CHP’den Basın Özgürlüğü Raporu: En fazla gazeteciyi hapse atan ülke konumundayız

CHP’den Basın Özgürlüğü Raporu: En fazla gazeteciyi hapse atan ülke konumundayız

Cumhuriyet Halk Partisi hazırladığı Basın Özgürlüğü Raporu’nu paylaştı. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in “2018’de Basın Özgürlüğü Kara Tablo” ve CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel’in “Türkiye’de Yerel Basın” başlıklı çalışmalarının yer aldığı Basın Özgürlüğü Raporu’na göre Türkiye 3 yıldır üst üste en fazla gazeteciyi hapse atan ülke konumunda.

Cumhuriyet Halk Partisi tarafından hazırlanan, CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer’in “2018’de Basın Özgürlüğü Kara Tablo” ve CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel’in “Türkiye’de Yerel Basın” başlıklı çalışmalarının yer aldığı Basın Özgürlüğü Raporu şöyle:

2018’DE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KARA TABLO

Bir ülkede demokrasinin işlediğinin en önemli göstergelerinin başında basın ve ifade özgürlüğü gelir. Türkiye’de çoğulcu, çok sesli, çok renkli,
her görüşün, eleştirinin özgürce ifade edildiği bir medya ortamının varlığı yurttaşlarımızın haber alma hakkının en temel güvencesidir.

Gazetecilerin dahi eleştiri hakkından, ifade özgürlüğünden yoksun olduğu bir ülkede, diğer tüm temel hak ve özgürlükler tehlikededir.

Türkiye’de resmi mevzuata bakıldığında BM ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yanı sıra Anayasamız ve temel kanunlarımızın tümü istisnasız basın özgürlüğünü güvence altına alan hükümler içerir. Ancak tüm bunlar maalesef sadece yazıda kalmakta, pratikte ise Türkiye ülkesinde basın ve ifade özgürlüğünü en çok kısıtlayan ülkelerin başında gelmekte. Bu kaygı verici durum, dünyada hak ve özgürlük ihlallerini yakından izleyen uluslararası kuruluşların raporlarında da kendini belirgin biçimde göstermekte.

• Freedom House 2018 ve 2019 Dünya Özgürlükler Raporlarında Türkiye “özgür olmayan ülke” olarak tanımlanmakta. Türkiye listede Irak, Tunus, Mozambik, Burkina Faso, Ukrayna ve Pakistan’ın gerisinde kaldı.
• Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü 2018 Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında Türkiye, 180 ülke arasında 157. sırada.
Türkiye 3 yıldır üst üste en fazla gazeteciyi hapse atan ülke konumunda.
• Türkiye’deki basın özgürlüğüne baskı ve kısıtlamalar daimi üyesi
olduğumuz NATO’da dahi eleştirilir durumda.


• Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) raporuna göre Türkiye dünyada en fazla tutuklu gazeteci bulunduran üçüncü ülke.
• Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Türkiye’de gazetecilere yöneltilen cezai suçlamaların Avrupa ve uluslararası hukuk standartlarının ihlali ve terörle mücadele kanunun kötüye kullanımının
bir göstergesi olduğunu vurguluyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2018 Dünya Raporu Türkiye’de gazetecilerin işlerini yaptıkları için yargılanmaları ve hapse atılmalarının sürdüğü, gazete ve televizyonların bağımsızlığının kalmadığı ve ağırlıklı olarak hükümetin siyasi çizgisini tanıtan ve destekleyen yayınlar yaptıklarını belirtiyor.
• İngiltere Yazarlar Birliği “Türkiye’de Can Çekişen İfade Özgürlüğü: OHAL’de Yazarlar, Yayıncılar ve Akademisyenlerle İlgili
Hak İhlalleri” başlıklı raporda, Türkiye’de hükümetin muhalif
görüşteki aydınlara, gazetecilere yönelik bir susturma politikası
izlediği belirtildi.
• Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde aleyhinde hak ihlali başvurusu yapılan ve ihlal kararları verilen ikinci ülke Türkiye. Türkiye, ifade özgürlüğünü 2017 yılından sonra 2018 yılında da
Avrupa Konseyi ülkeleri içinde en fazla ihlal eden ülke.

SİYASALLAŞAN YARGININ HEDEFİ: BASIN

Bu tablonun ana sorumluları tek adam yönetiminin halkın gerçekleri öğrenmesine ve eleştirel muhalif görüşlere karşı hoşgörüsüzlüğünün,
baskıcı, yasakçı tavrının yanı sıra; tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirerek
giderek siyasallaşan yargı düzenidir.
Türkiye’de gazeteciler tamamen gazetecilik faaliyeti olan düşünceleri, haberleri, yorumları nedeniyle “Terör Örgütü üyeliği”, “Örgüt Propagandası”, “Cumhurbaşkanına hakaret” gibi suçlamalarla karşı karşıya kalmakta.

Bu gerekçelerle soruşturulmakta, gözaltına alınmakta, tazminatlara mahkûm edilmekte ve hatta tutuklanarak, hapis cezalarına çarptırılmaktadır.
• 142 gazeteci 2019 yılına cezaevinde girdi. Bunlardan biri de Parti Meclisi Üyemiz Eren Erdem. FETÖ’cülerin gerçek yüzünü
yıllar önce kitaplarıyla ortaya seren Eren Erdem şimdi gizli tanık
ifadelerine dayandırılarak FETÖ’ye yardım iddiasıyla tutuklu.
Mahkeme Eren Erdem hakkında tahliye kararı verdi. Ancak cezaevinde tahliyesini beklerken bir üst mahkeme, hakkında tekrar
yakalama kararı çıkarttı ve Eren Erdem tahliye olamadan tekrar
tutuklandı. Yapılan haksızlıklara karşı cezaevinde “adalet orucuna” başladı. Bu bile cezaevi yönetimi tarafından soruşturma
konusu yapıldı.
• OHAL ilanından bu yana 516, sadece 2018 içinde 118 gazeteci
gözaltına alındı. 2018 yılında 105 gazeteci hakim karşısına çıktı.
• Gazeteciler ağırlaştırılmış müebbet, müebbet ya da ağır hapis cezaları ile birlikte adli para ve tazminat cezaları istemiyle yargılanmakta. Bunlardan 80’ine mahkûmiyet kararı verildi. Gazetecilere toplamda 430 yıl hapis cezası ve yüzbinlerce liralık tazminat
cezaları verildi.

• Gazetecilerin Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular iki yılı aşkın bir süredir bekletilmekte. Yüksek Mahkemenin gazeteciler Turhan Günay, Şahin Alpay ve Mehmet Altan hakkında verdiği ‘hak ihlali’ kararları tutuklu diğer gazetecilerin başvurularında emsal teşkil etmesi gerekir.

• Cumhuriyet, Sözcü gazeteleri, Emin Çölaşan, Necati Doğru, Murat Sabuncu, Erdem Gül, Musa Kart, Kadri Gürsel gibi tanınmış gazeteciler FETÖ’ye yardım ithamı ile açılan davalarda
hakim karşısına çıkmak zorunda bırakıldı. Aralarında aylarca tutuklananlar oldu.
• Son dönemde gazetecilere açılan davaların önemli bir kısmını “Cumhurbaşkanına hakaret” davaları oluşturmakta. Bu yüzden 53 gazeteci hakkında mahkûmiyet kararı verildi. Bu dönemde her söylem, haber, düşünce Cumhurbaşkanına hakaret olarak değerlendirilmekte ve gazetecilere ağır cezalar verilmekte. TCK
299. maddeden yani Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla
son iki yıl içinde açılan soruşturma sayısı 20 bin 539’a ulaşırken,
bunların 6 bin 33’ü hakkında dava açıldı.
• “Siyasallaşan yargı” kavramı kendisini en net bir biçimde Cumhuriyet Gazetesi’nin iki muhabirinin yargılanmasında gösterdi.
Duygu Güvenç ve Alican Uludağ, Türkiye ile ABD arasında diplomatik kriz yaratan Papaz Andrew Brunson’un yargılanmasında kararı yargının değil siyasilerin vereceğini yazınca haklarında
“devleti aşağılama” suçunu işledikleri iddiası ile soruşturma açıldı.
• BirGün Gazetesi’nde Nurcan Gökdemir’e Berat Albayrak ile ilgili yaptığı haberde sadece bir kere ‘Erdoğan’ kelimesi geçmesine rağmen Cumhurbaşkanına hakaretten soruşturma açıldı, 7 gün
içinde ifade vermesi istendi.
• İktidarın öfkesini çeken tüm haber çeşitleri yargı kararları ile cezalandırıldı. Kocaeli Astakos Haber Gazetesi’nin sahibi Ergün
Demir hakkında, oğluna pantolon alamadığı için intihar eden
işsiz İsmail Devrim ile ilgili haber yaptığı için soruşturma açıldı.
• Hayatın Sesi TV’ye, yayınları ile aynı anda 3 terör örgütünün
birden propagandasını yaptığı gerekçesiyle soruşturma açıldı.
• Türkiye’de gazetecilik öğrencileri bile cezaevine kondu. Karadeniz Teknik Üniversitesi öğrencisi Berivan Bila ‘Gazetecilik Suç
Değildir’ yazısı nedeniyle tutuklandı.
• Sadece gazetecilerin değil; gazetede yazısı yayınlanan bilim insanlarının, yayınlanmış karikatürü paylaşan öğrencilerin ve milletvekillerinin bile fikir ve ifade hürriyetleri kısıtlanıyor. Kimya
mühendisi Bülent Şık hakkında, Cumhuriyet gazetesi için kaleme aldığı “Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz
açıklıyoruz! İşte zehir listesi!” başlıklı yazı dizisi nedeniyle soruşturma açıldı.
• Geçmişte Penguen Dergisi’nin kapağında yer alan “Tayyipler Alemi” karikatürüne mezuniyet pankartlarında yer veren 4
ODTÜ öğrencisi tutuklandı. Öğrencilere destek veren ve aynı
karikatürü sosyal medya hesaplarında paylaşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve 72 CHP milletvekili hakkında soruşturma başlatıldı.
• Cumhuriyet Gazetesi’nin yönetici ve yazarlarına yönelik gözaltı
ve tutuklamaları protesto etmek isteyen avukatlar “Adalet Nöbeti” başlattı. Bu eyleme katılan avukatlar yargılandı.

YENİ TEHLİKE: KESİNLEŞEN MAHKûMİYETLER

Yıllardır yazdığı, çizdiği için soruşturulan, yargılanan ve aylarca tutuklu kalan gazetecilerin sorunlarını konuşurduk. Şimdi ise tahliye olan bu
gazetecilerin bir bölümü, kesinleşen kararlar üzerine ikinci kez hapse girmek zorunda kalıyor. Murat Aksoy ve Atilla Taş önemli iki örnek. Benzer
biçimde Ayşe Düzkan da kesinleşen karar neticesinde geçtiğimiz günlerde cezaevine girdi

Sözcü, Cumhuriyet, Nöbetçi Yayın Yönetmenliği davalarında haksız tutuklamalar yaşayan birçok meslektaşımız özgürlüklerinin ikinci kez kısıtlanması riski ile karşı karşıya.
Benzer biçimde geçmişte haklarında mahkûmiyet kararı verilip hükmün
ertelenmesi kararı ile serbest kalan gazeteciler de yeni davalardan çıkacak
kararlarla demir parmaklık arkasına girmek zorunda kalacak.

TEHDİT EDİLİP, HEDEF GÖSTERİLİYORLAR

Türkiye’de gazeteciler ve basın kuruluşları sadece kapatma ve yargı soruşturmaları ile karşı karşıya değil. Neredeyse her gün Cumhurbaşkanının,
bakanların, iktidar sözcülerinin ve iktidarın destekçisi partinin sözcülerinin tehditleri, hedef göstermeleri, RTÜK ve yargıya talimatları ile karşı
karşıyalar.
• Halk TV ve FOX TV’ye Cumhurbaşkanlığının talebiyle RTÜK
tarafından kesilen cezalar tamamen basın özgürlüğünü yok edici,
halkın haber alma hakkını engelleyici niteliktedir. FOX TV Ana
Haber Bülteni’ne getirilen 3 gün yayın durdurma cezası ve 1
milyon liralık para cezası ile Halk TV’de Uğur Dündar’ın Halk
Arenası’na getirilen yasaklar seçim öncesinde halkın gerçekleri
öğrenmesinin engellenmesine yönelik adımlardır.
• FOX TV sunucusu Fatih Portakal özgürlüğünü kısıtlayıcı ve hayatını tehlikeye atabilecek tehdit ve hedef göstermelerle karşılaştı.
• Sanatçılar Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’in de sadece düşünceleri nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından hedef gösterilerek, ifade vermeye çağırılmaları basın özgürlüğü açısından
son derece kaygı vericidir.

4 BİN GAZETECİ İŞSİZ

Medyanın büyük çoğunluğu iktidarın kontrolünde. Medyada tekelleşmeden, el değiştirmelerden ve ekonomik baskılardan mağdur olan kesim
ise işsiz kalan gazeteciler.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) verilerine göre, Türkiye’de darbe girişiminden sonra 170’e yakın gazete, dergi, radyo, TV kanalı kapatıldı. Kapatılan kurumlarla birlikte 3 bin 230 gazeteci
işinden oldu.
• Anka Ajansı, Habertürk Gazetesi, Vatan Gazetesinin kapatılması, Doğan Medya Grubu’nun Demirören Medya Grubu’na satılması, RTÜK tarafından pek çok radyo ve televizyonun lisansının
iptal edilmesi ve Basın İlan Kurumu tarafından asgari kadroların
düşürülmesi kararı sonrasında ise en az 700 gazeteci işsiz kaldı.
• Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre medya sektöründeki işsizlik yüzde 30 rakamlarına ulaştı.

İNTERNET HABERCİLİĞİ DE YASAKLI

Kısıtlamalar, baskılar ve yasaklardan sadece yazılı ve görsel basın değil
dijital haber platformları da payını aldı.
RTÜK’e sadece radyo ve televizyonlar değil, internet üzerinden yapılan
sesli ve görüntülü yayınları denetleme yetkisi de verildi.
• Freedom House 2018 İnternet Özgürlüğü Raporu’na göre Türkiye, Çin, Rusya, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle birlikte
“internet özgürlüğü olmayan ülke” kategorisinde yer aldı.

Reuters Enstitüsü 2018 Dijital Haberler Raporu’na göre Türkiye
internet kullanımı açısından güvenlik endişesinin en yoğun yaşandığı ülkelerden birisi.
• Sosyal medyada ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek birçok paylaşım soruşturma, dava konusu haline getirilirken, birçok paylaşım tutuklama gerekçesi oldu. İçişleri Bakanlığı
2018 yılında toplam 42 bin 406 sosyal medya hesabının incelendiğini ve 18 bin 376 kullanıcı hakkında yasal işlem başlatıldığını
açıkladı.
• Dünyanın en büyük online ansiklopedisi Wikipedia, Türkiye’de
21 aydır yasaklı.
• Muhalif haber portallarına erişim ve engellemeler sistematik bir
hal aldı. Sendika.org web sitesi hakkında 25 Temmuz 2015’ten
bu yana 63 kez erişim engeli kararı verildi.
• 2018 yılının ilk 10 ayında RTÜK tarafından radyo ve TV’lere
toplam 4 milyon 653 bin 451 bin TL para cezası verildi.

BASIN KARTLARI BİLE BASKI UNSURU

Son dönemde gazetecilerin özgürlüğünü kısıtlayan bir başka uygulama da eskiden Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü şimdi ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından verilen basın kartı iptal kararları. AKP döneminde tüm kamu kurumlarına yayılan ‘akreditasyon’ uygulaması ve bunun için basın kartı gerekliliği nedeniyle gazeteciler yine mesleklerini özgürce yapamama riski ile karşı karşıya.
• Son 3 yılda 1.954 gazetecinin basın kartı iptal edildi.
• Gazetecileri 2019 yılında bekleyen tehlike ise haklarında açılan
davalarda hüküm kesinleştiğinde sarı basın kartlarının iptal edilebilecek olması.
• 14 Aralık 2018 tarihinde yayımlanan Basın Kartı Yönetmeliği ile basın özgürlüğüne bir darbe daha vurulmuş oldu. Gazeteciliği “terör faaliyeti” ile eş tutan bir anlayışla hazırlanan yönetmeliğe
göre; “basın kartı verilecek kişilerde aranan şartlar” arasına “teröre destek”, “anayasal düzene, milli savunmaya ve devlete karşı suç”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “suç ve suçluyu övme”,
“milli güvenlik”, “terör ya da kamu düzenine aykırı davranışlarda bulunması veya bu tür davranışları alışkanlık edinmesi” eklenmiştir. Eklenen bu maddeler ile bu suçlardan hüküm giyen
gazetecilerin mevcut basın kartının iptali kolaylaştırılmakta, yeni kart alımı ise zorlaştırılmaktadır. Yönetmeliğe göre Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı kimin gazeteci olup olmadığına keyfi
olarak karar verebilecek. Yönetmelikle basın kartı komisyonunun yapısına ilişkin de kaygı verici değişiklikler yer almakta. Basın Kartı Komisyonu’nda basın meslek örgütleri ve sendikaların
temsiliyeti kısıtlanırken, katılacak sınırlı sayıda örgüt ve sendikanın belirlenmesi de sadece Saray’ın inisiyatifine bırakılmıştır.

BASINA TEHDİT VE ŞİDDET CEZASIZ KALIYOR

Gazetecileri hedef almaktan, tehdit etmekten kaçınmayan iktidar, basın
kuruluşları ve gazetecilere yönelik engelleme, tehdit ve saldırıların cezasız
ve yaptırımsız kalması karşısında sessiz kalmakta.

Hürriyet Gazetesi’ne aralarında bir iktidar milletvekilinin de bulunduğu 150 kişinin iki kez taşlı sopalı baskınına ilişkin açılan
davada tutuksuz yargılanan 26 sanığın 25’i beraat etmiş, bir sanık ise sadece ‘gece vakti işyeri dokunulmazlığını ihlal etmek’
suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Ancak bu ceza
da ertelenerek sanık serbest bırakılmıştır.
• FOX TV önüne çelenk bırakan gruplar şiddet ve tehdit içerikli
ifadelerini rahatlıkla kullanabildi.
• Bakanlar soru soran gazetecileri tokatlayabilmekte, sözlü olarak tehdit edebilmekte ve keyfi akreditasyon uygulayabilmekte.

YABANCI GAZETECİLER DE TEHDİT ALTINDA

Türkiye’de yabancı gazeteciler de gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, hatta öldürülüyor.
• Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı, Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluk binasında öldürüldü. BM’nin yanı sıra çok sayıda basın
örgütü bu cinayet hakkında özellikle Suudi rejiminin parmağını
işaret eden raporlar yayımladı. Kaşıkçı’nın cesedi de, failleri de
bulunamadı. Cinayeti işleyen Suudi timinin ve Suudi Arabistan
İstanbul Başkonsolosunun Türkiye’den çıkışını engelleyemeyen
iktidar, uluslararası arenada ise Suudi Arabistan Kraliyet ailesinin
sorumluluğunu ön plana çıkaran bir kampanyanın başını çekti.
• Hem Türk hem de Alman vatandaşı olan Deniz Yücel, “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla Şubat 2017’de tutuklandı. Bir yıl sonra Almanya’nın baskısı ardından serbest bırakıldı.
• Avusturya vatandaşı Max Zirngast da “terör örgütü üyeliği”
suçlamasıyla Eylül ayında gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı. Zirngast 2 ay tutukluluğun ardından geçtiğimiz günlerde
serbest bırakıldı.
• Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yayımlanan Afrika Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Şener Levent, TSK’nın Afrin
Operasyonu’na ilişkin yayınları nedeniyle Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından ifadeye çağrıldı.

ÖZELLEŞTİRMENİN BEDELİ: 2018 KÂĞIT KRİZİ

Türkiye’de basın özgürlüğünü tehdit eden bir başka önemli etken ise ekonomik zorluklar. AKP hükümetleri döneminde yapılan özelleştirmeler sonucunda Türkiye
üreticisi olduğu birçok konuda ithalatçı hale geldi. SEKA’nın özelleştirilmesinin gerçek bedelini basın ve yayıncılık sektörü 2018 yılında döviz
kurlarında yaşanan tırmanış sırasında ‘kâğıt krizi’ olarak yaşadı.
• Gazete ve kitap kağıdı fiyatı döviz krizinin de etkisiyle 2017’ye
oranla en az 2 kat arttı. Artan maliyetleri karşılamakta zorlanan
gazeteler, kapanma, belirli sürelerle yayın durdurma, sayfa sayısı
düşürme, fiyatlarına zam yapma gibi seçenekleri tercih etmek
zorunda kaldı…
• Habertürk ve Vatan gazeteleri kapandı. Aydınlık gazetesi yayınına üç gün ara verdi. Sözcü ekini kapattı.
• Birçok gazete sayfa sayısını düşürdü; bazı gazeteler fiyatlarına
zam yapmak durumunda kaldı.

İzmir, Sakarya ve Diyarbakır’da yerel gazeteler sadece hafta sonu
çıkma kararı aldı.
• Resmi Gazete’nin 98 yıllık yayın hayatı sona erdi.

 

 

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR