Mebengokre; Varoluşun Geleceği

İnsan yaş aldıkça dünyanın suyuna, ormanına, daha mı bir bağlanıyor? Kendi türü dışındaki canlılarla
daha mı yakın olmak istiyor? Bağ kurmak, dil oluşturmak tutkusu daha mı yakıcı hale geliyor?
Günlerdir bu sorular aklımı kemirmekte. Neden? Çünkü dünyanın her yerinde sanki tek bir elin
komutuyla ormanlar yangın yerine dönüşmüş durumda.

Dünyayı yok eden, harap kılan kirli ellerin eylemleri gazetelerin arka sayfasında yer bulabiliyor ancak.
İnsanın, insanlığın geleceği bir bidon benzine teslim edilirken, yazık ki dünyanın büyük bir kesimi
sus/pus yine.

Gezegenimizin pek çok ülkesinde iktidarda olan “post-truth politikacılar” yahut “neo faşist siyasiler”
bu yangınlardan pek memnun gibiler; yeni rant alanları açılıyor, yandaşları dolara boğulacaklar… Bu
dolarlarda boğulasıcalar, yeşil ormanları, yeşil dolarlara dönüştürmeyi kurtuluş sanıyorlar.

Aklıma Kızılderili Şef Seattele’nin şu sözleri üşüşüyor; “Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer
bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne
olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin
çocuklarının da başına gelecektir.”

“Her şey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar… Hayvanlar olmazsa insanlar ne yapar? Tüm
hayvanlar gitse insanların ruhu büyük bir yalnızlığa boğulur; insanlar yalnızlıktan ölür.”

Ve çok bilinen şu sözleri; “Son balık avlandığında, son nehir kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde,
beyaz adam paranın yenilemeyeceğini anlayacak…”

Yaşadığım kent İzmir ve kardeş kent Muğla’da binlerce hektar orman alanı yandı/yakıldı. Yalnızca
İzmir için söyleniyor ki 6.5 hektar ormanını kaybetti… Buna karşılık orman bakanı diyor ki; yanan
ağaçların yerine misliyle ağaç dikeceğiz. Çünkü ormanı yalnızca ağaç sanıyorlar. Ya orada yanarak ölen
börtü böcek, ya tilki, yaban domuzu, kurtlar, çakallar, yılanlar, engerekler, geyikler, sincaplar… Ya kuş
yuvaları, ya bütün insanlığın geleceği…

Fakat herkes biliyor ki “neo faşizm” dünyanın her yerinde ve bölgemizde yeşili, yeşil dolara çevirmek
için aranmakta ve benzin bidonları, buldozerler, grayderler, kepçeler bunun için sahaya sürülmekte…

Aynı felaket komşumuz Yunanistan’ın da başında, on binlerce hektar ormanlık alanları yandı kül
oldu…

Fakat çok uzakta gibi görünse de hiçbir yangın Amazon Ormanları yangını kadar büyük ve sarsıcı
olmadı. Ülkemizdeki, komşumuzdaki yangının yükü neyse, Amazon Ormanları yangını da aynı yüktür
coğrafyamıza. Çünkü dünyanın ihtiyaç duyduğu oksijenin yüzde yirmisini bu ormanlar üretiyor. Bunun
için nefes alabiliyor, şiir yazıyor, seviyor yahut sevişebiliyoruz!

Güney Amerika’da yaklaşık 5,5 milyon kilometrekarelik bir alanı kaplayan Amazon Ormanları; Peru,
Kolombiya, Venezuela, Ekvator, Bolivya, Guyana, Surinam ve Fransız Guyanası’na yayılmış olmasına
karşın, yüzde altmışı Brezilya topraklarında bulunuyor.

Ve Brezilya’da iktidarı bir “neo faşist”; Jair Bolsonaro yönetiyor! Yeşil denilince, doların yeşilini anlayan bir yeni faşist! Kendisinden önceki
iktidarların Amazon Ormanları’nı korumak için yaptıkları yasaları bir bir yok ederek, o bölgede büyük
tarım endüstrisi oluşumuna ve maden aramalarına yasal zemin oluşturuyor.

Şaşırtıcı bir biçimde dünyanın neresinde olursa olsun, hangi ülke sağın kontrolüne geçerse, o ülkenin

ormanları, suları, dağları birden bire yok olup gitmek tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor; bu çok iç yakıcı
ve alçakça değil mi?

Zaman zaman Amazonlardaki yerli halka uygulanan şiddeti ve halkın direnişini okurdum gazetelerde.
Ama yapılan zulüm, hiç bu yangınlar sürecindeki kadar kanlı canlı görünmemişti bana.

Sözgelimi Amazonlar’da dört yüz farklı kabile ve bir milyonu aşkın yerli yaşıyor. Bu kabilelerden biri olan Kayapolar, ilk kez 1974’de tanışıyor bilindik insanla. Bu tanışmayla birlikte, Kayapolar ve diğer kabileler için de bir yaşam savaşı başlamış oluyor. Yalnızca kabile insanları için değil, yerlilerce kutsal sayılan Şingu Nehri ve ormanlar için de başlamış oluyor bu savaş. Kayapolar, kendilerini “büyük suyun insanları” anlamındaki Mebengokre ismiyle adlandırıyorlar. Ve Amazon Ormanları yıkımına karşı en önde savaşan toplulukların başında geliyorlar… Bu yangınlardan sonra ne olacak büyük suyun insanları diye soracak olursanız, çok uzakta olduklarını sanmayınız; onlara ne olacaksa, bize de aynısı<>
olacak!

Çünkü Amazon Bölgesi’nde yetişen kırk bini aşkın bitki türü başta kanser olmak üzere, tıp ve kozmetik sahasında kullanılıyor. Amazonlar, yani yağmur ormanları; Güney Amerika’nın en büyük iklim dengeleyicisi ve gezegenimizin en büyük nehir havzası. Dünyanın tatlı su kaynaklarının yüzde yirmi birini oluşturuyor ve yukarıda söylemiştim; dünyanın ihtiyaç duyduğu oksijenin yüzde yirmisini üretiyor. Amazon Ormanları’nın yok oluşu, içinde hepimizin olduğu gezegenimiz için, suyun ve havanın yok oluşu anlamındadır. Öyleyse, gözyaşlarımızla söndürmeliyiz Amazon yangınını.

Şairler, eğer son şiirlerini yazacaklarsa bu küre için, içinde yağmur ormanları ve Mebengokre’lerin
acısı olmalı, çünkü hepimiz bu dönen kürede büyük suyun insanlarıyız; ya biriz, ya da hiç!