• Mevcut sisteme muhalif bir siyasi hareket ve liderliğinin başarısı için “geniş kitlelerin gönlünü kazanma” ilkesi belki de hiç olmadığı kadar önem kazandı. Eski çağlardan günümüze dek her zaman önemliydi elbette. Ama bugünkü koşullarda bu ilke, iktidar için bir numaralı gerek şart haline geldi.

    Bu tespiti bazı açılardan tartışabiliriz. Kesin yargılarla değil, bir zihin jimnastiği biçiminde…

    Birincisi, hakim sınıfın elindeki silah donanımı ile karşıtlarının edinebileceği silah donanımı arasında uçurum oluştu. Spartaküs’ün köle ordusu ile Roma ordusunun silah donanımı arasındaki fark çok büyük değildi. Mao’nun halk ordusu ile Çan Kay Şek’in ordusunun donanımları arasında da fazla fark yoktu. Ama bugün hakim sınıfın kontrol ettiği yüksek teknoloji ürünü savunma araçlarına muhalif grupların ulaşması ve bu noktada iktidar ile aşık atması olanaksız görünüyor. Dolayısıyla “silahlı mücadele”, “gerilla savaşı” veya “halk savaşı” yoluyla iktidarı almanın olanağı -sıfır demesek bile- çok azaldı. Zaten son 30-40 yıldır dünyada bu tür başarılı bir örnek yok. Olanlar da işbirlikçi veya taşeron terör örgütlerine dönüştüler. Oysa son dönemde çeşitli ülkelerde yaşanan iktidar değişimlerinde geniş kitle hareketleri başrolü oynadı.

    Dolayısıyla “iktidar namlunun ucundadır” önermesi -en azından muhalefet aşamasında- artık pek geçerli görünmüyor. Bu durum değişmez mi; tartışılabilir… Bir yandan da yüksek teknolojinin (bir örnek: biyoteknoloji) ucuzlaması, dolayısıyla ulaşılabilir olması olanağı da var.

    İkincisi, günümüzün hakim sınıfı küresel burjuvazi, defalarca yazdığımız gibi, toplumsal üretimden ve emekten koptu, yozlaştı ve sosyo-ekonomik tabanı son derece daraldı. Gereksiz bir kabuk haline gelmiş ama tüm dünya kaynaklarına el koymuş çok dar bir kesim ile neredeyse tüm insanlık arasındaki çelişki baş çelişki haline geldi. Dolayısıyla “sınıfa karşı sınıf” ilkesini 19. veya 20. yüzyıldaki devrimci pratiklerde olduğu gibi ele almak yanıltıcı olacaktır. Artık çok dar bir kesime karşı son derece geniş bir emek sınıfları ittifakından söz edilebilir. Bu da iktidar mücadelesinde “geniş kitle hareketleri” yöntemini öne çıkartan olgulardan biri.

    Üçüncüsü, hem tek tek ülkeler hem de dünya hiç olmadığı kadar küreselleşti ve küçüldü. İletişim teknolojilerindeki muazzam gelişme ile birlikte, bir yandan hakim sınıflar açından merkezi kontrol ve kendi çıkarları doğrultusunda kitleleri manipüle etme olanağı artarken diğer yandan insanlar arası yatay iletişim olanakları da görülmedik ölçüde arttı.

    Bu gelişme “kitleleri kazanma”yı, gerek iktidarı alma gerekse koruma açısından en kritik mesele haline getirdi. Geniş kitlelerin kontrolü, hiç bu kadar iktidar şartı haline gelmemişti. Gücün bileşenleri içinde “kitle desteği” hiç olmadığı kadar öne çıktı.

    Dördüncüsü, egemenlerin tüm manipülasyon çabalarına karşın halk kitlelerinin genel demokratik bilinç düzeylerindeki yükselmeyi de göz ardı etmemek gerek. Yatay iletişim olanakları, kritik olaylarda dünyanın çok farklı bölgelerindeki insanları duygudaş yapabiliyor. Yeni Zelanda’daki cami katliamında veya Notre Dame Katedrali yangınında geniş kitleler hep birlikte üzülebiliyorlar, ortak duyguları paylaşıyorlar. Bu birbirine bağlanmışlık ve ortak duygu durumu, hak, adalet, vicdan gibi en genel insanlık ideallerinde bir seviye artışını da beraberinde getiriyor. Yeni gelişmelerin egemenlerin yönlendirme olanaklarını da artırmış olduğunun bilincinde olarak ama emekçi kitlelere sunduğu olanakları da göz ardı etmeden değerlendirmek, bardağın dolu tarafını da görmek gerek.

    Bu yazdıklarım spekülatif notlar; uzun uzun tartışılması, derinleştirilmesi gerekiyor. Ama dünyada ve ülkemizde son birkaç on yıldır yaşananlar, sistem karşıtı hareketler için en etkili silahın “geniş kitlelerin gönlü” olduğunu gösteriyor. Bu öyle bir silah ki, ani çöküşlere yol açabildiği gibi ani çıkışları da yaratabiliyor.

    Dolayısıyla bir numaralı mesele, bu silaha, yani geniş kitlelerin gönlüne nasıl sahip olunabileceğidir. Çalışma tarzları, örgütlenme yöntemleri, eylem biçimleri bu hedef doğrultusunda gözden geçirilmelidir. Hem kitlelerin gönlünde yer eden hem de ani değişimleri (çöküşleri ve çıkış olanaklarını) kollayıp değerlendirebilecek netliğe ve kilitlenmişliğe sahip öncü hareketler…

    ***

    Güncele ilişkin kıssadan hisse: İstanbul halkının mazbatanın alınışıyla yaşadığı mutluluğu paylaşmak gerek. Kaldı ki bu, yoğun bir halk mücadelesiyle kazanılan, hepimizi sevindiren ve daha radikal hedeflere olanak sağlayabilecek bir gelişme. Bu sevince soğuk yaklaşılırsa, gelecekteki olası tuzaklara karşı koyacak enerjiden de uzaklaşılır ve kenarda kalınır. Hâlâ devlet içindeki çeşitli klikler arasındaki çelişkilerden medet umanlara ise artık söyleyebileceğim bir söz yok; halk düşmanı olmamayı becerebilmelerini dilerim.