• Genellikle tarih diye bildiğimiz hükümdarların ve savaşların tarihidir. Tarih sıradan insanlar için hiç de kolay olmamış, barışta vergi vermek için çalıştırılmış, savaşta kutsal ilan edilen hükümdar için ön cepheye sürülmüş, çoğu zaman kaçak ve hain ilan edilmiş, kısa süren hayatları; göçler, açlık, hastalık ve çeşitli korkularla geçmiştir. Yönetenler ve onların yardakçıları ganimetleri paylaştılar, halklara düşen ise imparatora itaat etmek ve yaşamak için köle gibi çalışmak oldu.

    Bu makalede, çeşitli gizemli gelenekler içinde halk kitlelerinin egemen despotlar tarafından nasıl manipüle edildiği üzerinde duruyoruz. Eski Yunan’dan günümüze çeşitli despot yönetim dönemleri içinde halk kesitlerini sahneye taşıyacağız.

    İnsanlığın evrimi konusunda, Marx beş aşamalı bir bakış ortaya koymuştu;

    (1) Vahşet ve konar-göçer yaşam (İlkel toplum),

    (2) Kölelik,

    (3) Esirlik (Feodalite),

    (4) Ücretlilik (Kapitalizm),

    (5) Serbestlik ve Özgürlük.(Sosyalizm)

     

    Marx’ın bahsettiği özgürlük, Komünizmle gelmedi çünkü bu tür rejimler de kendi imtiyazlı sınıflarını yarattı. Öte yandan, tarihte her zaman sınıf çatışması olmadı. Örneğin Eski Yunan, Roma ve Kapitalist çağda yönetici ya da hüküm süren sınıf ekonomik sınıf olarak da büyük ölçüde devlet merkezli güç kaynaklarını tekeline almıştı.

    Eski Yunan (Atina’da) sosyal tabakalaşmayı;

    (1) ‘Eupatridea’ denen aristokratlarla,

    (2) ‘Thet’ denen halk sınıfı,

    (3) ‘Metoikos’ (metek) adı verilen yabancılar ve

    (4) ‘Köle’ sınıfı oluşturmaktaydı.

    Roma İmparatorluğu’nun şu sınıflardan oluştuğunu görüyoruz; (1) Vatandaşlar, (2) Sığıntılar (vatandaşlık hakkı olmayanlar), (3) Köleler. Vatandaşlarda kendi aralarında üç sınıfa ayrılmıştı;

    (a) Patrisyenler (Patricius);

    (b) Plebyen (Pleb);

    (c) Hizmetkâr (Client);

    Geç Ortaçağ dönemi (Abbasiler’de) İslam kenti şu katmanlardan oluşmaktaydı;

    (1) Yönetici elit (el-hassa),

    (2) Ekabiran (meslek kollarının ve yerel cemaatlerin ileri gelenleri; el-ayan ile tacirlerin ileri gelenleri; el-nas),

    (3) Kentli sıradan insanlar; el-amme (esnaf, zanaatkâr ve küçük tacirler),

    (4) Yoksul emekçi olarak tanımlanabilecek dışlanmışlar; arazi ül-amme (sıradan insanların en aşağıları); ev baş ül-amme (ayak takımı olan cambazlar, güreşçiler, oyuncular, şarkıcılar, ölü yıkayıcılar, çöpçüler, fahişeler, hırsızlar vb.).

    Orta Çağ Avrupa’sının sosyal sınıfları şunlardı;

    (1) Asiller.

    (2) Rahipler.

    (3) Burjuvalar.

    (4) Köylüler.

    Osmanlı düzeninin sınıfsal yapısını genel olarak ikiye ayrılmaktadır; yönetenler/askeri sınıf ve yönetilenler/reaya. Reaya, üretici köylü ve esnafın yanı sıra tüccarlardan oluşuyordu. Kölelere gelince; en iyileri Afrika kökenli haremağası tarafından önce Saray için seçilir, geri kalanlar İstanbul’un Yanık Sütün (Çemberlitaş) yanındaki köle pazarında satılırlardı. Kadınlardan sadece siyah köleler satılır, beyaz olanları daha çok Çerkezistan ve Gürcistan’dan getirilirlerdi.

    Hint dini olan Hinduizm’de halkın ayrıldığı sınıflardan her birine kast denir. Belli başlı dört kast vardır;

    (1) Brahmanlar (rahip ve âlimler),

    (2) Kşatriya (prensler ve askerler),

    (3) Vaişya (tüccar, esnaf ve çiftçiler),

    (4) Sudra (işçiler ve sanatkârlar).

    Çin’de halk, sosyal, siyasi ve hukuki durumlarına göre;

    (1) Asiller (Şe’ler),

    (2) Köylüler (Nong) ve

    (3) Köleler olmak üzere üç zümreye ayrılmıştı.

    Bugünün halklarının sorunları geçmişten pek farklı değildir;

    – İmtiyazlı bir sınıfı daha çok koruyan, istismara açık bir devlet ve adalet düzeni,

    – Gittikçe zengini daha çok zengin, fakiri ise daha yoksul yapan bir ekonomik düzen,

    – Eğitim başta olmak üzere hayatın her alanında fırsat eşitsizliği, bunu besleyen rant ve yolsuzluklar,

    – Dünya düzeninde milliyetçilik ve din istismarı üzerine kurgulanmış açgözlü ve acımasız güç politikaları,

    – Eğitilerek ve algı yönetimi ile bilgisiz ya da cahil bırakılan insan kitleleri,

    – Devlet egemenliği ve toprak bütünlüğünün giderek işlevsiz hale gelmesi,

    – Toplumun temeli olan ailenin bunalımı ve kadınların zincirlerinin hala kırılamaması.

    Tarihte halkları ezenler büyük hayaller peşinde insanları barışta sömüren, savaşta kendisi için ölüme gönderen despot ve onun mafyatik devlet sistemleri olmuştur. Mesele, bugün de despotlardan ve gerçek adaletin olmadığı, yolsuzluklara batmış mafyatik (başarısız) devlet sistemlerinden kurtulmaktır.

    Makalenin geniş versiyonuna ve devamına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz;

    https://www.academia.edu/38656511/Halklar%C4%B1n_tarihi.