• Üç haftadır aklın özgürleşmesi sürecindeki edebiyat insanlarının kanlarıyla ödedikleri bedelleri konuştuk, ‘Edebiyat ve Özgürlük’ dedik… O söylediklerimde bilmem ki dikkatinizi çekti mi? Akıl, her zaman, din bezirgânlarına karşı kendisini savunmak zorunda bırakılmış ve zorlu süreçlerden geçerek özgürleşmeyi (yer yer) başarmıştı. Birinci Meşrutiyet’ten Milli Mücadele’ye evrilen süreç te de hep bu mücadelenin izleri vardı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı bu bilinci temelden güçlendirmişti. Bunun farkındaki karşı devrim odakları asla boş durmamışlar, her zaman bu kazanımları yok etmek için canhıraş çalışmış ve kinlerini hiçbir dönemde unutmayarak; her mecrada, her zaman takipçisi olmuşlardı.

    Yukarıdaki cümleyi kurmamın ve bu yazıyı düşünmemin nedeni; yeni kurulacak bir siyasi partinin önderlerine, yani eski yol arkadaşlarına seslenen ‘Başyüce’nin; “yolunuz yolunuzdur ama şunu unutmayın ki bu ümmeti parçalamaya hakkınız yok…” sözleridir. Onlar yurttaşlık yasası yapıldığı günden bugüne değin, Türkiye Halkı’nı birbirine yurttaşlık bağlarıyla bağlı insanlar olarak görmediler. Her zaman “ümmet” olarak değerlendirip buna göre davrandılar… Ve fakat ülkemiz yukarıdaki söyleme son 17 yılda da ulaşmadı elbette, öncesi ve daha da öncesi var.

    Bu yazıda sizlere;  akıl cebinizin kolayca çıkarılabilecek bölmesinde taşımanızı önereceğim bir “karşı devrim kronolojisi” sunmaya, bilgiler, tarihler aktarmaya çalışacağım. Elbette atladığım tarihsel duraklar olacaktır, boşlukları da sizlerin doldurmanızı dilerim. Ve unutmamanızı isterim ki; tarih numaralardan değil, getirip-götürdüklerinden ibarettir. İşte yakın tarihimizden kimi satır başları:

    1946’daki çok partili seçimlerin ardından 4 Şubat 1949’da iki “meczup” Meclis’te ezan okudu ve hiç bir şey olmamış gibi davranıldı. Ve kimi milletvekilleri, 15 Şubat 1949’da ilkokullarda isteğe bağlı din dersleri okutulmasını önerdi.

    1 Mart 1950’de Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına ilişkin 677 sayılı kararname yürürlükten kaldırıldı ve Türk büyüklerine ait olanlar ile sanatsal değer taşıyanlar Milli Eğitim Bakanlığınca halka açıldı. Açılan türbe sayısı ilk aşamada 19’du.

    12 Nisan 1950’de Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenaze töreni gericilerin gövde gösterisine dönüşüyor ve hemen ardından Başbakan Menderes, sadece “Millete mal olmuş inkılâplarımızı saklı tutacağız” diyerek irticaya ilk işareti veriyordu.

    Hemen ardından 16 Haziran 1950’de Ezanın Arapça okunması yasağı ile radyoda dini program yayınlaması yasağı kaldırılıyor, 21 Ekim 1950’de Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyordu.

    3 Aralık 1950; Arap harfleriyle eğitim yapmak için gizli yahut açık dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor, böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarının önü açılıyordu.

    1953’e gelindiğinde, Anadolu Köylüsünden ‘eşit yurttaş’ yaratma projesi olan Köy Enstitüleri, İlk öğretmen Okulları’na dönüştürülerek yok ediliyordu.

    1955’te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda milletvekillerine şöyle sesleniyordu: ” Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.” Ve 1956’da Konya’da halka hitap eden Menderes;  ortaokullara din dersleri konulacağını ‘müjdeliyor’ ve 13 Eylül 1956’da ortaokul ders programlarına seçmeli din dersleri konuyordu.

    19 Mayıs 1957’de Kayseri’de yine Menderes, “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500. yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini” söylüyordu.

    1957-1958 yıllarında liselere seçmeli din dersi kondu ve 1959’da din dersleri öğretmeni yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.

    26 Haziran 1965’de Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, “İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin” ‘müjdesini’ verdi. Ve Atatürk heykellerine karşı 15 Nisan 1966’da gerici saldırılar gerçekleşti.

    31 Mayıs 1966’da Kayseri’de halka konuşan Süleyman Demirel hedef saptırarak; “Bugün Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır” diyordu.

    17 Mayıs 1967’de İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor, 20 Ağustos 1967’de İzmir İslam Enstitüsü’nün temelleri Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyordu.

    Aralık 1967’de Meclis’te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor, 21 Şubat 1968’de Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, “Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır” diyordu.

    19 Şubat 1969’da Mehmet Şevki Eygi adlı bir zat, emperyalizmin fedailiğine soyunarak, 6. Filo’yu protesto eden yurtsever gençlerin üzerine “Amerika bizim Kâbe’miz, cihada hazır olun” sloganı ile dincileri saldırtıp o günün tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçmesini sağlıyordu. Ne yazık ki bu “Kanlı Pazar”ı yönetenlerin bir kısmı sonraki yıllarda Büyük Millet Meclisi ve kimi yüksek organlara gelerek Türkiye Cumhuriyeti’ni yönettiler…

    1 Ekim 1969’da Seçimlere bir gün kala, Adalet Partisi’nin “Kır Atlı Kuran” dağıttığı haberi basına yansıyor ve 26 Ocak 1974’de Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyordu.

    1974’de din kültürü ve ahlak dersi zorunlu kılınıyor ve 1975-1977 yılları içinde 147 imam hatip okulu açılıyordu. Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki 1978’de bu okullara 86 yeni imam hatip okulu daha ekleniyordu. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyordu elbette.

    21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı… Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye” sloganları yazılmış ve buna karşın Süleyman Demirel şöyle söylemişti: “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”

    12 Haziran 1979’da MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, şimdilerde adım adım gerçekleşen şu hedefleri imliyordu: “Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?”

    4 Temmuz 1980’de Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor, 58 kişi katledilirken başbakan Demirel “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın!” diyerek, aydınlanmanın kalesi denebilecek Fatsa’yı hedef gösteriyordu…

    -Dedimdi; söz uzun, haftaya devam edeceğiz…