unnamed-010.gif

darbeicindedarbegif.gif

YAZARLAR

Tüm Yazıları Burak Cop

24 Haziran sonrası milliyetçi siyaset

05.07.2018 11:13

Her seçimde anketlerin ölçemediği sonuçlar çıkar. 1 Kasım 2015’te AKP’nin neredeyse her iki kişiden birinin oyunu alacağını hiçbir araştırma şirketi öngörememişti. Bu son seçimde de %6-7 civarında oy alması beklenen MHP’nin, AKP’yi kemirerek %11’e ulaşması sürpriz oldu.

AKP ve MHP tabanları arasındaki geçişkenlik dikkate alındığında aslında bir süreklilik söz konusu. AKP, 2009 ve 2014 yerel seçimleriyle 7 Haziran 2015’te MHP’ye kan kaybetti. 2011 ve 1 Kasım 2015 genel seçimleriyle 2014 cumhurbaşkanı seçiminde ise tersi oldu.

Bu defa kaybın AKP’den MHP’ye doğru olmasının önemli sonuçları olacak. Bu iki partinin Cumhur İttifakı iç çelişkilerle malul. Bunlar seçim sonrasında da sürecek, belki de şiddetlenecek.

***

Kampanya döneminde televizyon reklamlarında çaldığı şarkının giriş kısmının AKP’nin 2011’deki şarkısını anımsatmasından tutun da, ittifak partnerinin aksine Cumhur İttifakı’nı sürekli vurgulayıp bir mührün MHP’ye bir mührün de Erdoğan’a vurulduğu animasyonların kullanımına kadar, MHP, AKP seçmeninden oy almak için her şeyi yaptı.

MHP’nin bu şekilde AKP’nin altını oymakta oluşu anket şirketlerinin bile dikkatini çekemezken belli ki Erdoğan tehlikenin farkındaydı. Erdoğan, cumhurbaşkanlığında kendisine, milletvekilliğinde ise AKP dışında bir partiye oy verilmesi çağrılarını münafıklık olarak tanımladı.

İttifakın iç geriliminin sahada da yansımaları oldu. Bazı illerde AKP ve MHP adayları birbirlerini sert sözlerle suçladılar. Düzce’de üç milletvekilinden birini MHP’nin alması üzerine bugüne dek bu ilden hep tulum çıkarmış olan AKP sonuçlara itiraz etti, ancak itirazı reddedildi.

AKP, MHP’ye kaptırdığı oylardan ötürü Mecliste çoğunluğa ulaşamadı. MHP’yi yutarak likide etmeyi başarsaydı belki yakın gelecekte üçüncü bir Kürt açılımı başlatabilecekken şimdi olsa olsa tam tersi olacak. Erdoğan’ın Kürt meselesinde, mecliste desteğine muhtaç olduğu MHP’yi karşı safa itecek, en İslamî tonda bir açılım projesi başlatması bile yakın gelecekte mümkün görünmemektedir.

Kurulduktan 8 ay sonra, medya ablukası altında girdiği seçimde %10 alarak gerçekten başarılı bir performans gösteren İYİ Parti’nin şu aşamada üst düzey olmayan kadrolarından AKP’ye verilen “MHP’ye muhtaç değilsiniz, mecliste biz de varız” mesajları fiiliyata geçerse ne olur? İktidar imkanlarından yararlanmak parti kadrolarını mutlu edecektir, ancak toplumsal tabanı AKP-MHP bütünleşmesinden rahatsız olanlar başta gelmek üzere seküler ve kentli milliyetçilerden oluşan İYİ Parti, varlık sebebiyle çelişkiye düşer.

***

Cumhur İttifakı’nın iç çelişkilerinde belki de en önemli boyutu devletteki bir takım kliklerin güç mücadelesi teşkil ediyor. Bunun yansımasını da organize suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş Alaattin Çakıcı’nın açıklamalarında, onun etrafında dönen tartışma ve gelişmelerde, Süleyman Soylu’nun agresif çıkışlarında görüyoruz.

Bahçeli’nin 12 Mayıs’ta Alaattin Çakıcı için af talep etmesi ve bunun AKP tarafından reddedilmesi, ittifak ortakları arasındaki görünen ilk çatlak oldu. 23 Mayıs’ta Bahçeli Çakıcı’yı cezaevinde ziyaret etti.

Çakıcı seçimden sonra Karar gazetesi yazarı 6 kişiyi ölümle tehdit etti. Karar, AKP’nin iktidar alanının merkezinde değil çeperinde yer alan, görece kolay bir hedefti. Ama devlet içindeki rakip kliklere verilen mesaj netti. İşin ilginci Çakıcı, İçişleri Bakanı Soylu’yu “Liberal Yeşil Natocu” diye tanımlayıp bazı Karar yazarlarıyla beraber hareket etmekle suçluyordu. Çakıcı bazı gazetecileri tehdit ederken, MHP de yayınladığı ilanla daha kalabalık bir diğer grup gazeteciyi tenkit ediyordu.

Devlet içindeki Fethullahçı kadroların tasfiyesi ile iyice güç kazanan ülkücü örgütlenme herkesin malumu. MHP 15 Temmuz 2016 sonrasında AKP ile hızla kader birliğine giderken, bu kadroların siyasi hamisi pozisyonunu da güçlendirdi. Peki Soylu devlet içindeki hangi fraksiyonu temsil ediyor?

Tansu Çiller’in AKP mitingine katıldığı, Mehmet Ağar’ın oğlunun AKP’den milletvekili seçildiği günümüzde, Soylu da 90’lı yıllarda altın dönemini yaşayan ve Ergenekon tasfiyelerinin dışında tutulan bir kliğin en üst düzey temsilcisi pozisyonunda görünüyor. Söz konusu fraksiyonla ülkücü fraksiyon arasında her nasılsa bir çekişme olduğu anlaşılıyor. 

***

Soylu 2009’da kaybettiği Demokrat Parti kongresinde yaptığı konuşmada AKP’ye görece yakın bir siyasi hattı savundu, AYM’nin “367” kararını ve 27 Nisan e-muhtırasını eleştirdi, “28 Şubat babalar gibi postmodern darbedir (...) DP, statükodan yana mı olacak, CHP ile kol kola girip politika mı yapacak?” gibi sözler sarf etti. Fakat DP kongresi onu değil, 28 Şubat’ta karşı safta yer alan Demirel’in yoldaşı Cindoruk’u seçti.

Bir yıl sonraki referandumda DP, 'Hayır' kampanyası yürütürken, Soylu, AKP-Cemaat ikilisinin başını çektiği 'Evet' kampında yer aldı. 2011’de Samanyolu TV yayınına telefonla bağlanarak, F.Gülen ve Cemaat aleyhindeki sözlerinden dolayı Bahçeli’yi eleştirdi, Gülen ve Zekeriya Öz hakkında övgü dolu sözler sarfetti. 2012’de de AKP’ye katıldı.

Çiller-Ağar geleneğinden gelen Soylu ile temsil olunan klik ve ülkücü klik bir noktadan itibaren FETÖ karşıtlığında birleşti. Ancak ülkücü fraksiyonun FETÖ karşıtlığının daha eski olduğunu teslim etmek gerekiyor.

***

Biz bugüne dönelim. Çakıcı’ya ziyaretçileriyle istediği zaman görüşme olanağı veren, içinde “Yine de her şeyi Allah bilir” gibi ilginç cümlelerin yer aldığı ve Türkçe katliamı niteliğindeki süresiz sağlık kurulu raporu üzerine önce Kırıkkale Başsavcısı, ardından da raporu veren başhekim ve il sağlık müdürü görevlerinden alındı. Üç gün önce Bahçeli, başsavcının tenzil-i rütbe ile Ankara’ya atanmasını Twitter’dan eleştirdi.

AKP ile Cemaat arasındaki güç mücadelesinin 2012 Şubat’ında, sonraki çatışmayla karşılaştırınca ufak hamlelerle başladığını hatırlayanlar için tanıdık bir manzara. Bu iki güç odağı arasında ipler 2013 Sonbaharında dershanelerin kapatılmasıyla kopmuştu. O vakte kadar farklı kişi ve kesimlerin uzlaştırma, barıştırma çabaları eksik olmamıştı.

Tüm bu hengame içinde Soylu’nun CHP’ye yönelik provokatif söylemini de, bizatihi CHP ile olan derdinin dışavurumu olmaktan ziyade, kendi fraksiyonunun devletin yeniden yapılandırılacağı şu dönemde etkin pozisyonunu koruması için yapılmış bir hamle, belki de bir sadakat beyanı olarak yorumlamak daha doğru olur. 

***

Devlet içi fraksiyonların güç mücadelesinin şiddetlenmesi yalnızca bir olasılık. Bu olmayabilir. İç çelişkiler mevcut noktada da kalabilir.

Ama öbür olasılık yaşanırsa, ağzından “Hocaefendi, Hizmet Hareketi” gibi sözler dökülenlerin birkaç yılda en ateşli FETÖ karşıtına dönüşmesine benzer bir şekilde, söz gelimi beş yıl sonra da birilerinin “MİLTÖ”den, en azından milliyetçi vesayetten bahsetmesine tanık olabiliriz. İlkinde trajedi, ikincisinde komedi.

Demokratik olmayan devlette fetret hiç bitmez.

Eğitim