• Yılları değişik olsa da aynı gün iki darbe… Birincisi 1974 tarihinde Kıbrıs’ta, ikincisi 2016 yılında Türkiye’de. Türkiye’deki darbeyi FETÖ’nün organize ettiğini herkes biliyor ve “15 Temmuz Şehitler ve Demokrasi Günü” olarak anılıyor.

    15 Temmuz 2016 darbesinin nasıl geliştiğinin, süren, bir kısmı da sonuçlanan davalar nedeni ile gizli bir tarafı kalmadı. Hatta, bu arada FETÖ’cülük iddiası ile işinden KHK ile atılan bazı kişilere yapılan haksızlık AKP’lilerce bile dile getirilmeye başlandı.

    Ancak çoğu kimsenin iç yüzünü bilmediği 1974 yılının 15 Temmuz’unda Kıbrıs’ta bir darbe yapılmıştı.

    15 Temmuz’da Başbakan Bülent Ecevit ve bazı bakanlar gazeteciler, askeri uçakla, Afyon’a gidiyoruz, oradan Kütahya’ya geçeceğiz.

    Gezinin amacı ABD’nin, Türkiye’de afyon üretiminin yasaklanması için yaptığı baskıyı anlatmak.

    Başbakan Bülent Ecevit Afyonlu ve Kütahyalı haşhaş üreticilerine, haşhaş ekimine yasak getirilmeyeceğini açıklayacak. Başbakan Afyon’da, “Halkçı Ecevit” sloganı ile kürsüye çıkıyor.

    Konuyla ilgisi nedeniyle koalisyon ortağı MSP’den Gıda Tarım Hayvancılık Bakanı Korkut Özal ve Turizm Tanıtma Bakanı Orhan Birgit de Ecevit’le birlikte…

    Ecevit konuşmasına henüz başlamıştı ki, yan yana durduğumuz Turizm Tanıtma Bakanı Orhan Birgit’e bir not geldi. Birgit notu okuyunca yüzünün şekli değişti.

    Konuşmasını sürdüren Ecevit’in yanına giden Birgit notu eline tutuşturdu.

    Başbakan notu okuduğunda dona kalmıştı. Orhan Birgit’e bir şeyler soruyordu. Birgit’in yanıtları ise çok kısa oluyordu. Birgit, yanıma geldiğinde, Ecevit’in suratı, sinirlendiği zamanlarda olduğu gibi kararmıştı.

    Yıllardır tanıdığım Orhan Birgit’e “Önemli bir şey var galiba” deyince, “Bülent bey birazdan açıklar” demişti.

    Ecevit, konuşmasını kısa keseceğini önemli bir gelişme yaşandığını, bu nedenle de Kütahya’ya gidemeyeceğini Ankara’ya dönmek zorunda olduğunu Afyonkarahisarlılara açıklamış ve hava alanına geçmiştik.

    Ecevit, Afyon Askeri Havaalanı’nda, Kıbrıs’ta o sırada Yunanistan’ı yöneten Askeri Cunta’ya bağlı Yunan askerinin desteği ile, EOKA B örgütünün darbe yaptığını açıklamıştı.

    Türkiye’nin bu duruma sessiz kalmasının mümkün olmadığını belirten Ecevit’in yanında eşi Rahşan Ecevit, Korkut Özal vardı ve hemen arkalarında da ben not alıyordum.

    16 Temmuz’dan itibaren, Başbakan Bülent Ecevit ile Dışişleri Bakanı Turan Güneş’in başlattığı diplomasi trafiği, Türkiye’nin istediği sonucu getirmemişti.

    ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco, ABD’nin Ankara Büyükelçisi William Macomber, İngiltere Başbakanı Harold Wilson, İngiltere ve Yunan Dışişleri bakanları ile ayrı günlerde yapılan görüşmeler sonuçsuz kalmıştı.

    Ecevit’in 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında çıkarttığı Arayış Dergisi’nin Yazı işleri Müdürlüğü görevini yaptığım dönemde “ Barış Harekatı” adını verdiği 20 Temmuz’daki Kıbrıs’a çıkarma gününü ve öncesini anlatırken şunları söylemişti:

    “ …Türkiye ve Yunanistan’la birlikte garantör olan İngiltere yetkilileri ile görüşme yapmak üzere 17 Temmuz’da İngiltere’ye gittim. İngiltere’de Başbakan Wilson ve Dışişleri Bakanı Callaghan’la görüştüm, fakat tüm önerilerime olumsuz yanıt aldım…”

    Notlarıma göre; Ecevit Londra’ya gitmeden önce, Genelkurmay’dan harekât için hazırlık yapılmasını istemişti.

    Bu arada Makarios’un Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yasal lideri kabul edildiği BM Güvenlik Konseyi 16-17 Temmuz’da toplanmıştı.

    Makarios, sanki Türklere karşı asimilasyon uygulamamış, Rumlar tarafından katledilmelerine seyirci kalmamış gibi, Kıbrıs’ın bağımsızlığının ortadan kaldırıldığını ve Kıbrıs halkının -Türkler de dahil- hayatının tehlikede olduğunu Güvenlik Konseyi üyelerine anlatmıştı.

    Bülent Ecevit, bu arada bakanlar kurulunu toplamış, hem kendisi hem Dışişleri Bakanı Turan Güneş gelişmelerle ilgili bilgi vermiş; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Semih Sancar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Eşref Akıncı, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Emin Alpkaya ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan ile de hazırlıklar konusunda görüşmeler yapılmıştı..

    Başbakan Ecevit bu toplantılarda, Deniz kuvvetleri Komutanı Oramiral Kayacan’ın, “Ben Kıbrıs’a kayıkla dahi olsa çıkarım. Önemli olan işin bu tarafı değil. Siz siyasi olarak Türkiye’nin haklılığını anlatabilecek ve bizi destekleyebilecek misiniz?” dediğini hiç unutamadığını da aktarmıştı.

    O zamanki komutanların yönetimindeki Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs’ı darbecilerden kurtarmıştı. Günümüzde ise TSK’nın önemli bölümüne “FETÖCÜ” olduğu gerekçesiyle operasyon yapılıyor.

    Aralarında 42 yıl fark olan “İki 15 Temmuz” darbesini hatırlarken, bence sorulacak en önemli soru şudur:

    “Acaba Kıbrıs’taki darbe bugün yapılsaydı; şu andaki siyasi irade ile TSK, darbecileri yok edip, KKTC’nin kurulması yolunu açabilir miydi?”