Tuhaflıklar ve gerçeklikler Eski Haberler - ABC Gazetesi
  • Tuhaflıklar ve gerçeklikler 

Muhalif kesimler şoku atlatmayı henüz başaramadı. 24 Haziran’ın önümüzdeki haftalarda da tartışılmaya devam edeceği açık. 

Türkiye’de bildiğimiz anlamda “serbest ve adil” gerçekleşen son seçim 7 Haziran 2015’teydi. 

1 Kasım seçimlerine aniden patlak veren çatışmaların ve deyim yerindeyse “yol verilen” katliamların eşliğinde, toplum terörize edilerek gidildi. Referandumda YSK, yasaları açıkça çiğneyen skandal bir karara imza attı. 

Geçen Pazar günü de Anadolu Ajansı’nın (AA), verilerin açıklanmasında tekel pozisyonunda oluşundan faydalanılarak (bu noktada muhalefetin beceriksizliği de not edilmeli) manipülasyon yapıldı. İktidarın oy oranları yüksekten başlatıldı, nasıl olduysa YSK’nın sisteme girmediği sandık sonuçları bile açıklanabildi ve bazı yerlerde havaya silahların da sıkıldığı erken kutlamalarla toplum psikolojik bir emrivaki altına alındı. 

***

Bir diğer tuhaflık MHP’nin Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu illerde oylarını iki, üç kat arttırmasıydı. Hakkari, Şırnak, Van gibi şehirlerde MHP oyundaki artış nominal olarak yurt genelindeki MHP oyu üzerinde önemli bir etki yaratmasa da ortada hayatın olağan akışına aykırı bir durum olduğu açık. 

Seçim günü özellikle de Urfa’nın kırsalında halkın üzerinde kurulan baskı ve muhalefet müşahitlerine yönelik şiddet, geçen yılki referandumda Viranşehir’de 60 kırsal mahallede sandıktan 13 bin Evet oyuna karşılık 58 (elli sekiz) Hayır çıkması da hatırlandığında, bölgede “seçim”in seçimden başka her şeye benzemesinin artık gelenek haline geldiğini gösteriyor. MHP’nin aldığı ilginç oylar, pek çok belediyesine kayyum atanmış olan bölge illerinde seçimin hangi koşullarda yapıldığına dair haklı endişeler doğuruyor. 

***

Manzaraya bakan pek çok kişi, seçimden birkaç gün önce AA ve onun tablolarını kullanan bazı medya kuruluşlarının Erdoğan’ın oyunu yüzde 52 civarında göstermesini ve Akşener’in Erdoğan’a “Damadınız AA’ya ‘bizi yüzde 52 olarak ilan edeceksin’ dedi mi?” sorusunu da hatırlayarak, her şey baştan belli miydi diye şüpheye düşüyor. 

Bunlar yersiz şüpheler, anlamsız sorular değil. Fakat bazı gerçeklerle de yüzleşmek gerekiyor. 

Evvela AKP gözle görülür bir kan kaybına uğrasa da, AKP’den 10 puan fazla oy alan Erdoğan’a destek bir türlü azalmıyor. 

Bu noktada Erdoğan’ın aynı zamanda MHP adayı olduğu da hatırlatılıp aradaki farkın MHP seçmeninden kaynaklandığı söylenebilir. Doğru, fakat nüans var. Geçen yılki referandumda seçmeninin yaklaşık üçte ikisi parti yönetiminin aksine Hayır oyu kullanan MHP’de, İYİ Parti’ye kaptırılan Hayırcı kitle AKP’den gelen seçmenle sayısal olarak telafi edildi. 

Dolayısıyla Erdoğan oyu ile AKP oyu arasındaki 10 puanlık farkın önemli bir kısmı AKP’ye (iktidarın kimi politikalarına, bürokrasiye, bürokratikleşen parti kadrolarına, çeşitli illerdeki milletvekili aday sıralamasına vb.) kızgın AKP seçmeninden kaynaklanıyor. Bu insanların iktidara tepkisi, iktidarın başındaki kişiye yönelmiyor. 

AKP iktidarına yönelik ikazlarını liderden vazgeçmeden, Cumhur İttifakı içindeki diğer partiye yönelerek gösteren bu kesimin, Erdoğan’ın oylandığı her seçimde ısrarla ona oy vereceğini öngörmek gerçekçi olur. 

***

İşçiler arasında siyasi çalışma yürütmeye öteden beri özel çaba sarf eden sosyalist partilerden EMEP’in genel başkanı Selma Gürkan’ın şu tespiti, günlük hayatta ve sosyal medyada sıklıkla karşılaşılan bir gerçekliğin teyidi olarak okunmalı: 

“(…) işçilerle ve emekçilerle bir araya gelen bir parti olarak ilk turda Erdoğan’ın seçilebileceğini de öngörüyorduk. Evrensel gazetesini de takip edenler, emekçilerin bir yandan yaşadıkları zorluklar yüzünden şikayetleri olduğunu fakat bu sorunları Erdoğan’a bağlamadıklarını görmüşlerdir. Emekçiler, Erdoğan’ı ve AKP’yi farklı yerlere koyuyorlar”.

Bir diğer çarpıcı nokta da İnce, Akşener ve Karamollaoğlu’nun toplam oy oranının, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun 4 yıl önceki oy oranına eşit oluşudur. Erdoğan’la doğrudan polemiğe girmekten kaçınan bir aday olan İhsanoğlu’nun, ekonomik koşulların da bugünkünden daha iyi olduğu bir dönemde almış olduğu oyun aslında büyük bir hezimet sayılamayacağı son seçimde anlaşılmıştır (aday gösterilmesinin siyaseten doğru mu yanlış mı olduğu ise bambaşka bir konu). 

2014’teki cumhurbaşkanı seçiminde kampanya dönemi bugünkü kadar heyecanlı geçmemiş, katılım da düşük kalmıştı. Erdoğan’ın karşısına bugünkü gibi sahici politikacıların çıkması ve çetin bir kampanya sürecinin yaşanması halinde ise, muhtemelen hem Erdoğan karşıtları hem de yandaşları daha çok mobilize olacaklar ve seçime katılım artacaktı. 

***

Bazı gözlemciler İnce’nin son haftalarda Erdoğan’la polemiğin şiddetini arttırarak karşı tarafı konsolide ettiğini, bunun da hata olduğunu öne sürüyorlar. Şurası açık ki İnce’nin İYİ Parti ve HDP seçmeninden daha ilk turda oy almasında, bu sayede de yüzde 31’e ulaşmasında Erdoğan’ın karşısındaki en güçlü aday olarak sivrilmesinin rolü büyük. 

Ancak referandumdan farklı olarak yönetim biçimi seçeneklerinin değil bizatihi somut kişilerin yarıştığı bir ortamda, İnce’nin (ya da başka birinin) hem Erdoğan’la polemikten kaçınıp hem de onun karşısında ezilmemesinin nasıl mümkün olacağı belirsizdir. 

Usulsüzlük, manipülasyon, hatta şaibelerle dolu bir seçim geride bırakılmış olsa da yüzleşilmesi gereken son gerçek ise, oy çalınması mümkün olmayan metropollerde Erdoğan’ın aldığı oyun yüksekliğidir. Erdoğan İstanbul’da oyların yüzde 50’sini, Ankara’da 51,5’ini, İzmir’de 33’ünü, Bursa’da 55,6’sını, Antalya’da 43’ünü, Adana’da 44,1’ini aldı. 

Referandumda Evet oyları bu illerde Erdoğan’ın Pazar günkü oyundan sırayla 1,3 – 1,6 – 1,8 – 2,4 – 2,1 – 2,3 puan düşüktü. 

***

Sözün özü, iktidar metropollerde yaşadığı kan kaybını durdurmuş, hatta gövdesi delik gemisine dolan suları da tahliye etmiş görünmektedir. 

Referandumda genç seçmenin de iktidardan uzaklaşmakta olduğu ortaya çıkmıştı. Kampanyası boyunca İnce’nin gençlerin teveccühünü kazandığı gözlemlendi. Erdoğan’ın 18-30 yaş arası seçmenden bu sefer umduğunu bulup bulamadığı, ayrıntılı çalışmalarda ortaya çıkacaktır.