• Sevgili ABC okuyucuları, dünkü yazımda biraz “hamaset” yaptım, ülke futbolunun son 20  yıldır sürüklendiği sürecin baş sorumlusu olan Fatih Terim’e göndermeler yaptım, Şenol Güneş’le kıyasaladım, aldıkları ücretler, katkıları falan, filan… Ve heyecanlandım, gururlandım, ne demek son Dünya Kupası Şampiyonunun olduğu grupta birinci olmak, büyük başarı… Bu yüzden son Fransa maçının teknik analizini bugüne bıraktım…

    Önce Lucescu’dan başlayayım, helal olsun emeklerine, Ulusal Takım’ın gençleştirilme projesinin sonucudur gelinen nokta. Beyni çürümüş Hıncal Uluç başta, diğer “ırkçı” yorumcuların söyledikleri umurumda değil… Ona bir teşekkür borçluyuz öncelikle…

    Gelelim son Fransa maçına…

    FIFA sıralamasının 1’incisi ile 41’incisi oynuyor. Ne yapacaksınız, puantajıda göz önünde bulundurursak savunma tabi… Harika bir kaleci Mert ve çok disiplinli oynayan geri dörtlü… Bu tamam…

    Zaten ilk yarı Mert’te eriyen akınların dışında pek pozisyon vermedik son Dünya Şampiyonuna, bizde girmedik…

    İkinci devreye gelince biraz daha atağa önem verdik, Burak’ın kötü bir akşamında olması, Emre’nin uzun dakikalar sakat oynaması ve oyuna sonradan giren Giroud’un ilk topla buluşmasını kafayla ağlarımıza göndermesi açıkçası beni umutsuzluğa sürükledi…

    Ancak takım direnç gösterdi ve Cenk’in de girmesiyle oyuna hakim olduk ve bir ölü toptan kafa golüyle hak ettiğimiz beraberliğe kavuştuk.

    Şu anda grubun lideriyiz, bana göre % 95 Avrupa Şampiyonasına gideriz…

    Ancak nacizane Şenol Hoca’ya önerim:

    Hakan Çalhanoğlu’nu sol kanata atma hocam, bu kreatif bir oyuncu, 10 numara oynamalı…

    Bir de, Şükrü Saraçoğlu  Stadı’nda o kravatı takma hocam. Büyük tepki aldın, bence halefin Terim gibi malı götür…

    Gülüyorum sadece…