Tamiminde Atatürk, engin öngörüsüyle “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” demişti…

    Umarız ve dileriz; bu seçimin “milletin azim ve kararı” ile adil bir biçimde sonuçlanması ile,  büyük ölçüde, Cumhuriyet kurumlarının zafiyete uğratılması ve kaale alınmaması sonucu yapılan ciddi ve büyük siyasi hatalardan doğan

    *S-400, F-35 ABD ile Rusya arasında sıkışıp kalınması,

    *Ciddi işsizlik ve son derece adaletsiz gelir dağılımını büyüten ekonomik kriz,

    *Sosyoekonomik dengeleri de derinden sarsan başta Suriye sorunu olmak üzere çevremizde ve dünyada gittikçe kötüye giden uluslararası ilişkiler sürecimiz,

    *Doğu Akdeniz, Kıbrıs ve Ege sorunları vb. sorunlar labirentinde çırpınan Türkiye’nin İstanbul’dan büyük olduğunu idrak eder ve de artık bu sorunların çözümlenmesi için ortak akılla hızlı ve etkili adımlar atılması gerektiğini anlarız…

    <>