• Cumhurbaşkanının yurt dışı seyahatlerine ve her türlü etkinliğine belirli gazete ve televizyonların temsilcilerini çağırıyor. Akreditasyon denilen bu uygulama da “… Resmen tanınmış , kabul edilmiş” anlamı taşıyor.

    Cumhurbaşkanlığı kimi medya kuruluşlarını tanımadığını, kabul etmediğini de bu uygulaması ile itiraf etmiş oluyor.

    Genelkurmay Başkanlığı da geçtiğimiz yıllarda birkaç gazete ve televizyonu dışlamış, basın kuruluşlarından eleştiri gelince vazgeçmişti. Şimdilerde ise, basın kuruluşlarının tepkisine aldırış eden yok.dıi

    Şimdi bilemiyorum, ancak AKP iktidarı öncesinde, Başbakanların, Cumhurbaşkanlarının yurt dışı gezilerini Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürlüğü düzenlerdi.

    Dışişleri Bakanlığı, gazete ve televizyonların yöneticileri ile yazışır, dış geziye kimin katılacağını sorar veya hangi düzeyde birinin görevlendirilmesi gerektiğini belirtirdi.

    Bakanlık, gezi boyunca hangi otellerde kalınacağını ve fiyatını, uçak ücretini bildirir, verilen banka hesabına tüm masrafın karşılığının yatırılmasını isterdi. Otel ve uçak ücreti, hatta protokol dışındaki yemek bedelleri gezilere katılan gazetecilerin çalıştıkları kuruluşlar tarafından ödenirdi.

    O nedenle de gazeteciler, olanı biteni özgürce yazarlardı.

    1988 yılında Cumhurbaşkanı Kenan Evren Almanya gezisinde protesto edilmişti. Hatta Evren’e yumurta atılmış, bu olay ve protesto gösterisi geziyi izleyen gazeteciler tarafından haber yapılmıştı. Hemen bütün gazeteler haberi geniş bir biçimde vermişti.

    Türkiye Bonn Büyükelçisinin verdiği kokteylde ise, bir gazeteci – ki o şimdi Cumhurbaşkanı Danışmanı – Evren’e yumurta biçiminde çikolata vermişti. Evren de kendinden beklenmeyen bir hoş görü göstermişti.

    O dönemde dış gezilere yaygın gazetelerin tamamından temsilci çağırılırdı. Şimdi ise, Cumhurbaşkanının gezilerine ve diğer etkinliklerine yalnız yandaş gazetelerin temsilcileri götürülüyor.

    Yandaş gazeteciler veya yandaş olmaya aday olanlar davet ediliyor dış gezilere.

    15 Ocak 2016’da “Dönmek üzerine bir manifesto” başlıklı yazısında “Tayyip Erdoğan’ın ya da Ahmet Davutoğlu’nun uçağına asla ve kat’a binmeyeceğim” diyen Ahmet Hakan da Erdoğan’ın son gezisine çağırıldı. O da “ paşa paşa “ biniverdi uçağa…

    Hakan’ın bu davranışını yadırgayan da olmadı nedense. Sözünü yalamış olmasına karşın.

    Aslında gezilere katılmak bir imtiyaz olmaktan da çıktı. Nedeni de özgürlüklerinin ellerinden alınması.

    Bu gezilerde, masrafların davet eden tarafından karşılanması sonucu, gazeteciler de özgürce yazamaz hale getirildi.

    Eskiden gazeteler bir partiyi desteklemiş olsalar bile, haberleri görmezden gelmezlerdi. Kemal Ilıcak’ın Tercüman’ı her haberi okuruna iletir, ancak köşe yazılarında tarafını belli ederdi. Cumhuriyet, Ulus, Adalet, Barış gibi gazeteler de aynı yöntemle okurlarını bilgilendirirlerdi.

    Gazetecilik, gerçeği aktarmak, doğruyu aramaktır. İnandırıcılığını ve itibarını kaybetmiş yazılı ve görsel basının hiç kimseye, hatta emrinde oldukları iktidara bile faydası dokunmaz.

    Güvenilirliğini yitiren gazetelerin tirajları yerlerde sürünmeye başladı, televizyon haberleri – TELE1 ve birkaç televizyon dışında- izlenmez hale geldi.

    12 Mart ve 12 Eylül gibi faşist ara dönemler dışında basın, günümüzden çok daha özgür ve güvenilirdi.

    Gazeteciler hakkında hemen soruşturma veya dava açılmazdı. Tutuklanmaları ise neredeyse imkansızdı. Çünkü 1961 Anayasası’nın getirdiği özgürlükler ve hoş görülü siyasiler vardı.

    Şu bilinmeli ki, basın özgür olmadıkça, bir ülkede özgürlükten, haktan, hukuktan ve adaletten söz edilemez. Bu nedenle de, AKP iktidarı, genel ilkeler doğrultusunda davranmadığı sürece, tıpkı basın gibi güvenilirliğini, itibarını kaybedecektir.

    Sonuç olarak AKP ilk seçimde itibarını yitirmiş bir parti olarak iktidarı bırakmak zorumda kalabilir.