• Dr.  Çağlar Ezikoğlu | AKP iktidarının en büyük silahları: Kutuplaşma ve kriz

    31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesi yine ve yeniden benzer tartışmalara sahne oluyor Türk siyaseti. Bu tartışmaların en başında da ekonomik krizin artan şiddetinin seçmen tabanını etkileyip siyasi iktidarın ve onun yönettiği Cumhur İttifakı’nın ciddi bir oy kaybına uğrayacağı yönünde.

    Öncelikle böylesi bir oy kaybı olası bir durum. Zira bundan önceki bütün yerel seçimlerde olduğu gibi siyasi iktidarın yerel seçimlerdeki performansı her zaman genel seçimlere nazaran daha düşük kalmıştır.

    Türk seçmenini yerel seçimlerde aday konusundaki hassasiyetinin nispeten öne çıkması da bunun en önemli sebeplerinden birisi olmuştur. Öte yandan hem muhalefet hem de iktidar tarafından kurulmuş olan ortaklıklar belediyelerdeki olası değişimlerin de başlıca sebeplerinden birisi olabilir bu seçimlerde.

    Fakat artan kutuplaşma ve ekonomik krizin şiddetinden ötürü AKP iktidarının sarsılacağını ifade eden analistler veya yorumcuların her zamanki gibi yanılacağını düşünmekteyim.

    Öncelikle ekonomik kriz AKP için bir tehdit değil tam tersine oy deposu olarak gördüğü yoksul kitleleri kendisine daha şiddetli bir şekilde bağlamak için kullandığı bir araçtır. Örnek verebilecek olursak; Ekim 2018’de kaleme aldığım bir yazıda şunları ifade etmiştim;

    IPSOS’un 2018 seçimlerinden sonra yaptırmış olduğu sandık sonrası analizlere göre1; ekonomik krizi en derinden hisseden işsizlerin %49’u Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a oy verirken yine Meclis seçimlerinde AKP+MHP ittifakının işsizlerden aldığı oy %47’ye yaklaşıyor. Eğitim durumu açısından ise yine benzer bir tablo karşımızda. İlkokul mezunlarının tercihinde Erdoğan diğer adaylara nazaran açık ara önde iken, yükseköğretim mezunları nezdinde İnce’nin %50 ile seçimi ilk turda kazandığını söylemek de yanlış olmayacaktır.

    Bu açıdan bakıldığında MHP ve AKP arasında oy geçişkenliğine sahip kitle olarak nitelendirdiğim seçmen tabanının da alt-gelirli, işsiz veya eğitim düzeyi düşük bir kitleden ibaret olduğunu düşünürsek Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçiminde %52’lik bir oy oranına ulaşması çok da sürpriz olmasa gerek. Bütün bu veriler ışığında, 2013’den bu yana şiddetini arttıran ekonomik krizin her aşamasının AKP açısından bir fırsat olarak değerlendirildiği aşikar.

    Türk lirasının yabancı paralar karşısında kaybettiği her değer, ithal mallara bağımlı Türk ekonomisine darbe üstüne darbe vuruyorken, yaptığı tek açıklama ile doları bir günde onlarca kuruş arttıran Erdoğan ve kurmay ekibi bu açıklamalarla neyi amaçlıyor? Daha açık bir şekilde soralım; dolar kurunun yükselmesi ile elindeki en önemli iç politika malzemesi olan ‘dış güçler bizi hedef alıyor’ söylemini kaybetmek ister mi Erdoğan?

    Krizden sonra tartışılan husus olan kutuplaşma ise AKP iktidarını ayakta tutan ve ekonomik kriz bağlamında ele alınması gereken en önemli politika araçlarından birisidir.

    ‘Cumhurbaşkanının destekçileri sıkça Erdoğan ve AKP’nin popülaritesinin üç temel nedeni olduğunu söylüyor. Birincisi sosyal: Erdoğan, alt sınıf ve alt-orta sınıfların temsilcilerinden birisi ve selefleri tarafından görmezden gelinen bir halkın insanı olarak algılanıyor. İsmail adındaki bir destekçisi AKP bayrağını sallayarak “Mesela Erdoğan’dan önce cumhurbaşkanları değer vermedi, fakat Erdoğan bizi önemsiyor. Önemli olan budur. Onu bizden biri olarak görüyoruz.”

     

    Bu haber 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası Guardian gazetesinde Erdoğan destekçileriyle görüşülerek hazırlanmıştı.2 Bu açıklamayı alt metnini düşündüğümüzde, özellikle alt sınıflar veya toplumun yoksul tabakalarından gelenler Erdoğan figürünün babası, erkek kardeşi veya yakın arkadaşı olabileceğine inandıkları için Erdoğan’ı desteklediler. Erdoğan, söylemini ve konuşmalarını toplumun gelir düzeyi düşük tabakalarının desteklerini almak için şekillendirmiş ve bu hedefi gerçekleştirmede çok başarılı olmuştu. Erdoğan’ın bu metaforundaki en önemli argümanlardan birisi de ‘Beyaz Türk-Siyah Türk’ dikatomisi. Tarihsel süreçte, Beyaz Türk kentsel kozmopolit kimlik, modern feminizm, laiklik ile bağlantılı olarak tanımlanmakla birlikte, Siyah Türk geleneksel, muhafazakâr ve alt sınıfları temsil ediyordu. Gazeteci Burak Bekdil, Erdoğan’ın başarı öyküsünün Beyaz Türklerin karşısında Siyah Türklerin zaferi olduğunu, “Tayyip’in” destekçilerinden birisi olan küçük bir çocuk ile yaşadığı anı üzerinden şu şekilde aktarıyor3;

     

    Motosikletler ve scooter’lar hakkında ilk konuşma, dokuz yaşındaki yeni arkadaşımla hızlı bir şekilde “siyasi sohbete” dönüştü. Ne kadar kazanıyorsun? Değişir. Bazen günde 5 lira, hatta bazen 25! İyi, ama hayat boyu kağıt mendil satamazsın. Gelecek için herhangi bir planınız var mı? Evet, abi; Senin gibi kafirlerle savaşacağım ve ‘Tayyip Amca’’nın partisine katılacağım. Kâfirler benim gibi mi? Evet, abi, kafede şarap içtiğini gördüm … çocuk bir milletvekili olacağını söyledi. Ona şans diledim ve sordum; Baban yaşamak için ne yapar? İş yok, Abi. Herhangi bir kardeşin var mı? 12 yaşındayız! Peki Tayyip Amca’nı bu kadar sevmeni sağlayan nedir? O iyi bir Müslüman ve bize yiyecek, oyuncak ve başka şeyler gönderdi. Neden bir milletvekili olmak istiyorsun? Zengin ve güçlü oldukları için, kâfirlerle daha iyi kavga edebilirim. Kâfirler benim gibi mi? Senin gibi, abi…”

    Bekdil’in bu çocuğa ilişkin anıları Erdoğan’ın kutuplaşma stratejisini ve alt sınıflar arasındaki popülaritesini anlamak için yeterli bir örnek. Bazı akademisyenlere ve araştırmacılara göre, otoriter rejim liderler, destekçilerini korumak için paranın yeniden dağıtımını sağlamalı ve takipçilerini onlara destek verecek kadar finanse etmelidir.

    İlginçtir, Bekdil’in anekdotu bizlere çok farklı bir hikaye anlatıyor. Türkiye’de alt sınıflardan yoksul insanların sayıca artışına rağmen, bu insanlar Erdoğan’ın liderliğini desteklemeye devam ediyor. Bu desteğin başlıca nedeni, Erdoğan’ın popülist liderliğinin bu tip metaforları ve Erdoğan’ın ikbali için son derece yararlı olan Siyah Türkler-Beyaz Türk ikilemi üzerinden son gaz devam eden kutuplaştırma siyaseti.

     

    İktidarını özellikle iç politikadaki ikbalini tamamen kutuplaştırma siyasetine ve krizle daha da yoksullaşan kitleleri konsolide ederek sürdüren bir siyasi partinin seçmen tabanının ekonomik koşullara göre reaksiyon göstereceğine inanmak amiyane tabirle safdillik olacaktır. 31 Mart seçimleri sonrası iktidar büyükşehirleri kaybedebilir veya oy oranında düşüş de yaşayabilir. Ama bunların sebebi kriz veya kutuplaşma siyaseti olmayacaktır tam tersine bu iki olgu iktidarı ayakta tutan can damarlarıdır.

    Daha da vahimi bu damarlar sayesinde 31 Mart’ta iktidarın oyunu koruması veya arttırma ihtimalinin olması da göz ardı edilemez. Muhalefetin seçimler açısından tek şansı söz konusu, o da yıllardır sandığa gitmeyen ve bu sebeple sonucu hep iktidar lehine tayin eden küskün seçmen tabanını sandığa getirebilmek. Bunu yapmadığı müddetçe iktidarın kutuplaşma ve krizle birlikte konsolide edip kemikleştirdiği seçmen kitlesi karşısında başarıya ulaşmak hayal olacaktır.

    1https://www.ipsos.com/sites/default/files/ct/news/documents/2018-07/Ipsos-SandikSonrasiArastirmasi-CnnTurk-2Temmuz2018.pdf

    2https://www.theguardian.com/world/2016/jul/20/we-see-him-as-one-of-us-why-many-turks-still-back-authoritarian-erdogan

    3http://www.hurriyetdailynews.com/everything-comes-up-roses-for-uncle-tayyip.aspx?pageID=438&n=everything-comes-up-roses-for-uncle-tayyip-2007-08-29