• Haldun Dormen: İmamoğlu ile umudum arttı

    Haldun Dormen yaklaşık 75 yıldır sahnede. Sahneden hiç inmeyen sanatçı bu aralar Beyoğlu’nun tarihini anlatan bir de kitap yazıyor. ‘Umudumu hiç bir zaman’ yitirmedim diyen sanatçı, ‘Her Şey Çok Güzel Olacak’ diyor ve ekliyor, ‘İmamoğlu ile umudum daha da arttı.’

    Sanatçı Haldun Dormen, Cumhuriyet’ten Öznur Oğraş Çolak’ın sorularını yanıtladı.

    Nişantaşı’nda tarih kokan bir apartmandan içeri giriyoruz. 1940 yılında inşa edilen apartmanın girişindeki kırmızı halıdan asansöre doğru ilerliyoruz. Asansöre biniyoruz, ahşap kapıları kapatıyoruz ve yolculuk başlıyor. Kapı açılıyor, bir ses “lütfen koridora doğru geliniz, biraz uzun bir koridor” diyor ve gülüyor.

    Haldun Dormen’in evindeyiz. 91 yaşındaki sanatçı yaklaşık 75 yıldır sahnede… Oyun yazarı, yönetmen, oyuncu ve öğretmen… Hiç bitmeyen bir enerjiye sahip… Sanatçı bu aralar üç oyunda oynuyor ve Beyoğlu’nun tarihini anlattığı bir kitap yazıyor. Kibar, dikkatli ama bir o kadar da samimi bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Dormen ile bugünün gençlerini, tiyatroyu, Beyoğlu’nu ve Ekrem İmamoğlu’nu konuştuk.

    Neler yapıyorsunuz bu aralar?

    Bir tanesi Almanya’da olmak üzere dört oyunda oynuyorum. Almanya geçen hafta bitti, üç oyun var. Eskişehir’e “Kibarlık Budalası” ile gittik. Şimdi sıra Ankara ve İzmir’de. Van’a da “Bir Zamanlar Gazinoda” adlı oyun ile gideceğiz. Durmak yok, yaklaşık 60 yıldır ders veriyorum, 30 tane müzikal öğrencisi talebem var.

    “Kibarlık Budalası” yanılmıyorsam yaklaşık 600. kez sahnede. Nedir bu oyunu bu kadar canlı tutan.

    Evet çok sevildi ülkemizde, seviliyor da. Ben şaşırıyorum, Moliere’in Fransa’dan başka bir ülkede bu kadar uzun oynanması görülmemiş bir şey. Fransızlar bununla hiç ama hiç ilgilenmediler. Ben ona da şaşırıyorum. Moliere büyük bir deha tabii, zamanında yazdığı oyunlar bugün de geçerli, bütün düşünceleri geçerli. Ben de oyunda ben de zengin olmak isteyen birisini canlandırıyorum, parası var ama başka hiçbir şeyi yok.

    Tiyatroda neden hep komedi tercih ediyorsunuz?

    Ben insanları mutlu etmekten büyük keyif alıyorum, hem onları mutlu ediyorum, hem kendim seyirci mutlu olunca, mutlu oluyorum. Aslında şu anda çok da severek oynadığım diğer bir oyunumda “Küllerin Arasında” bir dram, eski bir aktörü oynuyorum.

    Şu anda bir kitap yazıyorsunuz, Beyoğlu’nu anlatan, Ekrem İmamoğlu da Muammer Karaca Tiyatrosu’nu yenileceğini açıkladı yakın zaman da, ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bir de gündemde seçim var yine tabii.

    Müthiş bir haber. Çok sevindim. Biz de ondan böyle şeyler bekliyoruz. Ben de söyliyeyim: “Her Şey Çok Güzel Olacak”

    Bir de dikkatimi çekiyor muazzam bir fışkırma var Türk Tiyatrosu’nda. Pek umutlu ve güzel günler yaşamıyoruz aslında. Acaba güzel günler yaşamadığımız için mi bu kadar fışkırma var bilemiyorum. En büyük müzikaller o dönem İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşandı, halkın dikkatini başka tarafa çekmek için, halkı rahatlatmak için.

    Geçmişteki Beyoğlu ile bugünkü Beyoğlu’nu değerlendirin desem…

    Bugünü görünce, düşününce ve eski Beyoğlu’nu yazdıkça içime fenalık geliyor. Cumartesi, pazarları Kadıköy’den seyirci gelirdi. Çünkü Kadıköy’de tiyatro yoktu. Bir oyuna gelen o oyunda yer bulamazsa, başka bir oyuna giderdi. Onları yaşadım. Bunları hatırladıkça bugünkü Beyoğlu’nun zavallılığı beni çok rahatsız ediyor. Her yerde Arap müzikleri, Arap dükkânları… Tiyatrolar kapandı, sinemalar kapandı. Her şey seks filmlerinin gösterilmesiyle başladı bence… 70’lerin sonunda seks filmleri gösterilmeye başlandı, ondan sonra kalite düşmeye başladı. İnsanlar tiyatroya değil, sinemaya gitmeye başladı. Ferhan Şensoy hâlâ direniyor tek başına ve onu çok takdir ediyorum. Ama yine de İstanbul’u seviyorum her şeye rağmen.

    Siz hep mutlusunuz, umutlusunuz…

    Evet, ben umudunu hiç yitirmeyen bir insanım, İmamoğlu’nun o konuşması benim çok hoşuma gitti… Öğrencilerime de, aileme de, çevremdeki insanlara da hep söylerim; ne olursa olsun umudunuzu yitirmeyin… Bizim işimiz garip bir iş, büyük bir şekilde kazanabiliriz, ama büyük bir şekilde düşe de biliriz. Ama hiçbir zaman umudu yitirmemek, her zaman umut güneşine doğru koşmak lazım. Ben umudumu hiç yitirmediğim için buralara kadar gelebildim. Ne olursanız, kim olursanız olun, hangi mesleği yaparsanız yapın umudunuzu yitirmeyin. Hem Türkiye için, hem kendimiz için.

    Ders verdiğiniz için gençlerle hep bir aradasınız? Bugünün gençliğini nasıl buluyorsunuz?

    Geçmişteki gençlerle bugünün gençleri arasında çok büyük farklılıklar var. Evet çok şeye açıklar ama telefon diye bir şey çıktı ortaya ve bu sosyal hayatımızı mahvetti. Artık arkadaşlarla konuşmak, aileyle konuşmak çok nadir bir şey olmaya başladı. Evet telefonlardan çok şey öğreniyorlar belki ama insanlardan bir şey öğrenmiyorlar. Bu durum beni üzüyor ve maalesef o telefonlar gün geçtikçe daha büyük canavarlar haline geliyor.

    ‘KİMSENİN SANSÜR UYGULAMAYA HAKKI YOK’

    Siz bir açıklamanızda “Tiyatroda sansür yok” demiştiniz. Siz hiç sansür ile karşı karşıya kaldınız mı?

    Ben sansürden hiçbir zaman etkilenmedim ama belki o tip oyunlar seçmediğim içindir. 1960’larda sansür korkusu daha çoktu, kitaplarımızı sakladığımız zamanlar da oldu.

    Peki sizce tiyatroda sansür yok mu?

    Var tabii, mesela bir adam isterse oyunu durdurabiliyor Anadolu’da. Eleştirilebilir, ama sansür uygulamaya kimsenin hakkı yok. Hep diyorum ya ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim. Ama şimdi İmamoğlu ile beraber umudum daha da arttı.

    NİLGÜN BELGÜN İLE KARŞILAŞMAK İSTEMİYORUM

    “Hayat Varsa Sanat Var” klibinde siz de yer aldınız o zaman gazetemizde hazırladığmız haberde sizin de görüşünüze yer vermiştik. Tıpkı diğer sanatçılar gibi siz de haberiniz olmadığını söylemiştiniz? Hatta siz “Nilgün’ün kurbanı olduk” açıklamasını yapmıştınız? O günden sonra Belgün ile konuştunuz mu? Veya hiç karşılaştınız mı?
    Hayır, karşılaşmak istemiyorum. Nilgün benim çok yakın dostumdu. Hatta oynadığım oyunda “Nilgün Belgün’den telgraf gelmiş çok severim o kızı” diye lafım vardı. O günden sonra değiştirdim, şimdi Sezen Aksu diyorum. Bizi aradı, “Müzikal yapacağım oynar mısın?” dedi. Ben de tamam senin için oynarım dedim. Herkes Nilgün Belgün’ün kendi projesi zannetti, ona destek olmak için evet dedik. Sonra herkes gerçeği gördü. Cumhurbaşkanlığı projesiymiş. Telefonlara gönderdik falan dediler. Benim telefonum akıllı telefon bile değil.
    Geçti gitti, sonra bu da olur dedim napayım, her şeyin üzerinde o kadar dursam bu yaşa kadar gelemezdim.