Genelkurmay çatı davasında karar: Sanıkların cezaları belli oldu…

Genelkurmay çatı davasında karar: Sanıkların cezaları belli oldu…

15 Temmuz darbe girişimine ilişkin ‘Çatı Dava’da kararlar açıklandı. Eski YAŞ üyesi de olan Akın Öztürk’e 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski başyaveri eski kurmay albay Ali Yazıcı’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Eski Tümgeneral Mehmet Dişli ile eski Tuğgeneral Mehmet Partigöç’e 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Çatı davası kararları sonrasında 15 Temmuz’da yaşamını yitirenlerin yakınları ve polis arasında arbede çıktı, polis havaya ateş açtı.

Akar’ın eski yaveri Türkkan’a ağırlaştırılmış müebbet

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü sırasında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın yaveri olan eski yarbay Levent Türkkan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen 224 sanıklı Genelkurmay çatı davasında karar açıklandı.

Sanıklar arasında yer alan eski yaver Türkkan, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

“Ben paralel yapı üyesiyim. Bu cemaate yıllarca gönüllü hizmet ettim. Bugüne kadar cemaatte birlikte olduğum abilerime itaat ettim. Onlar tarafından verilen emirlere harfiyen riayet ettim.” Bu ifadeler, darbe girişiminin ardından tutuklanan Levent Türkkan’a aitti.

Türkkan, 15 Temmuz 2016’ya kadar piyade yarbay rütbesiyle dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın emir subayıydı.

Türkkan, Bursalı çiftçi bir ailenin çocuğuydu. FETÖ ile ortaokul yıllarında tanıştı. Örgüt abilerinin “cemaat” evlerine gitmeye başladı. Çocukluktan beri asker olmak isteyen Türkkan, 1999’da Işıklar Askeri Lisesi sınavlarına girdi. Birçok örgüt mensubu gibi sınavdan önceki gün cemaat “abi”lerinden sınavda çıkacak soruları aldı ve çalıştı. Okulu kazandı ancak sınavda derece yapamadı. Zira kendi sözlerine göre “abileri, kasıtlı olarak soruların tamamını kendisine göstermemişlerdi.” Askeri lise döneminde de örgüt abileriyle temasını sürdürdü. Onlardan “imayla namaz kılmayı” öğrendi. Abilerince “Tek göreviniz ifşa olmamak” diye de tembihlendi.

Askeri okulun ardından Kara Harp Okuluna kaydını yaptırdı. İlk yıl örgütle bağı kopmaya yaklaşsa da hem okulun kalan yıllarında hem de mezuniyetinin ardından Trabzon, Diyarbakır, Kıbrıs, Kızıltepe ve Ankara’daki görev yıllarında örgüt mensuplarıyla bağını sürdürdü.

2010’da Ankara’ya gelen Türkkan, 2011’de dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel’in emir subay yardımcılığına, sonrasında emir subaylığına getirildi. O tarihten sonra FETÖ’den bazı gizli görevler almaya başladı.

Türkkan, savcılık ifadesinde “harfiyen yaptığını” belirttiği örgütsel görevini, “Necdet Özel Paşa’yı dinleme cihazıyla sürekli dinliyordum. İki boğum parmak kadar, radyo diye tabir edilen dinleme cihazını her gün Paşa’nın odasında herhangi bir yere koyup akşam çıkarken alıyordum. 10-15 saat ses kaydı alabilecek kapasitesi vardı.” ifadeleriyle anlattı.

Ancak Türkkan, Hulusi Akar’ın emir subaylığını yaptığı dönemde ses kaydetmeyi bıraktığını söyledi.

Türkkan, örgüte bağlılığını 15 Temmuz 2016’da da gösterdi. Türkkan, darbe girişiminde bulunulacağını önceden biliyordu. Nitekim beyanlarında da “Darbe yapılacağını 14 Temmuz 2016 Perşembe günü saat 10.00-11.00 sıralarında öğrendim. Genelkurmay Başkanı Danışmanı kurmay albay Orhan Yıkılkan bana darbe planladıklarını… işin 15 Temmuz’u 16’ya bağlayan gece 03.00’te yapılacağını söyledi.” diyerek olacakları bildiğini kabul etti.

Yine, kendisine Orgeneral Akar’ın etkisiz hale getirilmesine yönelik görev verildiğini anlattı.

Türkkan, aynı akşam kendisinden sorumlu örgüt abisi “Murat”ın Konya yolu yakınlarındaki evine gitti. Evde “Murat” yok, ancak örgüt hiyerarşisinde onun da üzerinde bulunan “Adil” ve “Selahattin” adlı örgüt abileri ile Mehmet Akkurt vardı. Onlara “ertesi gece yapılacak faaliyetten haberdar olup olmadıklarını” sordu. Şaşıran örgüt sorumluları, Türkkan’ı “Bu konuyla ilgili hiç kimseye bir şey söylemeyeceksin. Olay çok gizli şekilde devam edecek.” diye tembihledi.

Ertesi gün Orhan Yıkılkan ile dönemin Genelkurmay Proje Yönetim Daire Başkanı olan Mehmet Dişli’nin odasına gitti. Üçlü, darbe sırasında ne yapacaklarını konuştu. Akar’ın darbe girişiminin başına geçmemesi halinde Türkkan ve ekibince nasıl etkisiz hale getirileceği planlandı.

Türkkan, planladıkları gibi 15 Temmuz akşamı, Genelkurmay Başkanı Akar’ın derdest edilmesinde rol aldı.

Akar, mağdur olarak alınan ifadesinde, darbe girişiminin başına geçmeyi reddetmesinin ardından darbecilerin makam odasına girdiklerini ve Türkkan’ın, “Komutanım otur, kalkma, sakin olun, zorluk çıkartmayın.” diye bağırdığını anlattı.

Akar, odada derdest edildiğinde Türkkan’ın kendisine silah çektiğini şöyle anlattı:

“O esnada Levent Türkkan’ın elinde tabanca ile ‘Komutanım sakin olun, vururum, sıkarım.’ gibi şeyler söylediğini işittim. Hatta ben bir iki adım daha atıp kendisine ‘Sık ulan!’ diye bağırdım. Gözlerinde sıkmakla sıkmamak arasındaki robotik tereddüdü gördüm.”

Türkkan, Akar’a “Komutanım, lütfen dediklerimizi yapın. Hiçbir sorun çıkmayacak.” dedi. Özel Kuvvetler Komutanlığından gelen darbeci ekip Akar’ı Akıncı Üssü’ne götürürken Türkkan makamda kaldı ve Akar’ın şahsi eşyasını topladı.

FETÖ’nün darbe girişimi başarısız oldu ve Türkkan da kolluk güçlerince yakalandı. Savcıya verdiği 8 sayfa tutan ifadesinin hemen başında “Ben paralel yapı üyesiyim.” dedi.

Ailesini, örgütle tanışmasını, askeri eğitim yıllarını, kendisinden sorumlu örgüt abilerini tek tek anlattı. Daha savcı huzuruna çıkmadan emniyette kendi el yazısıyla yazdığı 5 sayfalık itiraflarını savcıya verdi. Savcı ve tutuklama istemiyle sevk edildiği sulh ceza hakimi önünde birden çok kez pişmanlığını dile getirdi.

İfadesinde “darbe girişimine kadar Fetullah Gülen cemaatinin vatan haini olduğuna inanmadığını, onların Allah rızası için çalıştıklarını düşündüğünü ancak darbe teşebbüsü ve sonrasında ne olduklarını anladığını” söyledi. “Bu yapı ve bu yapıya mensup olanlar için vatan haini tabiri az gelir. Artık biliyorum ki bu yapının mensupları cani ruhlu kişilerdir.” diye de ekledi.

Sulh ceza hakimliğindeki ifadesinde de “Sayın halkıma şunu söylemek istiyorum: ‘Ben eziyet gördüm, dövüldüm, sövüldüm de, konuşturuldum da bilmem ne falan’… Böyle bir şey yok.” dedi ve hayatında ilk defa kendi hür iradesiyle konuştuğunu söyledi.

Burada da örgüt ve darbe girişimine ilişkin bilgiler verdi.

Türkkan, 15 Temmuz gecesi Genelkurmay Başkanlığı karargahındaki eylemlere ilişkin Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince görülen Genelkurmay Çatı davasının sanıkları arasında yer aldı.

Savunmasını 13 Kasım 2017’de yaptı ancak pişmanlığından adeta eser kalmamıştı. Önceki bütün beyanlarını reddetti. “Her şey hayal aleminde gibiydi, bana bir şeyler içirildiğini düşünüyorum.” diyen Türkkan, darbe girişimine katkı sağlayacak bir davranışının olmadığını ileri sürdü.

Türkkan, 24 Aralık 2018’deki esas hakkındaki savunmasında da “FETÖ ile bağlantım yok. Ne genetiğim ne de aile geleneğim FETÖ’cü olmama müsaade etmez.” ifadelerini kullandı.

Darbe bildirisinde imzası olan generale 141 kez ağırlaştırılmış müebbet

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında yayımlanan sözde darbe bildirisinde imzası olan sözde “yurtta sulh konseyi” üyesi eski tuğgeneral Mehmet Partigöç’e 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen 224 sanıklı Genelkurmay çatı davasında karar açıklandı.

İhanet girişiminin kritik isimlerinden eski tuğgeneral Partigöç, 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı.

Partigöç, tuğgeneral rütbesiyle darbe girişimi sırasında Genelkurmay Personel Plan Yönetim Daire Başkanı olarak görevliydi. FETÖ’nün hazırladığı, atama ve listelerin bulunduğu, sıkıyönetim talimatı olarak bilinen 20 maddelik “Harekat Yıldırım Planı”nın altında imzası bulunan Partigöç, FETÖ’nün firari “TSK imamı” Adil Öksüz koordinesinde 6-7-8-9 Temmuz 2016 tarihlerinde Ankara Konutkent’teki villada düzenlenen darbe toplantılarına da katıldı.

FETÖ’nün mahrem imamlarıyla yapılan toplantılarda, Partigöç’ün darbe girişimi sırasında “karargah sorumlusu” olması kararlaştırıldı. Ayrıca Partigöç, örgütün sözde atama listesinde TSK emir komuta zincirinde yer almayan “Genelkurmay 2. Başkan Yardımcısı” olarak belirlendi.

Partigöç, darbe girişiminden önce sözde atama listesinde yer alan FETÖ mensubu askerlere görevlerini tebliğ etti.

Darbe girişimi günü saat 13.00 sularında Cemil Turhan ve Barış Avıalan ile darbe kapsamında görüşmeler yapan Partigöç, Genelkurmay Başkanlığında görevli Avıalan’ı karargahla Akıncı Üssü arasındaki iletişimi sağlaması için üsse gönderdi.

Gece 03.00’te başlatılması planlanan darbe planının öne alınmasının ardından Akıncı Üssü’nden Genelkurmay’a gelen darbeci ÖKK personeli Mehmet Partigöç’ün nezaretinde komutanları derdest ederek, ihanet üssüne götürdüler.

Hemen arkasından darbeci Partigöç, saat 21.43’te TSK mesaj sistemine girerek tüm birliklere “Atama”, “Katılışlar” ve “Sıkıyönetim direktifleri” başlıklı bildirileri gönderdi.

Ayrıca Polatlı Topçu ve Füze Okul Komutanı olan eski tuğgeneral Murat Aygün’ü arayarak “harekata geçin” talimatı verdi. Partigöç, Avıalan üzerinden Akıncı Üssü’ndeki darbecilerle irtibata geçerek Genelkurmay’a gelen helikopterlerin nereye ineceği, mühimmatın nereden alınacaklarını organize etti.

Gözaltına alındığında, darbe bildirisinin altında imzası bulunmasına rağmen söz konusu bildiriyi görmediğini ve FETÖ mensubu olmadığını iddia etti. Odasında ve evinde yapılan aramalarda darbe girişiminde aktif rol oynadığını kanıtlayan deliler bulundu.

Genelkurmay Başkanlığındaki sırt çantasından, altında imzası bulunan iki ayrı not ele geçirildi.

Birinci notta, “1. Sevgili eşime ve kızlarıma, hayatım, ülkem ve milletim için mücadele ile geçti. 2. Geldiğimiz aşamada ülkemizin kötü gidişine dur demek de bize düştü. 3. Hakkınızı helal edin”, ikinci notta ise “Canım eşim, seni gerçekten her şeyden çok sevdim. Ama bu başkaldırıyı yapmasaydım da beni hayatımın sonuna kadar hapse atacaklardı, beni affet.” yazıyordu.

Notların kendisine ait olmadığını iddia eden Partigöç’ün evinde yapılan aramada da FETÖ üyeliğinin kanıtlarından kabul edilen 1 ABD doları bulundu.

Ömer Faruk Harmancık’a 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine ilişkin “çatı” davada, eski tuğamiral Ömer Faruk Harmancık’a 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen 224 sanıklı Genelkurmay çatı davasında karar açıklandı.

Sanıklar arasında yer alan eski tuğamiral Ömer Faruk Harmancık 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Harmancık’ı “anayasayı ihlal” ve “Cumhurbaşkanına suikast” suçundan birer kez, şehit olan 139 kişiye ilişkin “kasten öldürme” suçundan da 139 kez olmak üzere toplam 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etti.

Darbe girişimine yönelik hazırlıklar kapsamında 6-7-8-9 Temmuz’da Ankara Konutkent’te örgütün firari imamı Adil Öksüz başkanlığında yapılan toplantıya, suç tarihinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı olarak görev yapan Harmancık’ın da katıldığı belirlenmişti.

Harmancık’ın, Deniz Kuvvetlerinin darbe planı içindeki organizasyonunu, sevk ve idaresini yapan ekibin içinde bulunduğu, olay günü görevli olmamasına rağmen darbe girişimi kapsamındaki hava harekatının merkezi olan Akıncı Üssü’ne geldiği ve kendisine darbe faaliyetlerinde kullanılmak üzere verilen telefonla darbe girişimine yönelik görüşmeler yaptığı ortaya çıkmıştı.

Ömer Faruk Harmancık ayrıca, derdest edilerek Genelkurmay Karargahı’ndan Akıncı Üssü’ne getirilen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ı, Mehmet Dişli, Kubilay Selçuk ve Hakan Evrim ile birlikte darbe girişiminin başına geçmesi için ikna etmeye çalışmıştı.

Sivillere ateş eden konsey üyesine 141 kez ağırlaştırılmış müebbet

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimi sırasında Genelkurmay’da sivillere ateş eden sözde “yurtta sulh konseyi” üyesi eski tuğamiral Sinan Sürer, 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen 224 sanıklı Genelkurmay çatı davasında karar açıklandı.

FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Genelkurmay’da sivillere ateş eden sözde “yurtta sulh konseyi” üyesi eski tuğamiral Sinan Sürer, 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum edildi.

Darbe girişimi sırasında Genelkurmay 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı olarak görev yapan eski tuğamiral Sinan Sürer de Adil Öksüz liderliğinde Konutkent’teki villada yapılan darbe planlaması toplantılarına katıldı.

Sürer’e toplantıda, Mehmet Partigöç, Orhan Yıkılkan ve Ramazan Güzel ile Genelkurmay karargahını yönetme ve Akıncı Üssü ile irtibatı sağlama görevi verildi.

Sürer, olay günü yıllık izinde olmasına rağmen, darbe saatinin erkene alınması üzerine sivil kıyafetleriyle karargaha geldi. Karargahı işgal eden FETÖ’cülerle durum değerlendirmesi yapan Sürer, daha sonra, Türkiye’nin yurt dışında bulunan tüm askeri ataşelerinin kayıtlı olduğu “Ataşeler” adlı WhatsApp grubuna, “Arkadaşlar TSK yönetime el koymuştur. Bunu tüm muhataplarına derhal iletin.” diye yazdı.

Mesajı ilettiği eski tuğgeneral Mehmet Partigöç’ün “Washington ataşesi Tuğgeneral Yavuz Çelik’i ara, onun muhakkak haberi olsun ki Amerikalılara bildirsin.” emrini alan Sürer, Çelik’i WhatsApp üzerinden arayarak emri iletti.

Sürer, hain darbe girişimine uluslararası alanda meşruiyet kazandırmak için başta Washington ve Moskova’da olmak üzere birçok askeri ataşeye, muhataplarına darbenin emir komuta zinciri içinde olduğunu anlatmaları emrini verdi.

Darbe girişimine karşı demokrasiyi savunmak üzere Genelkurmay Başkanlığı önünde toplanan ve ilerleyen saatlerde karargaha da giren vatandaşlara kurşun sıkanlar arasında bulunan Sinan Sürer, yaralı bir vatandaşı da tekmeledi.

Sürer, darbe başarısız olduktan sonra güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. İlk ifadesinde emir subayının kendisini arayarak Genelkurmay karargahına terör saldırısı olduğunu söylediğini, bu nedenle karargaha gittiğini savunan Sürer, kimseye karşı silah kullanmadığı ve darbecilerle birlikte olmadığı yalanına başvurdu.

FETÖ’nün haberleşme uygulaması ByLock’u 2014’ten itibaren kullandığı belirlenen Sürer, mahkeme huzurunda da inkardan vazgeçmedi.

Sürer’e, yargılandığı sırada, Genelkurmay koridorlarında silahla ateş ettiği görüntüler gösterildi ve burada bir sivilin yaralandığına işaret edildi.

Sürer, “Ben onu görmedim. Kaos ortamı vardı. Bu görüntüyü ilk kez görüyorum. Elimdeki silah değil, cep telefonudur.” dedi. Elindekinin silah olduğunun belirtilmesinin ardından ise Sürer, “Olabilir. Cep telefonuna benzetmiş olabilirim. İkisi de aynı renkte. Tamam tabanca, ilk etapta telefon gibi geldi.” şeklinde konuştu.

Sürer, sivillere ateş ettiği suçlamasını reddederek, “silahı sadece korunma amacıyla tuttuğunu” öne sürdü.

Mehmet Dişli’ye 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası

Fetullahçı Terör Örgütünün (FETÖ) darbe girişimini yöneten sözde “yurtta sulh konseyi” üyesi eski tümgeneral Mehmet Dişli’ye, 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesince Sincan Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü’nde görülen 224 sanıklı Genelkurmay çatı davasında karar açıklandı.

Sanıklar arasında yer alan sözde “yurtta sulh konseyi” üyesi eski tümgeneral Mehmet Dişli, 141 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Dişli, FETÖ’nün hain darbe girişimine kadar tümgeneral rütbesiyle Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Dairesi Başkanıydı.

Darbe girişiminden önce Genelkurmay karargahındaki odasında eski albay Orhan Yıkılkan ve eski yarbay Levent Türkkan’la darbe girişimine yönelik plan yapan Dişli, toplantıda darbe girişimi sırasında Hulusi Akar’la görüşeceğini ve darbe faaliyetinin başına geçmesini isteyeceğini söyledi. Akar’ın kabul etmesi durumunda Genelkurmay 2. Başkanının da Akın Öztürk olacağını dile getirdi.

Toplantıda, gece yarısı saat 03.00’te başlayacak darbe eylemleri için saat 02.30’da Genelkurmay Başkanının konutunda buluşulması kararlaştırıldı.

15 Temmuz akşamı saat 20.07’de karargahtan ayrılarak evine giden Dişli, darbe girişiminin öne çekilmesi üzerine, Akar’ın başdanışmanı Orhan Yıkılkan’ın telefonunun ardından saat 20.46’da şahsi aracıyla karargaha döndü. Yanına tabanca ve 2 bin 650 ABD doları alan Dişli, kapılardan yaka kartını okutmadan geçerek, komutanlık makamına çıktı.

Dişli, karargahtaki FETÖ mensubu askerlerle yüz yüze görüşmeler yaptıktan sonra Genelkurmay Başkanı Akar’ın makamına girdi. Masasında çalışan Akar’ın karşısındaki sandalyelerden birine oturan Dişli, önceden yazdığı notları çıkartıp, “Komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı. Biraz sonra göreceksiniz.” dedi.

Akar, bunun üzerine Dişli’ye “Ne diyorsun ulan sen? Ne operasyonu? Sen manyak mısın? Sakın ha” şeklinde tepki gösterdi. Akar’ı, ihanet girişiminin başına geçmesi için ikna edememesi üzerine Dişli, makam odası dışında bekleyen ekibe müdahale emri verdi.

Odaya giren Özel Kalem Müdürü Ramazan Gözel, eski albay Orhan Yıkılkan, emir subayı eski yarbay Levent Türkkan, emir subayı yardımcısı eski yüzbaşı Serdar Tekin ve eski astsubay Abdullah Erdoğan, Akar’ı derdest etti. Bu esnada Türkkan, Orgeneral Akar’a silah doğrulttu.

Kelepçelenen Akar, daha sonra Dişli’nin de bulunduğu helikopterle Akıncı Üssü’ne götürüldü.

Orgeneral Akar’ı üste kapatıldığı odada göz hapsine alan Dişli, ara sıra koridora çıkıp, Genelkurmay karargahındaki darbecileri telefonla arayarak gelişmeler hakkında bilgi aldı.

Darbe teşebbüsünün başarısızlığa uğrayacağının anlaşılması üzerine ümitleri tükenen FETÖ mensubu askerler, Akar’ı serbest bırakmak zorunda kaldı. Bunu fırsat bilen Dişli de Akar’la aynı helikoptere binerek, Çankaya Köşkü’ne gitti. Başbakan Binali Yıldırım’la görüşmeye giden Akar’ın, güvenlik görevlilerine gece boyunca şüpheli hareketler sergilediğini bildirdiği Dişli gözaltına alındı.

Dişli, ilk ifadesinde, olay günü çalışmalarına ilişkin bilgi sunmak üzere Akar’ın makamına gittiğini, darbecilerle birlikte hareket etmediğini, yanında tabancasının bulunmadığını iddia ederek, “Bana, ‘Sana güvenir, sen ikna edersin, yoksa ikinizi de paketleyip götüreceğiz’ dediler. Bana uçakların havada olduğunu, sıkıyönetim emrinin yayımlandığını söylediler. Bütün komutanların bunun içinde olduğunu söylediler. ‘Olmayanları şu anda alıyoruz. Zaten tutuklanıyorlar’ dediler. Beni, komutanın (Orgeneral Akar) odasına soktular.” beyanında bulundu.

Akar ile helikoptere bindirilerek Akıncı Üssü’ne götürüldüğünü ileri süren Dişli, mağdur olduğunu iddia etti.

Dişli’nin 15-16 Temmuz gecesi diğer darbeciler Orhan Yıkılkan, Doğan Öztürk, Ramazan Gözel, Bünyamin Tuner, Tahsin Kaya ve Levent Türkkan ile birçok kez telefonda görüştüğü belirlendi.

Savcılar, karargahta yaptıkları aramalarda Dişli’nin çantasını odasında değil, komuta katıyla aynı katta olan Genel Sekreterlik İdare Şubesinin yanındaki büyük yazıcının alt tarafında gizlenmiş olarak buldu. İfadesinin aksine tabanca ve 2 bin 650 dolar da çantadan çıktı.

Komuta katına silahla girilemeyeceğini bilmesine rağmen tabancasıyla komuta katına kadar giren Dişli, inkar ve yalanlarını mahkemede de sürdürdü.

Dişli, mahkeme huzurunda, Akar’ın makam odasına girerek, “Komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz” ifadelerinin, “Komutana arz için odasının önünde beklediği sırada başına silah dayayan sivil giyimli iki kişi tarafından kendisine dikte edildiği” yönünde savunma yaptı.

Mehmet Dişli’nin beyanı şöyleydi:

“Bunlar iki kişiydiler, sivil giyimliydiler, uzun namlulu bir silahtı. Birinin üzerinde siyah hücum yeleği veya çelik yelek türü bir şey vardı. Beni yan tarafa bir yere çektiler. Burada önüme iki üç kart ve bir kalem koyup, ‘Komutana bunları arz edeceksiniz’ diye bana birtakım şeyleri dikte ettiler. Silahlı kuvvetler duruma el koydu, yurtta sulh konseyi kuruldu… Biri bir şey söylüyor, diğeri bir şey söylüyor. İşte yurtta sulh konseyi kuruldu, birazdan konsey üyeleri buraya gelecek, canlı yayın olacak, Sayın Cumhurbaşkanı yakalanmış olacak. Ellerinde WhatsApp gibi bir şey vardı, buradan göstereceğiz, komutan da bizimle olsun falan…”

“Akar’ın kendisini yanlış anladığını” savunan Dişli, “Sayın Genelkurmay Başkanı ile aynı akıbete uğrayarak, kendi iradem dışında silahlı tehditle Akıncı Üssü’ne götürüldüm.” iddiasında bulundu.

Dişli, “Orgeneral Akar’ın odasına yalnız girdiğini” belirtmesi üzerine kendisine yöneltilen, “Nasıl olsa yanınızda kimse yok. ‘Komutanım, dışarıda silahlı iki kişi bana bunları yazdırdı, tehdit ettiler, böyle bir şeyden bahsediyorlar’ demediniz mi?” sorusuna karşılık, “O şokun etkisindeyiz. Genelkurmay Başkanının makamına 2 metre mesafede başıma bu iş geldi. O an hangi sırayla ne söylediğimi hatırlamıyorum.” şeklinde savunma yaptı.

Mehmet Dişli, söz konusu iki kişiyi tekrar görmediğini de öne sürdü.

İlgili Haberler

ÇOK OKUNANLAR

YAZARLAR