Kazanmak ve kaybetmek, seçimin kötü mağlupleri

Muhalefetin büyük başarıyla çıktığı hemen hemen tüm büyükşehirleri AKP den geri aldığı Türkiye’deki tarihi 31 Mart yerel seçimlerinin üzerinden tam iki hafta geçti.

Hala ama bazı şehirlerde kazanan adaylara mazbataları verilmiyor. Bunların başında dünya şehri, Türkiye’nin ticaret, kültür ve sanat merkezi, iki imparatorluğa başkentlik yapmış İstanbul geliyor.

İstanbul seçimlerinde Millet İttifakı’nın adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu yüzde 48,8 gibi müthiş bir oy oranıyla rakibi yılların politikacısı, AKP’nin en ağır toplarından birisi olan Binalı Yıldırımı burun farkıyla da olsa geride bırakıp ipi göğüsledi.

Ama AKP seçimin galibi olan Ekrem İmamoğlu’na mazbatayı verdirtmiyor. Daha doğrusu Yüksek Seçim Kurulu bu galibiyeti tanımak istemiyor, üst üste yeni sayımlar yaptırıyor, yeni AKP itirazlarına kulak verip farklı İlçelerde de farklı nedenler öne sürerek oyları yeniden saydırıyor.
Ama hepsi nafile. Her seferinde Ekrem İmamoğlu 1.liği kaptırmıyor.

Kazanmak hangi alanda olursa olsun insana keyif, güven ve haz verir. Kimi Para kazanır sevinir, kimi okulda sınav kazanır sevinir kimiside seçim kazanır, makamlara ulaşır sevinir.

Ama her nedense Ekrem İmamoğlu ve Güneydoğu’da seçim kazanan bir çok belediye başkanı sevinemiyorlar.
Ekrem İmamoğlu’nun ekibi ve CHP ve İYİ Parti örgütlerinin desteğiyle kazandığı bu başarıda alın teri, inanılmaz bir mücadele ve emek yatıyor.

Muhalefetin bu seçim başarısı, kazanımı hiçte tesadüf değildir. AKP’nin yanlış ekonomik politikaları, ekonomik kriz, halkın alım gücünün düşmesi, siyasal kutuplaştırma, ayrıştırma, CHP ve İyi Parti liderlerine ağır suçlamalar ülkenin en az yarısını teşkil eden kendilerini seçmeyen diğer muhaliflere terörist damgası vurulması, kendi seçmeni olmayan Kürt vatandaşlarımıza çekin gidin, HDP eşittir PKK söylemlerinin vatandaşta karşılık bulmaması seçim zaferinde önemli derecede rol oynamıştır.

Elbette herkes her zaman kazanmak ister. Kaybeden de her zaman mutsuzdur. Yenilgi bazen çok dokunur sarsar insanı.
Ama kaybetmekte var bu hayat mücadelesinde. Önemli olan kaybederken de kazananı tebrik ve takdir edip onurlu bir duruş göstermektir.
Belediyelerdeki makamlarda tüm diğer makamlar gibi geçicidir, oralar kimsenin babasının malı değildir.
Seçim kaybetmek asla hayatın sonu değildir hele sağlığımızı yada bir yakınımızı kaybetmeyle kıyaslarsak seçim yenilgisi hiç bir şeydir.

Ama AKP’nin İstanbul’u vermeyişinin arkasında başka nedenler, rant kaybı varsa o bambaşka bir şey.
Kazanana hakkını vermemek, kaybettiğin halde o makama gelmek istemek haram değil mi sayın AKP yöneticileri? Sizin anladığınız dilde yazayım. Biliyorsunuz Haramda hayır yoktur. ”Ağlayanın malı da gülene yar olmaz” yapmayın lütfen.

Siyasi ahlak ve erdemlilik bugünlerde belli olur.
Türkiye bir değişim istiyor. Onca medya, devlet gücüne, desteğine rağmen rakibiniz kazanıyorsa bunu kabul edin, hazmedin.

İşi uzatmak, yokuşa sürmek sizlere dahada fazla seçmen, taraftar ve itibar kaybettirecek ve bundan nihayetinde belki ülkede kaybedecektir.

Bu yazımı yazmadan önce Alman medyasında seçim kaybedip de yenilgiyi kabullenmeyen ülke ve liderlerle ilgili biraz araştırdım.

Tarihte bunların seçim kaybedenlerin örnekleri var ama kısa süre sonra o siyasiler hatalarını görüp yenilgiyi kabul etmişler hepsi.

Seçimler şimdiye kadar Kenya, Kongo, Meksika ve Bulgaristan gibi ülkelerde iptal edilmiş.

Siyasi figürler olarak da eski Alman Başbakanı Gerhard Schröder, 2006’daki son federal seçimlerde 1,5 puan geride kalınca önce Merkel’in başbakanlığına itiraz etmiş bir TV seçim programında ama hemen çok kısa bir süre sonra yenilgiyi kabul etmiş ve siyasetten çekilmiş.

Yine başka bir Alman politikacı olan Heide Simonis 2005 te Eyalet başbakanlığını kaybederken itiraz etmiş ama sonra o da yenilgiyi kabullenmiş.

Fransızlar geride kalır mı onların ünlü politikacısı eski Cumhurbaşkanı Giscard d’Estaing de 1981’de Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiğinde rakibi Jacques Chirac’a makamı önce devretmek istememiş duygusal tepki göstermiş ve sonrada özür dileyerek Elysee sarayına veda etmiş.

Müslüman bir ülke olan Pakistan’da ise bayan Benazir Bhutto 1988 de ilk kadın başbakan olarak göreve gelmiş ama kısa süre sonra beceriksizlikle suçlanıp görevden azledilmiş Bhutto’da bunu kendisine karşı yapılan bir darbe olarak tanımlamıştı.

Türkiye’de yaşanan bu son tıkanıklık ise çok farklı ve hiçte başka ülkedekilere benzemiyor. Resmen hak gaspı var.

Her seferinde Millet iradesinin önemine vurgu yapan AKP şimdi millet iradesini tanımıyor. Ne yaman çelişki değil mi?

Bunun adı ”kendine demokrasidir” !

İstanbul’da kazanan Ekrem İmamoğlu uzlaştırıcı, yapıcı , halkın her kesimine derin saygılı, hürmet gösteren, hoşgörülü, laik – cumhuriyetçi duruşu ve tavırlarıyla böyle kalırsa önce İstanbul sonrada Türkiye için bir şanstır.

Türkiye’deki ve buradaki Türkiyelilerin kucaklaşması, toplumsal barış, ülkenin genel huzuru ve normalleşmesi için Ekrem İmamoğlu gibi yerel yönetimlerde başarılı olmuş yeni ve umut veren siyasi aktörlere ihtiyaç vardır.

İstanbul’un gelecekteki yöneticisi, seçilmiş belediye Başkanı sayın İmamoğlu siyasi panoramada adeta ”çölde bir vaha” gibidir.

Kendisi göreve başlarsa ki mutlaka başlaması lazım İstanbul’da çok iyi işlere imza atacak ve halk tarafından çok sevilen bir büyükşehir belediye başkanı olacaktır.

Sayın hükümet yetkilileri, AKP yöneticileri bırakın millet biraz nefes alsın, sosyal ve halkçı belediyeciliği görsün.

Avrupa kamuoyu, Almanya’daki sivil toplum, medya ve siyasiler de Türkiye’deki siyasi gelişmeleri çok yakından izliyorlar.

Bugünlerde AKP hükümeti tarafından alınacak, takınılacak her yanlış politik karar ve tutum, demokrasiden sapma, batı düşmanlığı , seçim kazanan başkanlara mazbataları vermeme daha az Alman turist, Almanlarla daha az kültürel ve insani ilişki, Türkiye’nin Avrupa’da, dünyada yalnızlaşması, karşıtlarının çoğalması , ülke itibarının düşmesi, imajının bozulması demektir. Karar artık sizin…