• Günay Güner | Bülent Kerimoğlu ne mesaj verdi?

    Günay Güner yazdı…

    Cumhuriyet gazetesinin 24 Nisan 2019’deki sayısında Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu’nun, “Bu Saldırıları ‘Hak’ Etti” başlıklı bir yazısı yayımlandı. Şaşırtıcı, merak uyandırıcı bir başlık. Gazeteciler de bazen böyle başlıkları atmayı severler. Ne ki bu satırların yazarı ben, içeriğin ne olduğunu hemen sezmeye başladım. Başlamasına başladım ama bu kadarını doğrusu beklemiyordum. Günümüzde moda ya, Sayın Bülent Kerimoğlu ne mesaj verdi, diye düşünmeden edemedim. Seçmen mesaj veriyorsa, Kerimoğlu da mesaj vermiştir.

    Sayın Kerimoğlu olayı fırsata çevirmeye çalışmış. Olay nedir? Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na, şehidimizin cenaze törenine katılmak için gittiği Ankara’nın Çubuk ilçesinde yapılan, planlı ve çok daha yakıcı sonuçlanabilme olasılığı yüksek (ki bereket, böyle olmamıştır) saldırıdır. Saldırının sorumlularını her kesimden aydınlanmacılar olarak kınadık. Günümüzde bir moda daha var: Olayla ilgisiz yerlere çatmak, hedefe oraları koymak. Kerimoğlu yazısının başından sonuna, saldırıyı yapanlara en ufak eleştiri bile yöneltmediği gibi, Kılıçdaroğlu güzellemesiyle de yetinmiyor, bugüne değin Kılıçdaroğlu’nun siyasetini eleştiren kesimlere sürekli biçimde çatmayı yeğliyor; o kesimlerin eleştirilerinin iflasını, Kılıçdaroğlu siyasetinin doğruluğunu ilan ediyor. Bakalım gerçek öyle mi? (Çevirmeye çabalanan “fırsat”ın ne olduğunun yanıtını siz Sayın Okura bırakıyorum.)

    Belirtelim: Neden ayrı kesimlere gittiğin değil, neyinle, ne olarak gittiğin önemlidir. Giderken dönüşüyor, değişiyor, aynılaşıyorsan en büyük siyasi tehlikeyi oluşturuyorsun, demektir. Gidilen kesimler arasında Atatürkçülerin bulunmadığını da vurgulayalım! Onlara açıklanacak bir konu yokmuş demek ki.

    Zaten Kerimoğlu’nun satırlarında CHP’nin Atatürkçü, aydınlanmacı tabanı (tümü olumsuz anlamda) “…kendi mahallesi”, “laik”, “seküler”, “CHP tabanı” sözcükleriyle dillendirilmiş. Ona göre Kılıçdaroğlu siyasetine karşı tüm eleştiriler “acımasız” sözcüğüyle belirlenmiş ve yargılanmış.

    İşin, Kerimoğlu’nun yazısı gibi bir yazı neden yazılır, sorusu bir yana, yine yazının tümü yanıtını da içinde gizliyor. Kerimoğlu tek tek açıklamış. Ne yazmış? Bölümleri alarak hemen altına düşüncemizi açıklayalım. Aslında bu tipik yazı CHP’nin itiraf yazanağı adeta. Bu nedenle yanıtlama gereksinimi duyduk.

    “Merdiven altı, sigortasız, güvencesiz çalışan yoksul türbanlı gençlerin emeği, acımasızca sömürülürken türban üzerinden oy ve siyaset devşiren AKP’nin siyasi istismarına son verdi. İlk kez muhafazakârlara, özgürlükçü ve demokrat kişiliği ile ‘sizi anlıyorum’ derken kendi mahallesinden laik-seküler- kentli burjuvazinin ve CHP tabanının ağır saldırısına maruz kaldı.”

    O türbanlı insanların emeklerinin sömürüldüğü gerçeği ile türbanın arkasındaki sömürü ve kirli siyaset birlikte anlatılamaz mıydı? Bugün anaokulu çağındaki çocukların başlarının türbana sokulduğu görülmekteyken, “Bunda benim de sorumluluğum var” duyunç sızısı yüreklerden hiç mi geçmez?..

    “Silahla arasına mesafe koyan Kürt siyasetini ve seçmenini eşitlikçi ve demokrat tutumuyla kazanmaya çalıştı. Birey hak ve özgürlükleri temelinde çözüm adresinin, ancak hukuka bağlı kalarak TBMM’de olabileceğini ısrarla ifade ederken birçok çevrede haksız eleştirilere ve saldırılara uğradı. Hatta PKK’nin açık hedefi oldu.”

    Sanırım Kerimoğlu’yla aynı ülkede yaşamıyoruz. Parti disiplini diye an gelip haykıranlar, bir partinin yaşamsal konular üzerine ne tür metinler kaleme alıp duyuracağını, eleştirisinin nasıl olacağını bilirler. En azından öyle varsayıyoruz. Bu bağlamda CHP’nin şöyle dişe dokunur, tarihsel değerde bir PKK ve ABD-AB eleştiri bildirisini anımsamıyoruz, bilmiyoruz. Sade suya tirit! Silahla arasına mesafe koyan Kürt seçmeni kazanmak böyle mi olur?

    “2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bizlerin de şiddetle karşı çıktığı Ekmeleddin İhsanoğlu ısrarı ile milliyetçi ve muhafazakârlarla ilk teması her türlü eleştiriye ve maksadını aşan saldırılara rağmen gerçekleştirdi.

    16 Nisan referandumunda çoğulcu demokrasi, güçler ayrılığı, parlamenter rejim için kararlı adımlar atarken, aynı kaygıları duyan modern muhafazakârlarla duygu ve akıl yakınlığı oluşturdu.”

    Sn. Kerimoğlu Ekmeleddin İhsanoğlu dayatmasına zamanında “şiddetle karşı çıkmış,” şimdi çok yarar sağladığını görüyormuş. Milliyetçi ve muhafazakârlarla temas! Adeta üçüncü türden karşılaşma. Çok affedersiniz ama milliyetçi muhafazakârlar uzaylı değiller. Çok tanıdıklar. Kerimoğlu’nun deyişiyle “bizim mahalle”den olmadıklarını, neyi muhafaza ettiklerini onyıllardır biliyoruz. Biliyoruz da “aynı kaygıları duyan modern muhafazakârlarla duygu ve akıl yakınlığı” bölümünü bir türlü çıkaramadık. Aydınlanmacı CHP tabanı tu kaka, olmayan bir kesime ise “modern muhafazakâr” adını koyarak şirinlik. Duygu ve akıl yakınlığı ise ayrı gariplik. Kendi adıma çok utandım. Bunca yıldır iyi kötü okuduğumu, araştırdığımı sanırdım, ne bu modernlerden ne akıllılarından, duygulularından haberim var. Yazık onca emeğime.

    “CHP’nin önceki kadrolarının defalarca denediği partiyi büyütmek için sağdan adam devşirme işini birkaç istisna dışında hızla terk etti. Sağdan adam devşirmek yerine, sağda güçlü bir merkez partinin siyaset alanında yer edinebilmesi için demokrat kişiliğinin de gereği olarak İYİ Parti’nin seçimlere katılabilmesi için destek oldu. Yeni siyaset dengesi oluşturdu.”

    CHP başka parti kurtarma ihalelerini aldı da haberimiz mi yok. Çünkü daha önce de HDP, CHP kurmaylarından bile oy alıyordu. Silivri, Hasdal kapılarında pek de göremediğimiz yönetim, demokrasi aşkıyla, Öcalan sevdalılarına kol kanat durumları… İYİ Parti deneyimini ben de akıllıca buluyor, ayırıyorum. Ne ki çok ender yapılması gerekecek uygulamalardır bunlar. Peki asıl soruyu soralım: Mehmet Bekaroğlu’nu olmadık yöntemlerle yönetime hangi siyaset aldı? Abdullatif Şener dürüst insan! Çalmamış. İyi de insan zaten dürüst olur. Siyasi parti disiplinine, AKP kurucusunu milletvekili yapmak uyar mı? Ayrıca vurgulamalıyım ki “Ben dünyanın en dürüst sayılı insanından biriyim.” (Araya reklam aldık, n’eyse.)

    “En önemlisi CHP tabanını asla kabul edemeyeceği daha hafızalarda tazeliğini koruyan Madımak trajedisinin tanıklarından Temel Karamollaoğlu’nu da bilge adama, sempatiye dönüştürdü. Kin, nefret, rövanşist anlayıştan uzak; hümanist bir aydın tavrı nedeniyle birçok kişi ve kurumun acımasızca eleştirilerinin hedefi oldu. Milliyetçi, muhafazakârlardan sonra kent yoksullarıyla da temas sağladı, kapıyı araladı. Attığı tüm bu adımların sonrasında Türkiye siyasetinde asla bir araya gelemez denen laik sekülerle muhafazakârları, Kürtlerle milliyetçileri, burjuvazi ile kent yoksullarını bir araya getirmeyi başardı.”

    Bu yanlış sözlere “hümanist” sözcüğünü sos etmek nasıl iştir? Yineliyoruz: Aydınlanmacı duyarlığı yüksek CHP tabanı itici, Sivas Kıyımı baş aktörlerinden Temel Karamollaoğlu bilge ve sempatik. Bunu yapan kim? Hümanist Kemal Kılıçdaroğlu! Bir araya gelmezleri bir araya getiren üstün insan!

    Sayın Kerimoğlu yaşamda bir araya gelmezler mutlaka vardır. Böyle çabalar felsefede bir bölümüyle “absurd” kavramıyla karşılanır.

    Bu yaklaşımla Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı nasıl eleştirecek, nasıl kınayacaksınız? Bu çok önemli bir sorudur.

    “500 km. yol yürürken attığı her adımda ‘Hak, Hukuk, Adalet’ çağrısıyla dünya siyaset tarihinin en önemli muhalif eylemlerinden birine öncülük etti. Partililerin önünde kendini alkışlatmak yerine her türlü siyasi riski ve saldırıyı göz önüne alarak Cumhuriyet Halk Partisi’ne hiç oy vermemiş gruplara gitmeyi tercih etti. Başlattığı yürüyüş İskenderun Körfezi’nden Enez Hattı’na kadar tüm sahili, Ankara’yı ve İstanbul’u da kazanarak devam etti.

    Türkiye’de bir dönemin sonunu, bir başlangıcın önünü açarken bu günleri ilmek ilmek bir hesap uzmanı titizliği ile ördü. Günü değil geleceği kurtaran bir siyasi lider olarak bu saldırıları fazlasıyla ‘hak’ etti.”

    Sayın Kerimoğlu, Sayın Kılıçdaroğlu’nun o yürüyüşünün konusunu, milletvekilinin haksız yere tutuklu yargılanmasına tepki olarak duyurduğunu, yürüyüş sonunda yaptığı miting konuşmasında ise çalınan oylarımızı kaçıncı önem sırasında dillendirdiğini çok açık anımsıyorum. Siz anımsamıyor musunuz?

    Ayrıca CHP’nin kıyı şeridini, Ankara’yı, İstanbul’u… (bıçak sırtı) kazanması CHP yönetiminin başarısından çok halkın yaşananlara “Yeter artık” deyişinin sonucu olmasın. Basit mantık yürütüyorum, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ve ekibinin direnci olmasaydı, oylar tersine çevrilip, teslim olunur muydu olunmaz mıydı? Kesin yanıt vermek hayli zor. Çünkü kısa süre öncesinde yaşanmış örneği var. Hayır oyları evete dönüştürüldü: Adam kazandı! Son seçimlerde de “Daha dindarım”, “Daha kimlikçiyim”den ayrı bir siyaset görmedik. Önceki dönemin aynı. Öyleyse şimdi neden görece başarı sağlandı? Çünkü halkın canına tak etti. Halk kendi geleceğini eline alıyor. Olaylara birden çok bakış gerekir.

    Kılıçdaroğlu bugünleri ilmek ilmek ördüyse çok doğru yapmamış. Hiç iyi işi yok demiyoruz kuşkusuz. Zaten liderler tüm işleri kötü yapmak için gelmezler. İyi yaptıkları için gönül borcumuzu sunuyoruz.

    Sayın Kerimoğlu başarılı, alanına büyük emek vermiş hekimimiz. Siyasi dilin ayrıntılarını kaçırmış olabilir. Hele de ikinci cumhuriyetçilerin sakız ettiği “seküler” ve benzeri sözcükleri hiç salık vermem. Hekimlik siyasetle ölçülemeyecek denli saygındır. İnsana doyum sağlayıcıdır.

    Ricamız, siyaset yapabilirler, propaganda yapabilirler ama ölçülü, bizim usumuzu hesaba katarak…