‘Erdoğan ‘Eyy Amerika’ derken aklıma hep bu hikaye gelir’…’Çevik Bir Paşa o antlaşmayı anlatmıştı’

‘Erdoğan ‘Eyy Amerika’ derken aklıma hep bu hikaye gelir’…’Çevik Bir Paşa o antlaşmayı anlatmıştı’

Emekli Albay Alican Türk, Çevik Bir ile olan ‘Erbakan’ anısını yazdı.

28 Şubat davası sanıklarından Emekli Albay Alican Türk yazısında, Erdoğan’ın Amerika ve İsrail çıkışları hakkında ‘Erdoğan’ın bütün bu çıkışları bana hep merhum Erbakan’ı hatırlatıyor’ ifadelerini kullandı.

İşte o yazı:

DIŞ POLİTİKADA ESİP GÜRLEMELERİN SAMİMİYET DERECESİ

Önceki gün partisinin “Genişletilmiş İl Başkanları” toplantısında konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan yine dünya liderlerine ve AB’ye çattı, İsrail’i ise doğrudan hedef göstererek “onların yanında yer alan herkesin karşısında olduklarını” belirtti.

Erdoğan’ın kalabalık kitleler önündeki konuşmalarında ABD’ye, Avrupa’ya ve özellikle de İsrail’e “Eyy…” diye başlayan, “Siz kimsiniz ya?” diye devam eden üst perdeden çıkışlarına sık sık rastlıyoruz. Kuşkusuz bu üslûbu bilerek seçiyor; zira Batı’ya ve İsrail’e çatan bu tür konuşmalar iç kamuoyunda kendisine önemli puanlar kazandırıyor. Anadolu’nun ücra köşelerinde “Helâl olsun be! Bak, nasıl kafa tutuyor dünyaya… Artık karşılarında ezik büzük Türkiye yok! Erdoğan’ın dik duruşu sayesinde dünyada söz sahibi olduk.” diye övgüyle anıldığı çok sayıda sohbete tanık oldum.

İsrail’e çatmanın ayrı bir getirisi var.

Oysa “İsrail’in yanında kimler yer alıyorsa herkes bilsin ki biz onların karşısındayız” derken iş göründüğü gibi değil… AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana Türkiye – İsrail ilişkileri sürekli kriz halindeymiş gibi algılanırken, gerçekte örneğin ticaret hacmimizin iki kattan fazla büyüdüğü görülüyor. Hatta iki ülke arasındaki ithalat ve ihracatın en hızlı büyüdüğü dönem 2009’daki “One minute”çıkışından sonraki 2010 ve 2011 yılları olmuş. (Hatırlanacak olursa 2010’da Mavi Marmara baskını yaşanmış, 2011’de de ilişkilerimiz “maslahatgüzarlık” seviyesine indirilmişti.)

Yani dışarıdan bakıldığında tüm ilişkiler sanki dibe vurmuş gibi gözükürken işin aslının hiç de öyle olmadığını anlıyoruz.

78 makam aracı için aylık 1.2 milyon lira kira ödeniyor!

CEZAEVİNDE ÇEVİK BİR PAŞA O ANTLAŞMAYI ANLATMIŞTI

Erdoğan’ın bütün bu çıkışları bana hep merhum Erbakan’ı hatırlatıyor. Bilindiği gibi Erbakan da her konuşmasında İsrail’e çatar, Siyonizm’i lanetler, Filistin halkına destek mesajları verirdi. Hal böyleyken özellikle askerî alanda İsrail’le yapılan en büyük ikili işbirliği anlaşmasının da Erbakan döneminde imzalandığını biliyoruz.

Anlaşmanın öyküsünü cezaevinde Çevik Bir Paşa’dan dinlemiştim; aynı koridordaki üç hücrede kalan sanıklar olarak haftada 2 saatlik “sosyal faaliyet” adıyla düzenlenen sohbetlerimizde Çevik Paşa İsrail’le İkili Askerî İşbirliği Antlaşması’yla ilgili özetle şunları anlatmıştı:

– Amerikalılar bize F-16’ları sattığında, üzerlerinde gelişmiş silah sistemleri olmadan çıplak haliyle veriyorlardı. Yani uçaklar neredeyse hedefi görmeden vuramayacak haldeler… Hâlbuki o uçakların çok gelişmiş silah sistemleri var, örneğin 50 – 60 km’den hedefi tespit edip tam isabetle vurabilecek imkân ve kabiliyete sahipler. Ama Amerika bunları bize vermiyor, “gidin İsrail’den alın” diye bizi oraya yönlendiriyordu. Aralarında böyle bir anlaşma var yani… İsrail uçak teknolojisinde çok ileride… Tabii uçaklarımızın bir başka ülkede modernizasyonu gibi büyük bir olaya biz karar veremeyiz, olay milli mesele… Üstelik ülke bütçesinin bilmem kaçta kaçı kadar bir para gerektiriyor. Amerika İsrail’i adres gösterince biz rahmetli Erbakan’ın buna yanaşmayacağını düşündük. Malûm, İsrail’e bakışı belli… Fakat bir taraftan da olayın silahlı kuvvetler açısından çok büyük yararı var, bilhassa terörle mücadelede bizim için çok önemli avantajlar sağlayacak. O dönemde İsrail “uçaklarınızı modernize ederiz ama karşılığında bizim pilotlarımıza kara üzerinde eğitim uçuşu için alan sağlayın” diye öneri getirdi. Rahmetliye bu meseleyi açtık. Randevu verdi, gelin görüşelim dedi. Gittik, olayı bütün boyutlarıyla ortaya koyduk, silahlı kuvvetlere ve memleket ekonomisine katkısını anlattık. Takdimimiz biter bitmez rahmetli Erbakan “Hemen getirin, imzalayayım” dedi ve imzaladı. Şaşırdık. Hiç böyle bir tepki beklemiyorduk. Hani en azından “bunu bir de biz inceleyelim, inceletelim” falan gibi bir şeyler söyler diye düşünüyorduk. İmzanın ardından biz kendisine çekinerek de olsa şunu sorduk:

– Sayın Başbakanım, sizin ve partinizin İsrail konusundaki tavrı, görüşü belli… Biz böyle bir anlaşmaya onay vereceğinize hiç ihtimal vermemiştik. Ama siz hemen imzaladınız.

“Rahmetlinin cevabı aynen şu oldu” diye devam etti Çevik Paşa:

– Kumandan Bey, biz siyasetçiyiz. İçeride halka karşı belki öyle konuşuruz, ama iş milli meseleye gelince durum değişir. Anlattıklarınızın önemli, gerekli ve memleketin yararına olduğunu görüyorum. Bu durumda devlet adamı olarak gereği neyse bize onu yapmak düşer. Ama bunun dışarıda, bilhassa medya önünde konuşulmamasını istirham ediyorum.”

Çevik Paşa’nın anlattıklarını ağzım açık dinlemiştim.(*)”Tribünlere oynamak”deyiminin tam karşılığı, en güzel örneği işte buydu… Yani siz iç kamuoyu önünde birilerine esip gürlüyorsunuz, ama alttan alta onlarla işbirliğine gidiyorsunuz veya mevcut işbirliğini devam ettiriyorsunuz. Sanki “Ben sizin aleyhinizde atar tutarım, ama siz sözlerimi ciddiye almayın; toplumun gazını almak için siyaseten söylenmiş sözler olduğunu bilin!” tarzı danışıklı dövüş durumu söz konusu…

İşte bizim siyasilerin “Eyy Amerika, Eyy Avrupa, Eyy İsrail” diye başlayan söylemlerini duyduğumda nedense aklıma hemen bu hikâye gelir, gayrı ihtiyarî gülümserim.

 

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR