Kendi ayağına sıkmak…

İçinde yaşadığımız bölgede kendimizi emperyalizme ve özel olarak Amerikan emperyalizmine karşı konumlandırmış bir kişi (veya kurum) isek işler şimdilik iyi gidiyor.

Hele Suriye’de işler iyiden de öte, çok iyi gidiyor denebilir.

– ABD güç yitiriyor, hatta alandan çıkmak zorunda kalıyor. Son dönemde -Trump’ın da dile getirdiği üzere- bunu kendi iradesiyle yaptığı söylenebilir. Ama ilk planı bu değildi ve ABD anti-Amerikan cephenin direnişi sonucu geri çekilmeye mecbur kalmıştır. BOP tamamen rafa kalkmıştır.

– Suriye yönetimi ve onu destekleyen Rusya, neredeyse kurşun atmadan, yıllardır giremediği alanlarda kısa sürede hakimiyeti ele geçirmiştir. Esat yönetimi savaşın başından beri belki de en güçlü dönemini yaşıyor.

– Daha düne kadar ABD’nin kara gücü konumundaki PYD, hızla Rusya’nın ve Suriye yönetiminin etki alanına girmiş ve anlaşmak zorunda kalmıştır. (Bir parantez açalım: Bu durumda bazıları PYD karşıtlıklarının anti-emperyalizmden mi yoksa etnik milliyetçilikten mi kaynaklandığı sorusuyla sınava gireceklerdir. Öte yandan PYD ve tüm Kürt siyasal hareketleri açısından da bu ani ve zorunlu değişim büyük derslerle doludur.)

– Suriye yönetimini tanımamakta ve Esat’la görüşmemekte ısrar eden Erdoğan-AKP iktidarının inadı ister istemez kırılmak aşamasına gelmiştir.

Kısacası ABD’den boşalan alanları anti-Amerikan cephe doldurmaktadır ve bu Türkiye halkı açısından da iyi bir gelişmedir.

Peki, şaka yollu “Allah’ın lütfu” denebilecek bu gelişme, Türkiye hükümetinin harekatı sonucunda mı oluşmuştur? Bu sorunun yanıtı çok ilginç. Evet, Türkiye’nin harekatı, harekatı düzenleyen Erdoğan iktidarının planladığının ve arzu ettiğinin tersine, bu olumlu gelişmenin tetikleyicisi olmuştur.

Bu ilginç durum nasıl oluştu? Erdoğan hükümetinin son derece başarısız ve yanlış, özellikle Rusya’nın ise son derece başarılı ve doğru politik taktikleri sonucunda…

Rusya, Sun Tzu’dan beri bilinen (ama ancak güçlülerin hakkıyla uygulayabileceği) “rakibinin gücünü kendi gücü yapmak” taktiğini (hilesini, strategemini) büyük bir ustalıkla uygulamış ve Türkiye’yi katalizör olarak kullanmıştır. (Rusların çok iyi satranç oynadıkları herkesin malumu, ama galiba go oyununu da iyi biliyorlar – Çin’in katkısı mı acaba!)

Türkiye ise, aynı harekatı doğru politikalarla yapsa başarının 1 numaralı mimarı olabilecekken, Erdoğan hükümetinin yanlış politikaları sonucu, kaybeden konumuna girmiştir. Türkiye neredeyse kendi kendine harekat yapmış gibi oldu.

Türkiye, Rusya ile eşgüdüm halinde ve Esat yönetimi ile anlaşarak hareket etseydi, bugün başarının önde gelen mimarı olacağı gibi, dünya kamuoyunun çoğunluğunun da desteğini alacaktı.

Oysa şimdi, bir elinde IŞİD yılanı, diğer elinde ÖSO (namı diğer Suriye “Milli” Ordusu) çıyanı, kucağında 3,5 milyon mülteci ortada kalmıştır. Dünya çapında yalnızlığı da cabası…

Fetih sureleriyle, ümmet liderliği hayalleriyle, “İslam güneşi” aymazlığıyla, Suriye “Milli” Ordusu şaklabanlığıyla, Esat düşmanlığıyla, TOKİ kasaba kurnazlığıyla araziye girersen olacağı budur.

Suriye’de ricat halinde olduğu besbelli olan ABD’nin taşeronluğunda ısrar ederek, Amerika ve Rusya’yı dengeleme hayalleriyle (nasıl bir hayal olduğu üç günde ortaya çıktı) kurtlar sofrasına girersen olacağı budur. ABD çekiliverir, birdenbire Rus ayısıyla karşı karşıya kalırsın!

Bu nedenle AKP-Erdoğan iktidarı Türkiye’nin zayıf karnıdır diyoruz. İvedilikle bu iktidardan kurtulmak gerekir diyoruz. Bu iktidar yüzünden, bugün Suriye halkı ile birlikte zafer kutlamaları yapacakken, bin bir türlü belanın içinde debelenmek zorunda kalacaktır Türkiye halkı.

Bitirmeden bir parantez daha: Kaderini Erdoğan’la birleştirmiş bazıları hâlâ “süpürmek yetmez, imha etmek gerekir” nutukları atıyorlar. Nasıl yapacaksın, Rusya ve Suriye ile mi savaşacaksın? Amerikancının önde gideni olursun!