Mehmetçik ruhunu piyasaya arz etmek…

Ordularını ücretli askerlerden oluşturan iktidarlar, önünde sonunda, içinde oldukları savaşları kaybetmeye mahkumdurlar.” Niccolò Machiavelli

Yılın daha ilk dört ayında 54 milyar lira açık vermiş bütçesi ile Cumhuriyet Türkiye’si için yine hayati bir seçim öncesi…

Seçmenin önüne envaiçeşit havuçlar atmak için yeni kaynaklar lazım… Sürekli seçim atmosferi yaşayan ülkemizde her seçim öncesi olduğu gibi… Krizin de dayatması ile esnafa nefes kredisi, kısmi mali aflar, şirket kredi ve borçlarının yeniden yapılandırılması, özel sektöre hazine garantili banka kredileri, imar barışı ya da affı vs.

Ammaaa, bunlardan bir tanesi var ki; anaların, babaların vicdanlarında derin yaralar açıyor, gençlerin ülkeye, adalete inancını derinden sarsıyor, Mehmetçiğin, asıl gücü olan “moralini” iyice zayıflatıyor…

31.000 Lirayı peşin(!)bastıran bir aylık bir eğitimle, diğerleri 6 ayda vatani görevini tamamlamış olacak, devam etmek isteyenler 2000 lira ücretle profesyonelleştirilecek, giderek güldürmeyin beni ama “paşa” da olabilecek… Böylece ordu büyük ölçüde Mehmetçiklerden değil paralı askerlerden oluşan profesyonel bir ordu haline dönüştürülecek…

T.C. Ordusunun özgün karekteri…

Oysa T.C .Ordusu onbaşı, yüzbaşı, binbaşı rütbeleriyle köklerini Mete Han dönemine kadar uzanarak tarihin derinliklerinden, alan ruhu ve gelenekleriyle kişiliğini kazanmış, gücünü “Ordu-Millet” gönüllülüğünden alan dünyanın parmakla gösterdiği bir ordudur. 

Bu ordunun özünü. Çekirdeğini oluşturan Mehmetçik ruhu, zengin-yoksul, kentli- köylü vb. ayırımı yapılmayan “eşitlikçi” tamamen ülkeye özgü ulusal askerlik sistemi içinde yeşermiştir. Bu sistem içinde memleketin muhtelif  sosyal katmanlarından, yörelerinden gençler eşit koşullar içerisinde bir araya gelir, birbirlerini tanır, askerlik anı ve arkadaşlıklarını ve de kişiliklerini geliştirir, ülke gerçekleriyle tanışır ve kaynaşırlar… Bu veçhesiyle askerlik, sadece savaş sanatını öğrenme yeri değil, bundan çok daha fazlası, ülkeyi ve insanlarını sevmeyi ve dayanışmayı, ülke için yararlı olabilmeyi öğrenme ve özümseme yeridir.

İşte Atatürk’ün “Dünyanın hiçbir ordusunda yüreği senin kadar temiz bir askere rastlanmamıştır. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı senindir… Gönül borcumu ve teşekkürümü söylemeyi kendime en aziz bir borç bilirim.”(1921-Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 414) diyerek şükran ve minnetini vurguladığı Mehmetçik bu ortamda kendisini bulur. 

Evet, şimdi  bedelli askerliğe süreklilik kazandırılıyor… Parayı bastıranlar “çakma askerlik” yaparken, yoksul gençler “tüm gönülleri ile” asker olabilecekler mi? Soru bu…

Aslında bu duyarlı konunun, aslında Osmanlı’ya kadar uzanan tarihsel boyutları da var… Bakınız neler neler diyor bu konuda Osmanlı mebusu Ohannes Efendi:

Meclis-i Mebusan’da   Yüzyıl önceki “Bedelli Askerlik” Tartışması(1) Osmanlı Mebusu Ohannes Efendinin hizmet-i askeriyede müsavat anlayışı

Yer: Meclis-i Mebusan

Konu: Mükellefiyet-i Askeriye Kanunu Layihası

Tarih: 17 Teşrinievvel 1327 (30 Ekim 1911)

Toplantı (İçtima): 8

Oturum (Celse): 1

OHANNES VARTEKS EFENDİ (ERZURUM)

– Efendiler, herkesin malumu olduğu üzere, ulema ve ruhaniler, mütefekkir ve alimler nihayet herkes askerlik vazifesinin mukaddes olduğuna bas bas bağırıyorlar. 

Maatteessüf bu bas bas bağıranlar kitaplara yazanlar, kürsülerde vaaz verenlerden hiçbirisi bu hizmet-i askeriyenin mukaddes olduğunu şahsen ve fiilen göstermemişlerdir. 

Şimdi zengin 50 lira verip kaçıyor. 

O halde muharebeye kim gidecek? 

Fukara, değil mi? 

Ne için zenginlere, alimlere bu mukaddes hizmetten kaçmak için fırsat veriyorsunuz? 

Ne için onlara bu mukaddes vazifeden bir hisse vermiyorsunuz? 

Bu mukaddes vazifeyi yalnız fukaraya veriyorsunuz. 

Bu nasıl adalettir, bu nasıl müsavattır? “

Mehmetçik” ruhunun ülke savunması için vazgeçilmez anlamı…

Gelelim yaşadığımız günlereErgenekon, Balyoz vb. davalarla kimyasıyla oynanmak sureti ile kendilerine ikbal yolu açılan “yıllarca devşirilmişlerin”  FETÖ kalkışmasının silahlı gücünü oluşturması ve TSK’nın moral açıdan bir hayli sarsılarak “Yaralı Aslan”haline getirilmesi… Zaten herkesin malumları bunlar…

Ama yine de E. Genkur. Bşk.larından Işık Koşaner “TSK’ de Mehmetçiğin alternatifi yoktur.” diyerek bu gidişata son noktayı koymak istemişti.

Bu önemli sözcüklerin anlamı şudur: Cumhuriyet Ordusu Kurtuluş Savaşı geleneğinden bu yana “Vatan Savunması” idraki içinde asıl gücünü, ruhunu ve etkinliğini Mehmetçikten alır.

Türk ordusu için teknoloji, araç, gereç, silah,teçhizat daima Mehmetçikten çok sonra gelmiştir.

Aslında, Cumhuriyet Türkiyesi’nde toplumun çok geniş bir kesimi için askerliğin zorunlu olmaktan çok, evladını elerine kına yakarak, davul, zurna ile “Gönüllü” olarak askere uğurlayan bir halk olarak ne kutsal bir anlam ve içerik taşıdığı bilinmektedir.

Rand’a göre; ‘‘Gönüllü bir ordu, özgür bir ülkeyi savunmanın tek doğru, ahlaki, pratik ve etkin yoludur. Özgür bir ülke, saldırılara karşı asla gönüllü eksikliği duymamıştır..”(2)

Türk ordusunun temelini oluşturan bu anlamlı “Gönüllülük” ruhunu zedelememek için, vatani hizmet sürecinde toplumsal adalet ve eşitlik sağlamakta duyarlılık göstermek, toplumun dokusunu oluşturan değerlerin incitilmemesi ile ilgili tüm kurumların hayati görevidir.

Sonuç:

Bu bakımdan MASK’ın ((Milli Askeri Stratejik Konsept) dış tehdidin derece ve öncelikleri yanında, “Memetçik Ruhunun”sosyo-psikolojik, kültürel, ekonomik,  hukuksal yapı ve moral değerlerin ciddiyetle değerlendirmesi ülke bekası için hayati önemdedir. Bu başta TBMM ve  Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere tüm kurumları, sivil toplum örgütlerini, tüm vatandaşları çok yakından ilgilendiren gereken bir konudur.

Ezcümle her şeyimizi borçlu olduğumuz, minnet ve şükran duymamız, üzerine titrememiz gereken “Mehmetçik”ruhu ile oynamak ateşle oynamaktır. Konu, bir kez daha ciddi bir duyarlılıkla değerlendirilmelidir. Bizden söylemesi, yazması…  

Osmanlı mebusu Ohannes Efendi’nin toprağı bol, ruhu şad olsun…

Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi, Devre 1, İçtima Senesi 3, cilt 2, sayfa 175-76

 (2)  Ayn Rand, ‘‘Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal( The Unknown Ideal)’’, Çev.: Nejdet Kandemir, Plato Yayınları, İstanbul, 2004, s.296-299