• Öngördüğümüz ve tahmin ettiğimiz gibi 25 yıl sonra İstanbul’ da yenilenen seçimi ‘’İstanbul İttifakı’nın’’ adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu kazandı.

    Pazar günkü bu önemli seçim zaferi Türkiye’de demokrasinin ezilenlerin, cumhuriyetçilerin, halkların kardeşliğini isteyenlerin önemli ve tarihi bir zaferidir.

    Bu noktada başta Türk siyasetinin yeni yüzü, umudu, kampanyaların ”orkestra şefi’2  Ekrem İmamoğlu olmak üzere emeği geçen özellikle isimsiz kahramanlara, sahada olan  partili partisiz herkese, gerçekleri yazan demokrasi bloğunu destekleyen medyada kalan son cesur, vicdanlı ”mohikanalara”, yani kahramanların hepsine teşekkürler.

    Ortak vatan için böyle birlikte mücadele eden tüm insanlara selam olsun.

    Ama Başkan İmamoğlu için esas iş şimdi, yani uzun ve zorlu bir yol başlıyor.

    Çünkü Türkiye’deki siyasi İdari sistem, Valilik makamı, Erdoğa’nın olası seçim yenilgisi hazımsızlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ndeki AKP’li çoğunluk nedeniyle de İmamoğlu ve 31 Mart’ta seçim kazanan tüm diğer CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanları ,ekipleri, taraftarları, destekleyenleri için hala çok engeller var.

    Ama halk nezdindeki bu destek devam ederse İmamoğlu’nun ileride daha büyük başarılara imza atacağına inanıyorum.

    Uzunca seçim analizine gerek yok artık ama bir gerçek var ki o da Tayyip Erdoğan kazanılmış seçimi iptal ettirerek en büyük stratejik yanlışını yaptı.

    Bu seçimde AKP ve adayını kaybettiren bir çok faktör var, onlardan birisi de kendilerini kibir abidesi olarak  görmeleri, halktan kopmaları, saltanat sürerek halka uzaklaşmalarıdır.

    Halkın ayrışma istememesi, kutuplaşmaya ”hayır” demesi, ekonomik kriz, partizanlık,  kendinden olanı koruma; diğerlerini yok sayma  politikaları, belediyenin devasa temel kaynaklarının gerici; siyasi İslam’ı besleyen tarikatlara, vakıflara sözde inanç kurumlarına aktarılması da vicdan sahibi muhalif insanları hatta AKP’nin kendi seçmenini bile bezdirmiş, yeter artık buraya kadar; dur dedirtmiştir diye düşünüyorum.

    Hiçbir başarı tesadüf değildir ama hatalardan da ders almak lazım. Bu başarıya damga vuran, Erdoğa’nın adayı Binali Yıldırım’a seçimi kaybettiren Türk-Kürt dayanışmasının kırılgan bir birliktelik olduğunu da unutmayalım.

    HDP ve seçmeni küstürülmemelidir. Onların her zaman hakkını teslim etmek lazım.

    Bugün CHP 31 Martta İzmir hariç diğer tüm metropollerde, büyük şehirlerde kazandıysa bunda İyi Parti’nin, solda duranların ve özelliklede HDP yöneticilerinin, seçmeninin rolü büyüktür.

    İstanbul’daki seçim zaferi CHP’ye ve bu bloğa psikolojik üstünlük sağlamıştır.

    Bu nedenle CHP’nin, HDP’nin eski Eşbaşkanları Selahattin  Demirtaş, Figen Yüksekdağ, diğer tutuklu HDP’li siyasetçilerin ve içerdeki aydınların salıverilmesi için bastırması, sesini yükseltmesi gerekiyor.

    Çünkü toplumdaki sosyal barış ve Kürtleri tekrar kazanmak için bu şart oldu artık.

    Unutmayalım ki  Ankara’da merkezi hükümette AKP olduğu müddetçe CHP’li Belediyeler öyle rahat çalışmayacaklar, gerekli maddi kaynak yaratamayacaklardır.

    Bu nedenle ilk fırsatta bu bloğun genel seçimleri de kazanması gerekiyor.

    Neticede seküler, cumhuriyetçi aralarında muhafazakardan soyaliste kadar geniş bir yelpazeden halk kitleleri hakkı gasp edilen İmamoğlun’a sahip çıkmıştır.

    Umarız İmamoğlu verdiği sözleri unutmaz, tutar ve elindeki bu gücü ileride iyi kullanır.

    Son olarak da Avrupa’da yaşayan buradaki modern belediyeciliği iyi derecede bilen ve  uzun yıllardır şehir idaresinde çalışan birisi olarak CHP’li belediyelere tavsiyem: Burada yetişen eğitim alan, bu alanda çalışan uzman personel olan akademisyenlerimizden, politikacılarımızdan faydalanın derim.

    Bunu yıllarca eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Mesut Yılmaz ve Erdoğan başarıyla yaptı.

    Avrupa’da sistemin içinde yaşayan ve iş yapan, çalışan bir çok Türkiyeli vatandaşımız var. Onların belediyecilik alanındaki bilgi ve birikimlerini, kontaklarını memleketlerine, Türkiye’ye  yansıtmaları için mutlaka fırsatlar tanınmalıdır.

    Bu bahsettiğim insanlar Türkiye’deki yerel idarelere kazandırılırsa onların sayesinde Alman şehirleriyle kardeş şehir projeleri, büyük  vakıfların ve  AB fonlarından yararlanılarak çok güzel sosyal projeler hayata geçirilebilir.

    Bu paralar, teşvikler İspanya’ya, İtalya’ya, Portekiz’e, Yunanistan’a akıyor, neden bizim belediyelere de vermesinler ki?

    Tüm bu bahsettiğim konular hayata geçerse uzaklaştığımız Avrupa’yla Türkiye’yi ve o şehirleri yakınlaştırabilir, daha çok turisti, yatırımcıyı ülkeye çekebilir, yeni iş yerleri yaratılabilir, işsizlik aşağıya çekilebilir…

    Burada yani Almanya’daki çevremde misyonunu tamamladığına inanan tanıdığım bir çok yurtsever, sosyal demokrat akademisyenler var. Onlara gerekli güvence,  rahat modern çalışma ortamı verilirse katkılarıyla, bilgi transferiyle şehirlerimizin çehresi değişebilir.

    Avrupalı Akademisyen Türkler, işbaşına gelen seçim kazanan politik irade ile birlikte şehirlerimizi daha yaşanılır bir Avrupai şehir haline getirebilirler.

    Çünkü buna Türkiye’nin olağanüstü tarihi, turistik, doğal, kültürel, iklimsel ve coğrafi güzelliği müsait.