• Ferruh Bozbeyli de yaşamını yitirdi. Tam anlamıyla bir devlet insanı, her açıdan dürüst, bilgili merkez sağın liderlerinden biriydi.. Bozbeyli 18 Aralık 1970’te Demokratik Parti’yi kurduğunda kimse O’nu tehdit etmedi. Ayrıldıkları Adalet Partisi’nin önderi Süleyman Demirel kırgındı, ama Bozbeyli ve 69 arkadaşını ihanetle suçlamadı.

    Adalet Partisi Milletvekili Ferruh Bozbeyli 1965 yılında TBMM Başkanı seçilmişti. İsmet İnönü, seçilişinin ilk aylarında yeni başkandan randevu talep etmişti.

    Bozbeyli, Pembe Köşkü bizzat aramış ve Paşa’ya ertesi gün için randevu vermişti.

    Paşa randevu saatinde Ferruh Bozbeyli’nin makam odasının önündeydi. Bozbeyli kapıya gelmiş, İnönü’yü büyük bir saygı ile karşılayarak, odasına buyur etmişti.

    Karşılıklı kahvelerini içerken Bozbeyli,” Herhalde bir emriniz olacaktı, Paşam.” deyince İsmet İnönü hafif tebessüm ederek, “O kadar çabuk randevu verdiniz ki, hazırlanamadım, dersimi çalışamadım.” karşılığını vermişti.

    Paşa, sohbetin bir yerinde,  Bozbeyli’ye dönerek şunları söylemişti:

    “Sayın Başkanım, kim  isterse istesin hemen randevu vermeyiniz. Hele yabancıların randevu taleplerini yirmi-yirmi beş gün sonraya atınız.  Hemen randevu verirseniz sonra bu meclis başkanı ne iş yapıyor, hiç işi yok derler…”

    TBMM Başkanı, İnönü’ye “ sen kim oluyorsun bana akıl veriyorsun “ dememiş, tam aksine Paşa’nın bu sözlerini dikkate alarak, randevularını o günden sonra belirli bir takvim içinde vermeye başlamıştı..                                                                                                              Kanımca, konuşma dili ülkemizin en önemli sorunu haline geldi. Ayrımcı, tehditkar, hakaretamiz, sorumsuzca konuşan siyasilerin sayısı her geçen gün artıyor. Onları takit eden kulüp, dernek, demokratik kitle örgütlerinin başkanlarının sayısı da…

    Aklımın erdiği 1950’li yılların sonlarından itibaren siyaset izlerim. 1966 yılından bu yana da siyasetle, siyasetçilerle içiçe oldum.

    Son yıllardaki kadar, nezaketten bu kadar uzaklaşıldığına hiç tanık olmamıştım.

    İsmet İnönü, Celal Bayar, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Hüsamettin Cindoruk, Necmettin Erbaakan gibi devlet adamlarının konuşmalarına tanıklık ettim.

    Hatta, Turgut Özal, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller’in konuşmalarını dinledim. Turgut Özal, mesut Yılmaz, Tansu Çiller diğerleri kadar nazik bir usluba sahip olmasalar da hakaret etmezlerdi. Zaaman zaman tehdit etmiş olsalar da bunu ulu orta yapmazlardı.

    İsmet Paşa ile Bayar’ın birbirlerini sevmedikleri bilinir. Ancak, konuşmalarına bakıldığında, dili asgari nezaket kuralları içinde kullandıkları görülecektir.

    Menderes İnönü, İnönü Demirel, Demirel Ecevit diğerleri. Eleştirel konuşmalarında bile tehdit ve hakarete rastlamazsınız. Uyarı, yanlıştan döndürmek için çaba vardır konuşmalarda.

    Kenan Evren dışında tehdit eden ve nefret dili kullanan başka lider yoktu geçmişte.

    İsmet İnönü, İtalyanların bazı istekleri karşısında bile zarafetini bozmamış, “çizmeyi ayağıma geçirtmesinler ” demişti.

    Yalnız iç politika da değil dış politikada da dil çok önemliydi. Büyükelçiler aşağılanmadığı gibi itibar da görüyordu.

    Şimdilerde dünya tersine döndü.

    Hem iç politikada, hem dış politikada nezaket yerini kabadayılığa, uyarı tehdide bıraktı.

    AKP Genel Başkanı Erdoğan, yeni parti kurma hazırlığında olan Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Abdullah Gül’ü hedef alarak şunları söyledi:

    ” … Birileri parti kuruyormuş. Bunları hiç kafanıza takmayın. Bu tür ihanetlerin içinde olanlar bedelini ağır öder”

    Bu üçlü nasıl bir bedel ödeyecek göreceğiz. Fakat, bugüne kadar Erdoğan’ın hedef gösterdiği hemen herkesle ilgili bir işlem yapıldı.

    CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu,  İYİ parti Genel Başkanı Meral Akşener somut iki örnektir.

    Dil artık normal olmaktan çıktı.

    Fakat demokrasinin olmazsa olmazı da özde yok artık.

    Kuvvetler – erkler-  ayrılığı.

    Yasama, Yürütme ve yargı da artık tek elden yönetiliyor.

    Bu da en az tehdit dili kadar, hatta ondan da tehlikeli demektir.