YAZARLAR

Tüm Yazıları Ender Helvacıoğlu

Siyasette ‘öcü’ ve ‘cız’ yoktur

07.02.2019 15:24

Televizyondaki tartışma programlarında CHP temsilcileri AKP ve MHP’lilerin HDP ile ilgili sorularına yanıt veremiyorlar veya kaçamak yanıt veriyorlar. Söyleyebildikleri tek şey, “Siz de onlarla açılım süreci başlatmıştınız” oluyor. Yani HDP konusunda “kim daha az suçlu” yarışına giriyorlar. Tartışma bu düzlemde devam ederse, Cumhur ittifakının tuzağına düşüleceği ve altta kalınacağı ortada. En olumsuz tutum, lafı dolandırmaktır.  

“Anti-HDP’cilik” yarışına girilirse AKP ile başa çıkılamaz. Mesele bu düzlemin bir tuzak olduğunu anlamak, böyle bir tartışmanın gayrı-meşru ve gayrı-hukuki olduğunu açıkça ilan etmektir. Öte yandan böyle bir tartışmanın ısrarla dayatılması bölücülüktür. 

Eğer bir partinin terörle ilişkili olduğu, terörist örgütün yasal uzantısı olduğu iddia ediliyorsa, o parti hakkında dava açılır ve iddia kanıtlanırsa kapatılır. Böylece tartışma da biter. Bu iddia iktidarın en yetkili ağızları tarafından defalarca dile getirilmesine karşın acaba neden kapatma davası açılmıyor? Reis’in en ufak serzenişini talimat kabul eden Anayasa Mahkemesi ve emir kulu savcılar neden böyle bir dava açmıyorlar? Kapatırsınız HDP’yi, tartışmayı kökten bitirirsiniz. Neden bitirmiyorsunuz? Demek ki ortada bir tiyatro oynanmaktadır. 

Yanlış anlaşılmasın, HDP hakkında kapatılma davası açılmasına ve kapatılmasına kesinlikle karşıyım; mesele bir oyunun/tuzağın ortaya çıkarılmasıdır. Hem elinizde her türlü iktidar gücü varken böyle bir dava açmayacaksınız, hem de HDP ile herhangi bir ilişkiyi vatan hainliği ile eş tutacaksınız… O zaman “vatan hainliğine” zemin hazırlayan, elinde gücü varken “vatan hainliğini” engellemeyen, dolayısıyla “vatan hainleri” ile işbirliği yapan en başta sizsiniz! Birincisi, bu paradoks iktidar partilerinin suratına çarpılmalıdır. 

İkincisi HDP, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre kurulmuş yasal bir partidir. Genel seçimlere katılmış, barajı aşacak oy oranına ulaşmış, mecliste grup kuracak sayıda milletvekili çıkarmış, yerel seçimlere katılmaya da hak kazanmıştır. 

Seçimlere giren (hatta giremeyen) tüm partiler nasıl çeşitli yollarla ittifaklarda bulunuyorlarsa, -eğer siyaseten uygun görüyorsa- isteyen HDP ile ittifak yapar, HDP de istediğiyle ittifak yapar. Bu, HDP de dahil bütün partilerin yasal hakkıdır. Bu ittifakları siyaseten eleştirebilirsiniz, ama HDP ile yapılacak ittifakı suçmuş gibi göstermek ve vatan hainliği ile eş tutmak -mevcut yasalara göre bile- açıkça kanunsuzluk anlamına gelir. Seçimlere yasal olmayan bir yolla müdahale etmek demektir. 

Üçüncüsü HDP, sosyolojik (toplumsal) olarak meşru bir partidir. Yüzde 10-13 bandında oy alıyor. Bu oran 6-7 milyon seçmene denk düşüyor. Bundan çok daha önemlisi, Kürt kökenli vatandaşların yoğun olarak yaşadığı illerde HDP’nin oy oranı yüzde 60’lara, 80’lere kadar çıkıyor. Kısacası Kürt kökenli vatandaşlar -her türlü baskıya karşın- politik arenada seslerini halâ HDP aracılığıyla duyurmaktadırlar.

Bu tablo hoşunuza gider veya gitmez, ayrı konu ama bir toplumsal olgudur (zaten kapatılamamasının asıl nedeni de budur). Bu olguyu inkâr veya göz ardı ederek geçerli ve işlevli bir politika izlenemez. Politika belki bir çalım atma sanatıdır ama toplumsal olgulara çalım atılamaz. 

Seçimlere girecek hiçbir parti, hele bu seçim sadece birinci olmanın önemli olduğu bir yerel seçim ise ve çoğu yerde küçük oy kaymalarının dahi sonucu belirleyebileceği açık ise, yüzde 10 küsurluk geniş bir kitleyi göz ardı edemez. Bu geniş halk kesimi de mevcut HDP yönetimi tarafından temsil edilmekte ve yönlendirilmektedir. Hatta HDP ''Etnik yönü belirleyici olan bir politik hat izlemesinin de etkisiyle'' taban-tepe bağı en sıkı olan partidir. 

Dolayısıyla HDP’nin oylarına talip olan bir parti, ister istemez HDP yönetimiyle masaya oturacak ve pazarlık yapacaktır. Politikanın doğalı ve gereği budur. Ve emin olun her parti de -açık veya gizli- bu gereği yerine getirmektedir. “HDP tabanının oylarına talibim ama HDP yönetimi ile ilişki kurmam” söylemi ya boş laftır ya da siyaseten söylenmektedir. Kimse bunu “beka” diye yutturmaya kalkmasın. 

HDP yönetimi ile ilişki (ittifak vb.) kurup kurmama siyasal bir meseledir, ilkesel değil. “Haşa ilişki kurmam” diyenler, bunu, kurmamanın daha fazla oy getireceğini düşündüklerinden ve rakiplerini sıkıştırmak amacıyla söylemektedirler. Bir bakmışsınız devran dönmüş ve bu kez HDP ile ilişki kurmamak değil, tam tersine kurmak bir “beka meselesi” haline gelivermiş. Yakın bir gelecekte bunu da yaşayacağımızdan emin olabilirsiniz (1). Kaldı ki, HDP yönetimi de her türlü “açılıma” açık olduğunu peşinen ilan etmiş durumdadır. 

Kısacası, burjuva politika dünyasında (hele hele günümüzde) Machiavelli’in kuralları geçerlidir; kimse kimseyi kandırmasın, elini de korkak alıştırmasın… Siyasette “öcü” ve “cız” yoktur. Bu sözcükler çocukları kandırmak için kullanılır; bu durumda da halkı kandırmak için kullanılmaktadır. 

Dördüncü bir noktaya dikkat çekip bitirelim. Milyonlarca seçmeni temsil eden bir partiyi ısrarla tecrit etme politikası başlı başına bölücülüktür ve sonuç olarak terörün gelişmesine hizmet eder. Bu nedenle de böylesi bir politika sürdürülebilir değildir. Bunu Türk devleti de bilir. Devlet bu politikayı, sanırım, HDP’yi yok etmek için değil, onu biraz daha “evcilleştirmek” ve kuracağı masaya oturabilir kıvama getirmek için izliyor. Yakında Kürt siyasal hareketinin -olasılıkla içerde olan- yetkili ve etkili isimlerinden de bir karşılık gelirse şaşırmayın derim. 

DİPNOT
1) Kanıt mı istiyorsunuz? Doğu Perinçek’in 6 Şubat tarihli Aydınlık gazetesindeki “Türk, Türkiye, kavim, halk ve millet kavramları” başlıklı köşe yazısında yer alan şu satırları dikkatle okumanızı öneririm. (Bilindiği gibi Sayın Perinçek bu konularda ön almasıyla meşhurdur): 
“Bugün Ön Asya’da yaşayan Türk milleti, Orta Asya’dan gelen göç dalgaları ile bölgemiz halklarının bir karışımından oluşmaktadır. Milletimizi oluşturan kavimler, Orta Asya ve Anadolu dışında Mezopotamya, Balkan ve Kafkas kökenlidir. … Türkiye’de Milliyetçi kesimde, Türkiye Halkı kavramına karşı bir soğukluk var. Türkiye kavramını Türk kavramının reddi olarak anlayan bir bağnazlık da var. Oysa ülkenin adı, Türk Eli değil, Türkiye’dir. Devletin adı, Türk Cumhuriyeti değil Türkiye Cumhuriyetidir. Türkiye Cumhuriyetinin kurucu toplumu, Türk halkı değil, Türkiye halkıdır.”
“Mezopotamya” denirken Sümerler veya Babillilerin kastedilmediği herhalde anlaşılmıştır. Söylemedi demeyin, “Yeni Perinçek” geliyor! Daha önemlisi yeni bir Kürt açılımı geliyor. 
 

Eğitim