Çok Okunanlar

Habertürk TV eski Genel Müdürü gözaltına alındı: Hakkımı helal etmiyorum

Bir zamanlar FETÖ güzellemesi yapıyordu... 'Gezicilerin başları kesilmelidir'

Ekrem İmamoğlu, İstanbul Valisi Yerlikaya'yı ziyaret etti: Yorum yağdı...

Baba Vanga'nın kehanetleri iki lideri korkutacak!

2019'da Türkiye'yi bekleyen neler?...Daha kötüsü kapımızda

Gerici-faşist Akit cinayete sebep oldukları Danıştay'ı yine hedef yaptı

Akit gazeteside Danıştay'ı bu kez yazı işleri müdürü Ali Karahasanoğlu hedef gösterdi. Karahasanoğlu, açılan bir davada “TSK’da türban, laikliğe aykırı” kararı veren Danıştay savcısının isminin açıklanmasını istedi. Karahasanoğlu, "Görevini yapan bir savcının ismi niye gizlenir ki? Sanki bir suç işlemiş gibi.." diye yazdı.

Danıştay 2. Dairesi üyeleri 17 Mayıs 2006’da saldırıya uğradı. Alparslan Arslan adlı saldırgan, Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i öldürdü, aralarında daire başkanı Mustafa Birden'in de yer aldığı dört üye ise yaralandı.

Danıştay saldırısından sonra ifadesi alınan Alparslan Arslan, saldırıdan önce Danıştay üyelerinin fotoğraflarını “İşte o üyeler” manşetiyle yayımlayan Vakit gazetesini ve Mustafa Birden’in telefonunu, FETÖ’nün lideri Fethullah Gülen’in amcasının oğlu Kemalettin Gülen’in kendisine verdiğini itiraf etmişti.

Gerici-faşist Akit gazetesi hiç ders almadan bir kez daha Danıştay'ı hedef gösterdi.

Karahasanoğlu denilen yazarın yazısı:

“Görevini yapan bir savcının ismi niye gizlenir ki? Sanki bir suç işlemiş gibi..” diyen Karahasanoğlu’nun köşe yazısı şöyle:

Kasten mi yapıyorlar, bilmiyorum.

Tam da, bizleri bile kafakola alıp..

“Ergenekon yok.. Bak, kimse faili meçhulle, kim vurduya gidiyor mu? O derin patlamalar da bitti. Eğitim hakkının önündeki engeller kaldırıldı.. Kur’an kursu sayısı, okul sayısını geçmiş....Daha ne istiyorsunuz ki.. Başörtü yasağı kalkalı zaten yıllar oldu.. Yok , yok.. Hâlâ ‘Ergenekon var’ diyenlerin, aklından zoru olsa gerek” söylemine, bizi inandıracakları anda..

İçlerinden birisi çıkıp, tokatı yapıştırıyor..

Kendimize gelmemizi sağlıyor..

Bizim kendimize gelmemizi sağlayan son tokat, Danıştay 2. Daire Savcısı’ndan geldi..

Askeri okullarda öğrencilere başını örtme hakkı verilmişti ya..

 “Biz bu ülkeyi, çöpte bulmadık” diye yola koyulan, her toplantısında Marks’ı, Engels’i dev poster ile anan ve kendisini Halkın Kurtuluşu Partisi olarak tanıtan halk düşmanı bir parti dava açmış..

“Başörtü serbestliği, laikliğe aykırıdır” demiş..

Danıştay 2. Dairesi de..

Hele bir savcımız konuyu incelesin..

Biz de bir karar veririz demiş..

Göndermiş dosyayı, kimliği belirsiz bir savcıya..

Yok canım..

Savcının kimliği tabii ki belli..

Ama, “Türban serbestliği kaldırılsın” diye dilekçe yazanlar..

Davayı açanlar..

Savcının ismini gizlemişler..

Niye ki acaba?

Bu devletin vazgeçilmezleri arasında sayılan laikliği korumak için, hukuka uygun bir görüş açıkladı ise..

Görevini yapmış..

Görevini yapan bir savcının ismi niye gizlenir ki?

Sanki bir suç işlemiş gibi..

Davayı açanlar da biliyorlar ki..

Ülkeyi karıştırmak için o dilekçe verildi..

Dilekçe vermek serbest de..

Halkın vergileri ile maaş alan bir savcının, özgürlüklerin kısıtlanması yönünde talepte bulunması olay..

Danıştay savcısının üzerine düşen görev..

Tam aksi yönde..

İdare, başörtü yasağı getirirse..

Savcının görevi, “Hop idareci arkadaşlar.. Bunu yapmaya hakkınız yok. Biz bu halkın vergileri ile maaş alıyoruz, bu despotluğa izin veremeyiz. Kararınız yanlış. Serbestlik kararı vermelisiniz” demesi gerekir..

Ama tam aksini söyleyebiliyor.

İdare serbestlik getirmiş iken..

“Sizin ne haddinize ülkede özgürlük havası estirmek.. Halkı ezeceksin. Özgürlük vermeyeceksin.. Zorla başlarını açtıracaksın. Laiklik bunu gerektirir. Laik devlet böyle olur” diyor..

Ama..

Devam ediyor:

“Bu söylediklerim tarih kitaplarına falan yazılabilir.. Türkiye’de bir zamanlar bir Danıştay savcısı, askeri okullardaki kıyafet serbestisinin kaldırılmasını istemişti. ‘Öğrenciler başlarını örtemez, burası muz cumhuriyeti mi, laik cumhuriyet’ demişti.. O savcının adı, şu idi.. Soyadı bu idi.. Denilirse.. Çocuklarım, torunlarım, akrabalarım.. Benden utanır..

Onun için, bu görüşlerimi yazarken, kayıt altına alırken, adım soyadım belli olmasın.. Kimliği meçhul bir savcı olarak tarihe geçeyim..” diyor.. 

Danıştay Savcısı’nın belgesi haber sitelerinde yayınlanır iken..

Dosya numarasının üzeri karalanıyor..

Savcının adı soyadının üzeri karalanıyor.

Yaptığının, aslında bir suç olduğunu..

Kendisi de.. 

O talebi savunanlar da kabul etmiş oluyorlar..

Bize de..

“Hani Ergenekon masal idi.. Hani uydurma idi.. Hani kumpas idi.. Hani hiç olmamıştı.. FETÖ’nün uydurduğu bir palavra idi?” demek düşüyor..

Şimdi merakla gazeteleri önüme alacağım..

Televizyon ekranlarında zapping rekorları kıracağım...

Çok merak ediyorum..

Koca koca paşalarımız.. CHP’li siyasetçilerimiz.. Eski bürokratlarımız..

Bakalım, bu Danıştay savcısının “Askeri okullarda kıyafet serbestliği getirilemez” görüşüne ne diyecekler.

“Savcı efendi.. Benim annem de başörtülü idi.. Sen ne diyorsun, ne yapmak istiyorsun” mu diyecekler..

“Askeriyede başörtü yasağı hiç olmamıştı.. Biz sadece FETÖ’cülerle mücadele ettik.. Başörtülülerle mücadele etmedik.. Şimdi Danıştay savcısının talebi de, FETÖ’cülere yöneliktir” mi diyecekler?

Yoksa..

“Ama..” ile başlayıp..

“Mama” ile biten cümlelerle, Ergenekon’un varlığını ve hayatta olduğunu ispatlayan, belki de yerel mahkeme aşamasında henüz kararı çıkmamış olan Ergenekon dosyasına girecek delilleri mi açığa çıkaracaklar..

“Askeriyede başörtü olur mu? Her yerin bir kıyafeti var.. Askeriyede başörtü olmaz.. Hatta savcımızın belirttiği gibi, başörtü laikliğe aykırı olduğu için, üniversitelerde de yasaklanması gerekir..” ile başlayıp,

“Bugün başörtülü bakanlarla karşılaşıyoruz. Başörtülü milletvekilleri var. Bunların başlarını açması gerekir. Aksi hareket, laikliğe aykırı olur. Bunun da bedelini öderler.. Cumhuriyetin kurumları, laikliğe aykırı eylemlere izin vermez”diyerek, tıynetlerini tekrar gösterecek mi?

**

Bu bağlamda..

Bizi uyutmaya çalışanlara karşı, suratımıza şamarı oturtan savcıya teşekkür mü etmeliyim, yoksa itiraz mı etmeliyim bilemedim..

Hukuka bağlı bir devlet olsak..

“Özgürlük karşıtı bir savcı istemiyoruz” der, Danıştay yarım saatte o savcının görevine son verir..

Tıpkı..

Devletin sistemini, kendi emellerine uydurmak istediği FETÖ’cü üyelere bile yaptığı gibi..

Bırakın FETÖ’cüleri..

“FETÖ’cü olmak zorunlu değil.. FETÖ ile irtibatlı olmak da, KHK gereği ihraç sebebidir” diyerek..

Danıştay üyelerinin akrabalarını gerekçe gösterip ihraç eden Danıştay yönetimi..

Akrabasına falan gerek yok..

Bizzat kendisi..

Görev yaparken..

Kamu hizmeti sırasında..

Kendi ideolojik düşüncesini, yetkili daireye hukukun gereği imiş gibi sunan savcıyı..

Derhal ihraç etmeli..

Etmiyorsa..

Etmez ise..

Kimse bize..

“Ergenekon yok, hiç olmamıştı” demesin..

“Bir varmış, bir yokmuş.. Develer tellal, pireler berber iken..” diye başlayan masallara inanırım da..

“Ergenekon yok, hiç olmadı” masalına inanmam..

GERİCİ-FAŞİST KARAHASANOĞLU'NIN İCRAATLARI

GERİCİYİ SAVUNDU

Örnek olsun; Hasanoğlu'nun 2016 yılında yazdığı 2 köşe 'yazısı': 

İlki, Karahasanoğlu, hemşire Ayşegül Terzi’ye şort giydiği için tekme atan saldırgan Abdullah Çakıroğlu’nun tutuklanmasına karşı çıkmış. 20 Eylül 2016 tarihinde kaleme aldığı yazısında Karahasanoğlu, tutuklamaya karşı çıkmış ve eklemiş; 

''Bir yanda.. Otobüse şortla binen hemşireyi tekme ile dövmeye kalkışma.. Tekme de, öyle ayağına falan değil. Bodoslamadan çeneye.. Bu birinci psikolojik vaka. Diğer yanda ise..

Mevzuat gereği üst sınırı 2 yıldan düşük hapis cezası gerektiren suçlarda, tutuklama kararı verme imkanı kanunen bulunmadığından.. Saldırganın tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılması üzerine...  Olduğu yere yığılıp.. Sanki ortada bir cenaze var. Sanki ortada komalık bir durum varmış gibi.. Sanki bir yakınını öldürmüşler gibi.. Dakikalarca ağlayarak tepki veren bir hemşire..

Neresinden bakarsanız bakınız, bu da bir psikolojik vaka! Ve yine medya gücünü gösteriyor.. Bir tekmeden üç suç birden çıkartıp.. Aslında yargılanıp, mahkum edileceği kesin olan saldırgan.. Sırf medya böyle istediği için.. Türk Ceza Kanunu’ndaki üç değişik madde ile birden suçlanıp, 2 yılı aşan bir isnat icat edilip.. Sonuçta tutuklanıyor.. Hemşire de.. Medya da.. Derin bir oh çekiyor..''

ÖĞRENCİLERİ HEDEF GÖSTERDİ

Hasanoğlu'ndan bir başka inci yine 2016 yılına ait. İstanbul Erkek Lisesi'ndeki öğrenci protestosunu şu sapık fikirlerle hedef almış mesela; 

''Kalkmışlar, okulun müdürünü protesto ediyorlar! Hem de ne için? “Kız arkadaşlarının bacaklarını göremedikleri” için! Hayır, uydurmuyorum... Mezuniyet töreninde müdür beyin konuşmasını, sırtlarını dönerek protesto eden öğrencilerin bildirilerinden aktarıyorum bu gerçeği..

Bakın o bildiride, ne demiş, protestocu mezunlar:

“Öğrenciler tarafından düzenlenen müzik etkinliğinde kız öğrencilere pantolon giymek zorunlu tutulmuştur.” Vay vay vay.. Ne olur, kız öğrenciler, pantolon giyerlerse? Göz zevkiniz mi bozulur, gençler? Niye bozuldunuz, bu kadar! Çok meraklı iseniz.. Okulunuzun orijinal ismi “İstanbul Erkek Lisesi” ama. Erkek öğrenciler olarak siz giyin “etek”leri.. Böylece.. İlla okulda birileri “etek” giyecek ise.. Giyilmiş olur!''

'EĞİTİMDE GERİCİLİK' EN BÜYÜK HAYALİ

Karahasanoğlu durmamış devam etmiş. 2017 yılında ''Beden eğitimi dersi zorunlu olmaktan çıkarılsın'' demiş. Söz konusu isteğini de beden eğitimi dersine çıkan kız çocukları hakkında sosyal medyadan çirkin ifadeler paylaşan imam hatip lisesi öğretmeni Ercan Harmancı'yı savunmak için yapmış: 

''Beden eğitimi derslerindeki öğrencilere cinsel taciz eylemlerinin, diğer derslere oranla, daha yoğun şekilde işlendiği çok net görülüyor. Konu, bu dersin öğretmenlerinden kaynaklanmıyor olabilir. O da ayrı bir inceleme konusu.

Ama okulların altyapısı ile... Üstyapısı ile... Okulların imkansızlıkları ile... Beden Eğitimi dersleri, gerçekten sıkıntı...

Felsefe öğretmeni Ercan Harmancı’nın açıklamasını, kendisini özne olarak yerleştirdiği cümledeki ifadeyi tasvip etmiyorum... Bir öğretmen için, böyle bir şeyin ifade edilmesi dahi, adeta eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek gibi bir şey...

Ama gerçekleri de, gözardı edemeyiz... Somut verilere sırtımızı dönemeyiz... Bence Beden Eğitimi dersi, artık zorunlu olmaktan çıkarılmalı...''

SİVAS KATLİAMI'NI UTANMADAN SAVUNDU!

Karahasanoğlu, Sivas Katliamı'na ilişkin de gerici propagandasını sürdürmüş mesela, 3 Temmuz 2016'da Akit'teki yazısında, Madımak katliamında ölenlerin yakılarak öldürüldüğünü yalanlayarak, "Dumandan zehirlenerek öldüler" demiş. Karahasanoğlu, katliamda 'kasıtlı öldürmenin' değil, 'kusurlu hareketlerle ölüme sebebiyet verme'nin söz konusu olduğunu yazmış: 

''Diyorlar ki: “33 aydın, düşünür öldürüldü”. Yalan. İçlerinde 16 yaşında olan bile var. Ne düşünürü, ne aydını! Daha okulda öğrenci.. Diyecekler ki: “Daha kötü ya.. Küçücük insanlar bile öldürülmüş.. Bu da yalan.. “Öldürülmüş” değil.. “Ölümüne sebeb olunmuş!” Arada ne fark var?

Dağlar kadar fark var.

Birisinde kasten suç işleniyor. Mesela, PKK’lıların askeri, polisi katlederken yaptığı gibi.. Amaç direkt öldürmek.. Mesela, Başbağlar’da köy halkının meydana toplanıp, taranarak öldürülmelerindeki gibi.. Niyet; insanları katletmek. Diğerinde ise.. Kusurlu hareketlerle ölüme sebebiyet verme.. Mesela, trafikte hız yaparken, kaza yapıp, birisini öldürmek gibi..

Aslında hız yapanın amacı, herhangi bir kişiyi öldürmek değil. Ama bu kusurlu hareketi sebebi ile birisini öldürürse, bunun adı “kusurlu hareketle ölüme sebebiyet verme”..

Dolayısı ile.. “Kasıtlı öldürme” ile.. “Kusurlu hareket ile öldürme” arasında.. Gerçekten dağlar kadar fark var!''

 

İlgili Haberler

Medya

Sözcü, devletin 2013'te terör örgütü ilan etmediği yapıya ‘yardım etmekle' suçlanıyor

Medya

Seçime giderken RTÜK'e yeni sansür yetkisi!

Medya

Habertürk TV eski Genel Müdürü gözaltına alındı: Hakkımı helal etmiyorum

Medya

Hedef gösterilmişti! Fatih Portakal hakkında suç duyurusu

Medya

Gerici Akit, 6284'ü manşetten hedef aldı: 'Cinnete götüren yasa'

Medya

Nihat Genç kanal açtı

Medya

Bir zamanlar FETÖ güzellemesi yapıyordu... 'Gezicilerin başları kesilmelidir'

Medya

Sözcü: Türkiye'de bu da oldu; Emin Çölaşan ve Necati Doğru FETÖ'cüymüş!

Medya

Fatih Portakal: Yarın beni de alırlar, sizi de alırlar

Medya

Gazeteci, aldığı cezayı yatmak üzere teslim olacağını açıkladı

Medya

Aydın Doğan'dan flaş Londra hamlesi

Medya

Türkiye'nin gazetecilik karnesi: Tutuklu gazeteci sayısı 145