Çağlar Ezikoğlu | Muhalefetin ‘İstanbul’ Açmazı: Romantizm vs. Realizm

Çağlar Ezikoğlu | Muhalefetin ‘İstanbul’ Açmazı: Romantizm vs. Realizm

31 Mart İstanbul seçimlerinin galibi olan Ekrem İmamoğlu’nun Türk siyasetine getirmiş olduğu rüzgar ve dinamizm hali hazırda Türk kamuoyunun en çok ilgisini çeken konu olarak karşımızda günlerdir. YSK’nın vermiş olduğu hukuk dışı karar sonucunda İstanbul seçimlerinin yenilenmesi ile birlikte uzmanların yaptığı analizleri ve muhalefet kanadındaki isimlerin görüşleri İmamoğlu’nun yenilenecek seçimlerde çok daha büyük bir farkla seçimleri kazanacağı yönünde.

Yazılarımda genelde karamsar bir tablo çizen ve AKP iktidarının seçim başarılarının doğru bir biçimde analiz edilmediğini savunan bir siyaset bilimci olarak özellikle seçimlerin yenilenmesi sürecinden itibaren muhalif kanadın Gezi Parkı direnişinden bu yana tutulmuş olduğu amansız bir ‘romantizm’ dalgasına yeniden savrulabileceği tehlikesini görüyorum. Bu noktada muhalefet ilk olarak seçimlerin yenilenmesi sürecini ‘kabullenmek’ suretiyle ilk büyük hatasını zaten yapmıştı.

Çubuk ilçesinde CHP Genel Başkanı’na yapılan linç girişiminin cılız bir tepkiyle karşılandığını gören siyasi iktidar için YSK üyelerini baskı altına alarak seçimleri yeniletme girişiminde bulunması zaten tahmin edilebilir bir süreçti. Burada CHP, YSK’daki itiraz sürecini ‘bu kadarını da yapamazlar’ sükûnetliğinde izlemekten ziyade, seçmen tabanını harekete geçirip demokrasi mitingleriyle kazanılmış bir hakkın gaspını önlemek için çaba gösterseydi şu anda böylesi bir hak gaspının yaşanabileceğini düşünmüyorum.

Bu pasifize edilmiş ve sindirilmiş muhalif anlayışın girmiş olduğu daha büyük bir tehlike söz konusu. O da İmamoğlu etrafında oluşan ve yeniden konsolide hale gelmeye başlayan muhalif dalganın siyasi iktidarın karşı kutuplaşma hamlesiyle bir muhalif romantizme evrilmesidir. Rakamlarla konuşursam bu argümanımı daha kolay anlatabilirim.

2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçları belki de 31 Mart ile yapılacak bir kıyaslama için elimizdeki en önemli verilerden birisi. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde toplam seçmen sayısı 10,559,686 iken, 31 Mart 2019 seçimlerinde bu rakam 10,570,939. Yani seçmenler arası değişim faktörlerini göz önünde bulundurarak ‘yeni seçmen sayısında’ ciddi bir artışın olduğunu söylemek bu rakamlarda çok mümkün değil.

Sonuçlara bakarsak; adayın önemli olduğu Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Cumhurbaşkanı adayı Erdoğan İstanbul’da 4,578,454 oy alırken, aynı şekilde adayın en önemli kriter olduğu Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nda ise iktidarın adayı Binali Yıldırım yaklaşık 4 milyon 150 bin civarında bir oy aldı. Aradaki farkın 400 bin üzerinde olduğunu görüyoruz. Peki bu fark nereye gitti sorusunun cevabı ise katılım oranlarında görünüyor.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kullanılan geçerli oy sayısı 9,156,802 iken 31 Mart yerel seçimlerinde bu rakam 8,547,074. Yani arada yaklaşık 600 bin oy farkı söz konusu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Millet İttifakı adayları Muharrem İnce ve Akşener’in ve ayrıca İmamoğlu’nu desteklediğini söyleyen HDP’nin adayı Demirtaş’ın toplam oy sayısı ise 4 milyon 300 bin civarında. İşte bu rakamlar aslında hesaplamanın sağlamasını da yapıyor.

Millet ittifakı ve İstanbul’da aday çıkarmayan HDP’nin toplam oy oranından yaklaşık 200 bin oy daha az alan İmamoğlu, öteki tarafta Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yaklaşık 400 bin oy az alan Yıldırım. Bu oyların toplamı olan 600 bin civarındaki oy da 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılıp 31 Mart’ta sandığa katılmayan seçmen sayısına tekabül ediyor.

İşte AKP iktidarı bu seçim sonuçlarını analiz edip bu rakamlar üzerinden kendi lehlerine çevirebilecekleri bir tablonun olabileceğini düşünerek seçim yeniletme kararı aldı. Burada, İmamoğlu’na oy geçişkenliği sağlama noktasında CHP ve İyi Parti’den çok ciddi bir fire verilmeyeceğini ve 200 binlik farkın Kürtlerden kaynaklanabileceğini hesap ederek, İstanbul’da yaşayan muhafazakar Kürtler üzerinden yeni bir politika aracı geliştirdi. Önce PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan üzerinden yeni bir çözüm süreci başlattı, öte yandan mitili İstanbul’a atacağı iddia edilen MHP Genel Başkanı Bahçeli’yi ‘bir süre ortalarda görünmeme’ tavsiyesiyle kenara çekip Kürtlerin tepkisinden uzak tutmaya çalıştı.

Bu esnada ise, milliyetçi seçmenin tepkisini de çekmemek adına İmamoğlu’nu PKK ve FETÖ üzerinden sıkıştırıp milliyetçi seçmen nezdinde itibar kaybetmesi üzerine yoğunlaştı. Bunlar madalyonun İmamoğlu’na oy verenler veya vermesi muhtemel olanlar tarafından görünen yüzü. Diğer tarafta ise AKP’ye küsmüş veya sandığa gitmemiş 400 bin seçmeni yeniden AKP iktidarına oy vermesi için ikna çabaları ki, bu çabaların kapı kapı gezerek yapıldığını artık duymayan kalmadı.

Bütün bu politikalar seçimlerin sonuçlarını tersine çevirebilir mi? Maalesef ki çevirebilir işte bu yüzden başlığı Romantizm vs. Realizm şeklinde attım. Zira AKP hamlelerini bir bir yaparken, muhalefetin ‘her şey çok güzel olacak’ romantizmine fazlasıyla kapılıp ciddi anlamda çok erken bir zafer sarhoşluğuna girdiğini düşünüyorum. AKP iktidarı daha realist hamlelerle zaten az olan farklı lehine çevirmek için uğraşıyorken, öteki tarafta Ekrem Bey’i televizyon programlarındaki yandaş sunucuların önüne atıp hem onun halkla bütünleşmesini engellemek hem de kendi kitlesini konsolide etmek ve kutuplaştırmayı sürdürmek istiyor.

Bu noktada 17 yıl boyunca tek bir tartışma programına muhalefet ile çıkmayan AKP iktidarının Ekrem İmamoğlu ile televizyonlara çıkmak için bu denli uğraşmasının sebebi ne olabilir? Ekrem Bey’in taraflı ve yandaş bir kanalda yine taraflı ve yandaş gazetecilerle birlikte Binali Yıldırım ile tartışmasının götürüsünün ve negatif sonuçlarının getirilerinden çok daha fazla olacağını düşünmekteyim.

Çizmiş olduğum bu karamsar tablo elbette siyasi iktidarının yenilenecek seçimleri rahatlıkla kazanacağına dair bir öngörü içermiyor. Zira AKP iktidarı da kendi içerisinde ciddi sorunlarla boğuşuyor ki bu sorunların belki de en büyüğü 17 yıllık siyasi iktidarında ilk defa parti lideri Erdoğan’ın parti içindeki kontrolünün farklı kliklerce zorlanıyor olması. Ekrem İmamoğlu üzerinden yürütülen ‘Pontus’ tartışmaları benim açımdan çok şaşırtıcı değil, Erdoğan’ın kendisinin rakipleri üzerinden defalarca böylesi bir tahakküm kurma çabasına giriştiğine şahit olmuştuk. Yalnız bu sefer bu tartışmaların Erdoğan tarafından değil de parti içerisinde ‘Pelikan’ grubu gibi nitelikten yoksun ve avam bir kitle tarafından yürütülmesi, parti içerisindeki alt kademe yöneticilerin bu konuda cüretkar açıklamalar yapabilmesi, parti içerisinde 4-5 ayrı gruplaşmanın söz konusu olması ve parti içi küskünlerin yeni parti kurma çabaları Erdoğan’ın 17 yıllık iktidarı için belki de ilk defa yaşanan olaylar. İşte bu kırılmalardan faydalanmak ve bu kırılmalardan İmamoğlu’na yöneltilen türlü hakaretler, baskıları ve dahi tehditleri İmamoğlu lehine mağduriyet algısına çevirmek muhalefetin başlıca görevi olmalı.

Böylesi bir mağduriyeti sürdürmek aynı zamanda bahse konu küskün AKP seçmeninin tekrar sandığa gitmesindeki en önemli engel olacaktır. Ama bunlar yapılmadığı, İmamoğlu yandaş televizyonlardaki kısır tartışmaların öznesi haline getirildiği ve ‘kazanacağız’ romantizmi terk edilmediği sürece yenilenen seçimlerden olumlu bir netice beklemek çok da kolay olmayacaktır. Daha da vahimi CHP’nin seçim yeniletme sürecindeki pasif tutumu, siyasi iktidarın sandık hilelerine başvurması konusunda veya seçimleri tekrar yeniletme konusundaki cesaretini de arttırmıştır. Böylesi bir tabloda, Yıldırım seçimleri kazandığında İmamoğlu’nun hakkı açık bir şekilde yenilmiş olacak ve CHP seçim yeniletme sürecindeki pasif tutumu yüzünden hak iddia etme noktasında ciddi bir ses çıkaramayacaktır.

İmamoğlu’nun olası bir zaferinde ise daha vahim olarak siyasi iktidar bu zaferi engellemek için bugün olduğu gibi var gücüyle çalışacaktır zira paylaşılan o devasa rantı kaybetmek istemeyenlerin sayısı tahmin ettiğimizden de fazla. Seçimler nezdinde CHP ve İmamoğlu’nun yapması gereken romantizmi bırakıp aynı 31 Mart öncesi halka dokunan ve halkla bütünleşen politikalar izlenmesi ve aynı zamanda seçim sonrası olası süreçlerde 31 Mart’ta olduğundan çok daha farklı ve aktif bir siyasi tutum sergilemesidir.

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR