• Eskiden Ordinaryüs Profesörlük vardı. Ordinaryüs profesörlük şöyle tanımlanırdı.

    Türk üniversitelerinde, en az beş yıl profesör olarak ders vermiş, üstün bilimsel çalışmalarıyla iyice tanınmış öğretim üyeleri arasından seçilerek, üniversitede bir bilim kürsüsünün yönetimiyle görevlendirilen bilim adamlarına verilen unvan.

    Profesörlerin kazanılmış ordinaryüs sanları saklı tutularak 1960 yılı sonunda kaldırılmıştı.

    İşte o dönemde, bir üniversitemizin rektörü, ordinaryüs olmak istiyor…

    Ancak Ordinaryüs unvanı alabilmek için Üniversite Senatosu’nun oybirliği ile karar vermesi gerekiyor. Rektör kendinden emin konuyu Senato’ya götürüyor.

    Konu ele alınıyor, sonra oylamaya geçiliyor. Senato üyelerinden biri hariç, tümü Rektörün ordinaryüs profesörlüğüne olumlu oy veriyor. Bir üye ise red oyu kullanıyor.

    Rektör, biraz şaşkın, biraz kızgın, o üyeye nedenini soruyor. Üyenin yanıtı ise çok net oluyor:

    BİLİMSEL YETERSİZLİK’

    Bu olayı TBMM eski Başkanlarından, usta siyasetçi Hüsamettin Cindoruk’tan dinlemiştim.

    Yıllardır tanıdığım, saygı duyduğum Hüsamettin Bey, siyasete yeni bir hava getirmişti. Tıpkı Erdal İnönü gibi.

    Hüsamettin Cindoruk, DYP Genel Başkanlığı döneminde de, Meclis Başkanlığı yaptığı günlerde de hep işi bilen “ ehil kişileri” göreve getirdi.

    Süleyman Demirel de, 1978 yılında CHP iktidara geldikten sonra, Bülent Ecevit’in yaptığı atamaları eleştirmişti. Demirel, görevden aldığı kişilerin genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşarlık gibi makamlara atanması konusunda bir sohbetimizde şunları söylemişti:

    Görevden aldığım kişileri, daire başkanı, genel müdür yardımcısı hatta genel müdür ben yapmışım. Ama başarılı olamamış, görevden almışım. Sonra bunlar CHP Genel Başkanına gidip Adalet Partili olmadıkları için görevden alındıklarını söyleyip o makamlara getirildiler. O nedenle CHP başarılı olamaz.”

    Haklı da çıkmıştı.

    Şimdi, AKP’ye gelelim.

    Bir defa, bürokrasiye, ehil olmayan, eş dost, akraba dolduruldu.

    İkincisi, siyaset kuralsız günü birlik rüzgarın yönüne göre yapılıyor.

    Üçüncüsü ve en önemlisi, o muhalifin rektöre dediği “ Bilimsel yetersizlik” sözü.

    AKP’de gözlenen en önemli özellik “Siyasi yetersizlik” …

    Yaşamının son günlerinde CHP’nin eski Genel Sekreterlerinden Kamil Kırıkoğlu, usta gazeteci Sencer Güneşsoy’a “ Siyaset ciddibir iştir” demişti.

    AKP bugün siyasi yetersizliğine bir de ciddiyetsizliği ekledi.

    Ve tam anlamı ile “Siyasi yetersiz” duruma dönüştü.

    Bu da AKP’nin siyasette sona yaklaştığının göstergesi diye yorumlanırsa, yanlış olmayacaktır.

    Eğitim sisteminde yaptıkları onlarca değişiklik sonunda bile AKP’nin başarıya ulaşamaması, hem yetersizliğinin, hem de ciddiyetsizliğinin en güzel örneğidir.