Gazeteciler Cemiyeti 2018 raporlarını açıkladı: Bedelini gazeteciler ödedi

Gazeteciler Cemiyeti 2018 raporlarını açıkladı: Bedelini gazeteciler ödedi

Gazeteciler Cemiyeti, Özgürlük için Basın (ÖiB) projesi kapsamında “İfade ve Basın Özgürlüğü Raporu - Durum 2018” ile ‘Medyada Sahiplik Yapısındaki Değişim ve Sonuçları Raporu”nu yayınladı. Her iki raporda da Türkiye’deki demokrasi, yargı ve medyanın içinde bulunduğu iklimi özetleyen bilgilere ve verilere yer verildi. 

Bilgin: 2018 yılı demokrasimiz  ve medyamız için sıkıntılı geçti

Gazeteciler Cemiyeti, Özgürlük için Basın (ÖiB) projesi çerçevesinde hazırlanan raporlarıyla Türkiye’nin 2018 yılı ifade ve basın özgürlüğü karnesini çarpıcı verilerle ortaya koydu. Cemiyet’in kamuoyuyla paylaştığı “İfade ve Basın Özgürlüğü Raporu - Durum 2018” adlı raporunda, ülkedeki demokrasi atmosferini, hak ihlallerini, yargılama süreçlerini ve medya yapısını özetleyen değerlendirmelerde bulunuldu.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin de, yıllık rapora ilişkin değerlendirmesinde 2019 yılını umutla karşılayamadıklarını vurgulayarak, “Maalesef 2018 yılı demokrasimiz ve medyamız için oldukça sıkıntılı geçti” ifadesini kullandı. Bilgin, “Demokrasi açısından sıkıntılar yaşayan ülkemizde özgür medya olması da düşünülemez. Bu nedenle 2018 yılı da 2017 gibi yasaklamaların, hapislerin, gazete kapanmalarının ve gazetecilerin özgürce düşüncelerini açıklayamadığı bir yıl oldu. Ve bunların bedelini çok ağır şekilde ne yazık ki ülkemizde başta gazeteciler olmak üzere ödedi” dedi.

Bilgin, “Medyanın Durumu”, “Bu Dönemdeki Yasal Düzenlemeler”, “Uluslararası Raporlarda Türkiye’de Basın ve İfade özgürlüğü”, “Sendikasızlaşma” ve “Medya Sahipliği” bölümleri altında 2018 yılında yaşanan sıkıntıların yoğunluğu dolayısıyla raporun 481 sayfaya ulaşması üzerine 26 sayfalık özet bir rapor hazırlanması ihtiyacı doğduğunu da kaydetti. Bilgin, “Gazetecilerin yanı sıra demokrasi mücadelesinin içinde olarak akademisyenler, sanatçılar da daralan özgürlük ortamından dolayı soruşturmalara, tutuklamalara uğradılar. 2018, her bakımdan Türk medyası için parlak bir yıl olmadı” dedi. 

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Bilgin, “2019’un böyle olmamasını diliyorum ama ne yazık ki 2018 verileri ve gidişat 2019’un da pek farklı bir yıl olmayacağını gösteriyor bize” diye ilave etti. İfade ve basın özgürlüğü bakımından neden umutlu olmadığını da Bilgin, “Türkiye’deki özgürlüklerin bu noktaya gelmesindeki en büyük sıkıntılarımızdan birisi de adalet sistemi. O beğenmediğimiz, eleştirdiğimiz darbe dönemlerinde bile, insanların kendilerini özgürce savunma imkânları vardı. Bu dönemde maalesef o da yok. Geçmiş dönemlerle mukayese ettiğimde ne yazık ki demokrasinin ve basın özgürlüğünde 21’nci yüzyıla girdiğimiz bir dönemde ileri doğru adımlar atılması gerekirken, ne yazık ki yerinde saymak bile değil özgürlük açısından, adalet açısından, insan hakları açısından, geriye gittiğimiz aşikâr. Benim geçmiş yıllardan edindiğim deneyim maalesef bunu gösteriyor” sözleriyle açıkladı. 

Medyada “tek seslilik” endişesi artıyor mu?

Cemiyet’in “İfade ve Basın Özgürlüğü Raporu Durum 2018” raporunda, Doğan Medya Grubu’nun el değiştirmesiyle Türk medyasında “tek seslilik” sorununun önümüzdeki dönemde artacağı endişesine işaret edildi. Raporda, gazetecilik mesleği açısından 2014’ten itibaren etkisi hissedilen karanlık tablonun 2018’de de devam ettiği vurgulandı. İşsiz gazeteci sayısındaki artışa paralel gazetecilerin iş bulmasını engelleyen faktörlerin başında medya kuruluşlarının kartelleşmesinin geldiği ve gazetecilerin basın kartını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldıkları belirtildi.

Türkiye’nin yaşadığı 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından basın ve ifade özgürlüğü açısından karanlık bir döneme girildiğinin altının çizildiği raporda, Doğan Medya Grubu’nun Mart ayında Demirören Grubu’na satılmasıyla “ana akım meyanın da tarihe karıştığı” görüşünün ön plana çıktığı da ifade edildi. 

Raporda, 2018 yılında yazılı medya açısından damgasını vuran bir diğer gelişmenin, döviz kuru kaynaklı kâğıt fiyatlarındaki artış nedeniyle mesleğin içine girdiği kriz olduğu belirtildi. Söz konusu ekonomik sıkıntılar sebebiyle Aydınlık, Cumhuriyet, Posta, Birgün, Dünya, Sözcü’nün yanı sıra yerel basında birçok gazete sayfa sayısı ve fiyat politikalarında değişime gitti. Ayrıca yaklaşık 50 yıllık Anka Haber Ajansı ile Habertürk, Vatan ve sayısız yerel gazetenin kapatılmasıyla en az 700 gazetecinin işsiz kaldığı ifade edildi.  

Sansür vakası 2018’de 464’e ulaştı 

Sansür bölümünde, 2014 yılında en az 93 olan sansür vakası söz konusuyken 2018’de en az 42 bin 406 vaka yaşandığı ve birikimli engellenen site sayısının 168 bin 933’e ulaştığı tespitleri dikkat çekti. 
Öte yandan İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, 1 Ocak ile 31 Aralık 2018 tarihleri arasında siber suçlarla ilgili iç güvenlik operasyonları kapsamında 18 bin 376 kişi hakkında sosyal medya hesapları nedeniyle yasal işlem yapıldığı verisine de yer verildi.

Gazetecilerle ilgili adli işlemelere değinilen raporda, OHAL’in ilan edildiği 20 Temmuz 2016 tarihinden sonra 516 gazetecinin gözaltına alındığı, sadece 2018 yılında 105 gazetecinin hâkim karşısına çıktığı ve davası tamamlananlardan 80’i hakkında çeşitli hapis, para ve tazminat cezalarına hükmedildiği aktarıldı. Özellikle “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla hakkında adli işlem yapılan gazetecilerden 53’ü hakkında mahkûmiyet kararlarının verildiğine işaret edildi. 

Basın kartı sahibi olma şartlarının kapsamı genişletildi

Raporda, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne geçmesinin ardından medya alanında yapılan en önemli değişikliklerden birisinin 9 Temmuz’da KHK ile kapatılan BYEGM yerine 14 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile doğrudan Cumhurbaşkanı’na bağlı “Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı”nın kurulması olduğu vurgulandı. Bu kapsamda TRT, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlanırken, RTÜK ise, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilişkilendirildi. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu’na, “kamu kurumu” niteliğindeki meslek kuruluşları ile her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarını, kamuya yararlı dernekleri, vakıfları, denetim yetkisinin verildiği de vurgulandı. Kurul’a, bu denetim yetkisi kapsamında yargı kararı olmaksızın söz konusu kuruluşların yöneticilerini, görevlilerini görevlerinden uzaklaştırma yetkisi tanınmış olması kaynaklı sivil toplum alanında endişe duyulduğu belirtildi. 
 Ayrıca 2018 yılı sonunda yayımlanan yeni yönetmelikte basın kartı sahibi olma şartlarının kapsamı genişletilerek, Terörle Mücadele Kanunu’ndaki suçların yanı sıra hangi hallerde oluşacağı tartışmalı suçlar nedeniyle de kart verilmemesi ve iptalinin söz konusu olacağına yer verildi. Yönetmelik nedeniyle şu anda çoğu tutuklu yargılanan gazeteciler eğer hüküm giyecek olursa basın kartları iptal edilebileceği ve Basın Kartı Komisyonu’nda ise Cumhurbaşkanlığı’nın seçeceği tek bir sendikaya temsil yetkisi verildiği ifade edildi. 

Türkiye, dünyada en fazla gazeteciyi hapse atan ülke

Raporun “Uluslararası Raporlarda Türkiye’de Basın ve İfade Özgürlüğü” bölümünde ise Türkiye’nin uluslararası camiada nasıl ele alındığı konusunda bilgilere yer verildi. Bu çerçevede, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2018 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre; Türkiye’nin geçen yıla göre iki sıra daha gerileyerek 180 ülke arasında 157’nci sırada yer aldığı belirtildi. Gazetecileri Koruma Komitesi’ne göre ise, 2018 yılı raporunda, dünya çapında en az 251 gazetecinin yaptığı haber yüzünden cezaevinde olduğu ve bu gazetecilerin yarısından fazlasının Türkiye, Çin ile Mısır’da bulunduğu ifade edildi. 

Freedom House’un 195 ülkeyi değerlendirdiği “2018 Dünya Özgürlükler Raporu”nda ise, “siyasal haklar ve bireysel özgürlüklerde gerilemeler yaşandığı” gerekçesiyle Türkiye'nin özgür olmayan ülkeler kategorisine indirildiği bildirildi. Avrupa Birliği Türkiye 2018 İlerleme Raporu’nda ise, “Türkiye ifade özgürlüğü açısından oldukça erken bir evrede olup, ciddi gerileme devam etmektedir” ifadesi kullanıldı.  

Reuters Gazetecilik Araştırmaları Enstitüsü ile Oxford Üniversitesi tarafından hazırlanan “Dijital Haberler Raporu”na göre; Türkiye’de medya kuruluşlarınca yayınlanan haberlere duyulan güvenin yüzde 38 ve sosyal medyada yayınlanan haberlere duyulan güvenin ise yüzde 33 olduğu bildirildi.
Öte yandan Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin “2018 Seçimleri Sürecinde TRT İzleme Çalışması” adlı raporunda ise, TRT'nin ana haber programlarında cumhurbaşkanı adayları ve partilere Mayıs ayı içerisinde “ayrılan eşitsiz sürelere” işaret edilerek, siyasi yelpazeyi “bütün çeşitliliğiyle yansıtma” çağrısı yapıldı. 

Basın çalışanlarının yüzde altısı sendikalı

Rapordaki sendikalaşmayla ilgili bölümde TGS verilerinden yararlanıldı. Buna göre, Türkiye’de yüzde 11 olan genel sendikalılık oranının basın sektöründe yüzde altılarda olduğu belirtildi. 2018 Ocak ayı itibariyle basın- yayın ve gazetecilik işkolunda çalışan 92 bini aşkın basın emekçisinin sadece 6.000’inin sendikalara üye olduğu ifade edildi. Medya sahipliği çerçevesinde, medya patronlarının siyasi ve ekonomik ilişkiler doğrultusunda hareket etmesinin, basın emekçilerinin sendikalaşmasını zorladığı belirtildi. 

Medya sahipliğindeki son 45 yıllık değişimler 

Cemiyet’in ayrıca hazırladığı “Medyada Sahiplik Yapısındaki Değişim ve Sonuçları Raporu”nda ise, Türkiye’deki medya kuruluşları patronluğunda son 45 yıllık el değiştirme süreçleri ve bunun medyada yol açtığı iktidar ile ilişkiler, tekelleşme, kartelleşme gibi sonuçları ele alındı. Uğraşı gazetecilik faaliyetleri olan ve aile şirketi görünümündeki sahiplik yapısı yerine özellikle 1970’li yıllarda farklı iş kollarında yatırımlar yürüten patronlar dönemi başladı. 

Bugünkü durumu şekillendiren önemli dönemeçlerden birisi de 1990’lı yıllarda Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonu (TMSF) aracılığıyla şirket sahipliklerine devlet müdahalesi yapılması oldu. Sonrasında 2000’li yıllarda tek partili iktidar dönemi başladı ve TMSF kontrolündeki medya kuruluşları, iktidar ile farklı alanlarda ihale talepleri gibi çıkar ilişkileri olan iş adamlarına satıldı. Örneğin Sabah gazetesi ve ATV kanalı, TMSF’den iktidar ile aile bağlantılı yönetici kadroları da olan şirketlere devredildi.

İlerleyen yıllarda iktidar, medyada ve dolayısıyla kamuoyunu etkileme kontrolünü nasıl sağlayacağı konusunda hâkimiyet alanını genişletti. Ana akım medyada önemli ulusal gazetelerden Milliyet’in sahipliği Demirören Grubu’na geçişi örneğinde olduğu üzere medya kuruluşunu elinde bulunduranlara başka sektörlerde önemli devlet yatırımı ihaleleri verildiği gözlendi. 

Adalet ve Kalkınma Partisi, 2002’den itibaren iktidarında Fethullahçı örgütlenmeyle devlet hizmetlerini yürütme ve kadrolaşmada yürüttüğü işbirliğinde 2013 yılı sonrasında sıkıntılar yaşamaya başlayınca medyadaki “muhalif” anlayış da değişmeye başladı. Geçmişteki devletteki işbirliğini işaret edici şekilde tanımlamasıyla Paralel Devlet Yapısı (PDY) olarak adlandırılan Fethullahçı grup ile iktidar arasındaki çatışma sürecinde, bu yapı kontrolündeki medya kuruluşları eskiden iktidar yanlısı yayın politikalarını tümüyle iktidar karşıtlığı olarak değiştirdi.

Bunun üzerine iktidar yargı aracılığıyla Fethullahçı gruba karşı mücadelesinde “kayyum atama” sürecine girildi. Bu durum devlet/iktidar sahipliğinde medya kuruluşları bulunmasına yol açarken, bazılarında Fethullah dönemindeki personel ve gazeteciler işten çıkarılarak yeni çalışanlar alımı yoluna gidildi. Ancak kısa süre içerisinde kayyumlar aracılığıyla idari ve mali yönetim zorlukları üzerine söz konusu medya kuruluşları tümüyle kapatıldı. 

Medya yapısını tümüyle değiştirecek son süreç ise, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi nedeniyle Olağanüstü Hal Yönetimi (OHAL) ilan edilmesiyle gündeme geldi. OHAL kapsamında 178 medya kuruluşu kapatıldı. Fethullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapısı’na (FETÖ / PDY) bağlantılı çok az sayıda kalmış ulusal ve çoğu yereldeki kuruluşların yanı sıra Kürt siyasi hareketi çerçevesinde yayın politikası izleyen medya kuruluşları Kanun Hükmünde Kararname (KHK) düzenlemeleriyle kapatıldı. Bu çerçevede, 62 gazete, 18 dergi, 5 haber ajansı ile 29 yayınevi ve dağıtım şirketinin de KHK’larla kapatıldığı görüldü.

2016 yılından itibaren OHAL gerekçesiyle yayın kuruluşlarına, gazetecilere, yazarlara ve medya sektörü dışında sanatçılar ile akademisyenlere yönelik adli süreçler işletilmeye başladı. İktidara muhalif yayın çizgisindeki kuruluşlar ile eleştirel haber üreten veya görüşlerini paylaşanlar hakkında yargılamalar gündeme geldi. Örneğin Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerini hedef alan davalar açıldı. 

İktidar partisi, 16 yıllık tek başına siyasi erkini 24 Haziran 2018’deki seçimlerle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş yapılmasıyla birlikte güçlendirdi. Son durumda Türkiye’deki medya sektöründe yüzde 80.65 oranında iktidar yanlısı bir görünüm ortaya çıktı. 
ÖiB’in söz konusu raporlarına ve geçmiş aylara ilişkin raporlarına ise, www.gazetecilercemiyeti.org.tr ve www.pressforfreedom.org internet adreslerinden ulaşabilirsiniz. 
 

YAZARLAR