AKP''nin 2018 yılı eğitim karnesi: Paran kadar eğitim...

Eğitim Sen hazırladığı rapor ile 2018’de eğitimde yaşanan sorunları ortaya koydu. Raporda eğitim hakkı ve eğitime erişimde sorunların sürdüğü belirtilerek, 2018’de “paran kadar eğitim” anlayışının yaygınlaştırıldığı ifade edildi. İmam hatiplere desteğin arttığına dikkat çekilen raporda eğitimin cemaatlerin eline teslim edildiği vurgulandı. 

2018 yılındaki mücadelenin 2019’da da devam edeceği dile getirilen raporda “Mesleğimize, haklarımıza ve öğrencilerimize onurlu bir gelecek bırakma mücadelemize devam edeceğiz. Fakir Baykurt' un öğretmenleriyiz” denildi.

EĞİTİME ERİŞİMDE SORUNLAR SÜRDÜ

  • İlkokul düzeyinde net okullaşma oranı 2017’de yüzde 91,2 iken, 2018’de yüzde 91,5 oldu. Bu oran cinsiyete göre; kızlar için yüzde 91,7, erkekler için yüzde 91,4’tür. 
  • Ortaokulda net okullaşma oranı 2017’da Türkiye genelinde yüzde 95,7 iken 2018’de yüzde 94,5’e geriledi. Ortaokulda net okullaşma oranı kızlar için yüzde 94,7; erkekler için yüzde 94,3.
  • 2017’de yüzde 82,5 olan ortaöğretimde net okullaşma oranı, 2018’de yüzde 83,6’ya çıktı. 
  • Ekim 2018 itibarıyla, hala eğitime erişemeyen 405.906 Suriyeli çocuk var.
  • Türkiye’de engelli çocukların yüzde 89,3’ü çeşitli sebeplerden dolayı okula gidemediği için eğitim hakkından mahrum kaldı. 
  • 2018’de açık öğretim lisesinde okuyan 1 milyon 395 bin 621 öğrencinin yüzde 42’si kadın, yüzde 58’i erkek.
  • Türkiye'de 25-34 yaş aralığında olup lise eğitimi almamış olanların oranı, kadınlarda yüzde 47 iken, erkeklerde yüzde 42'dir. 
  • Türkiye, OECD ülkeleri arasında, devletin eğitim kurumlarına öğrenci başına en az harcama yaptığı ülke olmayı sürdürdü.

‘PARAN KADAR EĞİTİM’

2018 itibariyle özel okullar ve bu okullarda okuyan öğrenci sayısı açısından tüm zamanların rekorunun kırıldığı belirtilen raporda; “2018 itibariyle özel okul sayısı toplamda 11 bin 694’e (5 bin 218 özel okulöncesi eğitim kurumu, 1.618 özel ilkokul, 1.869 özel ortaokul, 2 bin 989 özel lise) ulaştı. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında özel okulöncesi eğitim kurumlarındaki öğrenci sayısı yüzde 53 artışla 236 bin 355’e; özel ilkokullarda öğrenci sayısı yüzde 40 artışla 233 bin 740’a; özel ortaokulda öğrenci sayısı yüzde 96 artışla 321 bin 779’a ve özel liselerde okuyan öğrenci sayısı yüzde 305 artışla 559 bin 838 sayısına ulaştı. 4+4+4 öncesinde Türkiye’deki özel okulların resmi okullara oranı yüzde 10 iken, bu oran 2018 itibariyle yüzde 20’ye dayandı” denildi. 

‘İMAM HATİP OKULLARINDA İKTİDAR DESTEKLİ ARTIŞ SÜRDÜ’

Yıllardır siyasal istismar konusu olan imam hatip okullarının 2018 yılında da her açıdan desteklendiği ve tüm masraflarının devlet tarafından karşılandığının altı çizilen raporda şöyle denildi; “Bu şekilde özellikle yoksul ailelerin çocuklarını bu okullara göndermeleri sağlandı. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında imam hatip ortaokullarında okuyan toplam öğrenci sayısı 94 bin 467 iken, 2017/’18 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle yaklaşık 8 kat artarak 723 bin 108 oldu. Türkiye’de imam hatip okullarında okuyan toplam öğrenci sayısı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın üstün gayretleri ve devletin bütün imkânlarını seferber etmesi sonucunda 2018 itibariyle 1 milyon 350 bin 611’e çıkarıldı.

‘ÖĞRENCİ BAŞINA YAPILAN HARCAMALARDA AYRIMCILIK’

MEB’in 92 milyar TL’lik 2018 bütçesinden eğitim yatırımları için ayrılan kısmının üçte birinin ‘din öğretimi’ne ayrıldığı vurgulanan raporda; “Din Öğretimi Genel Müdürlüğü'nün MEB bütçesi içindeki payı, yüzde 68 artırıldı. 2018’de dini eğitimde payı 7,7 milyar TL’ye çıkaran bakanlık, bütçesinin yüzde 7’sine denk gelen bu kaynağın neredeyse tamamını (yüzde 96) imam hatip liseleri için ayırdı. MEB’in 2018 bütçesinden okul öncesi eğitimde öğrenci başına bin 673 TL; ilköğretime (ilkokul+ortaokul) öğrenci başına 4 bin 326 TL; genel ortaöğretimde öğrenci başına 6 bin 153 TL; mesleki ve teknik ortaöğretimde öğrenci başına 7 bin 504 TL ayrılırken, imam hatip liselerinde okuyan öğrenci başına 12 bin 707 TL ayrıldı. 

Bugüne kadar özel okullar ve imam hatip okulları konusunda eğitimle ilgili hemen her konuda ayrımcılık yapmayı kendisine görev edinen MEB, 2018’de ayrımcı uygulamalarını arttırarak sürdürdü” denildi. 

‘EĞİTİM KURUMLARI DİYANET'E VE CEMAATLERE TESLİM EDİLDİ’

2018 yılında MEB’in, eğitimde ‘Tek din, tek mezhep’ politikalarını artırarak sürdüğü ifade edilen raporda şu bilgilere yer verildi; “MEB’in merkezi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, yerellerde ise İl müftülükleri başta olmak üzere, büyük çoğunluğu dini cemaatlerin uzantısı olan kimi vakıf ve derneklerle çeşitli konu başlıkları altında imzalanan işbirliği protokolleri, okullarımızın dini grupların temel faaliyet alanları haline getirilmesine neden oldu. 

Eğitim sistemi, eğitim biliminin en temel ilkelerinden, laik-bilimsel eğitim anlayışından hızla uzaklaşırken, okullarda dinselleşmeye ve inanç istismarına dayanan uygulama ve faaliyetler kaygı verici boyuta ulaştı. Türkiye, taraf olduğu Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı hareket ederken, AİHM’in özellikle zorunlu din dersleri ile ilgili verdiği kararlar yok sayıldı. Okul öncesinden itibaren mescit zorunlu hale getirildi. 2018 itibariyle Türkiye’de bulunan 4 bin 292 öğrenci yurdunun 2 bin 546’sı dernek yurtları, 297’si vakıf yurtları, 628’i şahıs yurdu, 821’i diğer tüzel kişiliklere ait yurtlardır. Tıpkı okullarda olduğu gibi, öğrenci yurtlarının da büyük bölümü dini vakıf ve cemaatlerin ana faaliyet alanları olmayı sürdürmektedir.

‘OKULLAŞMA POLİTİKASI İMAM HATİPLER VE MESLEK LİSELERİ ÜZERİNE KURULDU’

2018 yılında temel eğitimden ortaöğretime geçiş sürecinde öğrencilerin kendilerine dayatılan meslek lisesi-imam hatip lisesi çıkmazına girmeyi reddettiği söylenen raporda “LGS’de yerleşen öğrenci oranının en yüksek olduğu lise türleri sırasıyla Anadolu Lisesi (yüzde 29,72); Fen Lisesi (yüzde28,08) ve Anadolu İmam Hatip Lisesi (yüzde22,88); Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi (yüzde11,48) ve Sosyal Bilimler Lisesi (yüzde7,84) oldu. Öğrenciler, ülkenin neresinde olursa olsun tercihlerini, iktidarın tüm çabalarına rağmen büyük çoğunlukla akademik eğitim veren okullardan yana kullandı” denildi. 

EĞİTİMDE 2023 VİZYON BELGESİ

  • Piyasalaştırma ve ticarileştirme vurgusu ‘Vizyon Belgesi’nde net bir şekilde ifade edildi. 
  • MEB’in özel öğretim kurumlarında bürokrasinin azaltılması, haksız rekabetin ortadan kaldırılması ve özel öğretim kurumları ile işbirliğinin güçleneceği mesajı, özel okullarının her açıdan kamu kaynaklarıyla desteklenmesi politikalarının sürdürüleceği anlamına gelmektedir.
  • Okulların finansman ihtiyacını kendi kaynaklarından (bağışlar, aidatlar vb) sağladığı ve kendi bütçesini oluşturduğu ‘şirket modeli’ benimsendi. 
  • Vizyon Belgesi’nde yıllardır iktidar tarafından özel olarak ilgilenilen imam hatip okulları ile ilgili açılan başlık ve atılacak adımlar (Program çeşitliliği, ders çeşidinin azaltılması, Arapça ve İngilizce yaz okulları, imam hatip okulları ile üniversiteler arasında işbirliği) farklı okul türleri ve öğrenciler arasında yaratılan eşitsizliğin devam edeceğini gösterdi. 
  • MEB, 2018 yılında Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerine yönelik mesleki uygulama programlarının kapsamını genişletti. Önceki yıllarda, ‘Müezzinlik, imamlık, vaizlik, Kuran öğreticiliği’ ve ‘Manevi danışmanlık’ gibi hizmetleri kapsayan mesleki eğitim programlarına, ‘Manevi Rehberlik’de eklendi. Bakanlık bu yolla imam hatip lisesi mezunlarının çalışabileceği, ‘Manevi Rehberlik’ isimli yeni bir iş kolu tanımlayarak, 2023 Vizyon Belgesi’nin ilk somut adımını attı. 
  • Vizyon Belgesi’nde yer alan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öğretmenlerin iradesi dışında, onların görüş ve önerileri alınmadan masa başında hazırlanması çalışmaları başlatıldı. Öğretmenlik Meslek Kanunu’ndan beklentiler öğretmenlerin yetiştirilmesi, iş güvencesi, mesleğe alınması, ücretler, emeklilik, sağlık, öğretmenlik mesleğinin temel sorunlarını dikkate alan bir içerikte hazırlanması gerekirken, eğitim emekçileriyle, sendikalar ve alandaki meslek örgütleriyle diyalog kurulmadan, bu konudaki talepler dikkate almadan hazırlıklar yapılmaya başlandı.

‘KHK İHRAÇLARI, SÜRGÜN, SORUŞTURMA VE HUKUK DIŞI KARARLARA ÇÖZÜM ÜRETİLMEDİ’

İki yıl süren OHAL sürecinde 36 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılırken, toplam 135 bin 144 kamu görevlisi hukuken kendilerini savunma hakkı tanınmadan, tamamen siyasi ve idari tasarruflar sonucunda hukuksuz bir şekilde ihraç edildiğine dikkat çekilen raporda şu ifadeler kullanıldı; “KHK’ler ile MEB’den 34 bin 393 kişi, Yükseköğretim Kurumlarından 7 bin 312 kişi (5 bin 904 akademisyen, 1.408 idari personel) ihraç edildi. 15 Temmuz darbe girişimi sürecine katıldıkları iddiasıyla ihraç edilen asker sayısı 15 bin 584, polis sayısı ise 32 bin 93 iken benzer suçlamalardan dolayı eğitimde yaşanan toplam ihraçların sayısı 41 bin 705 oldu. KHK ihraçları ile ilgili olarak kurulan OHAL komisyonu kendisini mahkeme yerine koyarak, hukuken somut olmayan deliller üzerinden yapılan ‘işe iade’ başvuruların büyük bölümünü reddetti. Öte yandan bugüne kadar haklarında soruşturma yürütülen ve savcılıklar tarafından takipsizlik kararı verilen, aralarında Eğitim Sen üyelerinin de bulunduğu, binlerce eğitim emekçisinin görevlerine geri dönmeleri önünde herhangi bir yasal engel olmamasına rağmen, hukuksuz bir şekilde görevlerine başlatılmadılar.”

‘MÜLAKATA DAYALI SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMEN İSTİHDAMINDA ISRAR EDİLDİ’

  • 15 Temmuz sonrasında tüm kamuda olduğu gibi eğitim alanında da sözlü sınav/mülakat üzerinden sözleşmeli öğretmen atamaları yapılmaya başlanmıştı. Öğretmen atamalarında mülakat uygulamasında ısrar, liyakatin adım adım terk edilerek, yerine sadakatin gelmesine neden oldu. 15 Temmuz 2016 sonrasında tek bir kadrolu öğretmen ataması yapılmazken, 2018 itibariyle sözleşmeli öğretmen sayısı 59 bine ulaştı. 
  • MEB, öğretmen atamalarında mülakat kriteri olarak KPSS’den alınan puanın 50 puan ve üzeri yaparak eski düzenlemeyi değiştirirken, bu durum, öğretmen atamalarında siyasi torpil ve kayırmacılığı ön plana çıkardı. 
  • Sorun sadece mülakat sınavını geçmekle bitmedi. Sözleşmeli olarak atanan çok sayıda öğretmenin sözleşmesi ‘güvenlik soruşturması’ gerekçe gösterilerek iptal edildi. 

‘ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLER SORUNUNA ISRARLA ÇÖZÜM ÜRETİLMEDİ’

  • MEB’in resmi verilerine göre ülke çapında görev yapan 920 bin 524 öğretmenin yüzde 66’sı (607 bin 604) son 16 yıl içinde atandı. Buna karşın, 16 yıl içinde KPSS’ye giren her 100öğretmenden sadece 16’sı öğretmen olarak atanırken, geriye kalan 84 işsiz öğretmen ya tekrar sınava girmek ya da başka alanlarda çalışmak zorunda bırakıldı.
  • Ataması yapılmadığı için en az 53 öğretmen başka işlerde çalışırken iş cinayetlerinde veya geleceğe dair umudu kalmadığı için intiharlarla yaşamını kaybetti.

‘EĞİTİMDE ANGARYA ÇALIŞTIRMA, NÖBET SORUNLARI DEVAM ETTİ’

Anayasanın 18. maddesinde angarya çalışma ‘Hiç kimse zorla çalıştırılamaz. Angarya yasaktır’ ifadesiyle yasaklanmıştır. Anayasada açıkça belirtilmesine rağmen, son yıllarda tüm kamu kurumlarında olduğu gibi, eğitim alanında çeşitli adlar altında gündeme getirilen ‘angarya çalışma’ uygulamaları özellikle sendikalı ya da sendikasız tüm eğitim emekçilerinin olumsuz etkilenmesine neden oldu. 

‘EĞİTİMDE YAŞANAN ŞİDDET ARTARAK DEVAM ETTİ’

Okullarda yaşanan şiddetin, 2018 yılında da eğitim alanının en önemli sorunları arasında yer aldığı belirtilen raporda; “2018’de okullarda ve okul önlerinde yaşanan şiddet olaylarının tırmanışa geçmesi sonucunda yüzlerce şiddet olayı meydana geldi ve bu olaylarda çok sayıda öğrenci ve öğretmen arkadaşımız hayatını kaybetti. Okullarda yaşanan şiddetin giderek artması, Türkiye’de eğitim sisteminin çok ciddi bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu gösterdi. MEB’in okul içinde özel güvenlik birimleri veya okul çevresine polis yığarak sorunu kolluk kuvvetleri ile çözme arayışının hiçbir işe yaramadığı bir kez daha görülürken, eğitimde şiddet sorununun çözülmesi için yapısal, kurumsal ve kültürel anlamda köklü dönüşümlere ihtiyaç olduğu görüldü” denildi. 

‘YARDIMCI HİZMETLİ VE MEMURLARIN SORUNLARI ÇÖZÜM BEKLİYOR’ 

Eğitim, öğretim ve bilim hizmet alanında görev yapan, memur ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışanların sorunlarının çözüm beklediği ifade edilen raporda “Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, bakanlığın merkez ve taşra teşkilatlarında 2018 sonu itibariyle 31 bin 355yardımcı hizmetlinin görev yaptığını açıkladı. Türkiye’de 53 bin 870 devlet okulu olduğu dikkate alındığında, neredeyse her iki okula bir hizmetlinin düştüğü ortaya çıktı. Yardımcı hizmetlilere normal görevlerinin dışında görevler verilmesi, bunun karşılığında ücret, yevmiye, yolluk, yiyecek ve giyecek yardımı yapılmaması ve fazla mesai ücreti ödenmemesi gibi sorunları beraberinde getirdi. Eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde büyük emekleri olan, ancak diğer emekçilerle eşit haklara sahip olmayan bu arkadaşlarımız, sanki kendilerine yüklenen her türlü angaryayı, tartışmasız yerine getirmek zorunda bırakıldılar” denildi.

‘EĞİTİM EMEKÇİLERİ 2018’DE EKONOMİK KRİZDEN FAZLASIYLA ETKİLENDİ’

Türkiye ekonomisinde yaşanan dalgalanmaların, Türk Lirasının değer kaybetmesinin ve enflasyonunun hızla artması sonucu öğretmenlerin satın alma gücünde belirgin bir azalma yaşandığı vurgulanan raporda şu istatistikler sunuldu; “Bu durum, tüm toplum kesimleri gibi, eğitim ve bilim emekçilerini de olumsuz etkiledi. 1 ABD dolarının 3,78 TLolduğu 2018 yılı Ocak ayında ortalama 3 bin 310 TLaylık alan bir öğretmen maaşıyla 876 ABD doları(1 Dolar=3,78 TL) alabiliyorken, 28Aralık 2018 itibariyle ortalama 3 bin 620 TLmaaş alan aynı öğretmenin aldığı maaş 683 ABD doları(1 Dolar=5,30 TL) seviyesine indi. Sadece 2018 yılı içinde, doların artması sonucunda öğretmenlerin maaşında yaşanan erime aylık olarak bin 23 TL’ye (193 ABD doları) oldu.” 

YAZARLAR