Müslüman Kardeşler’in hikayesi..

Arapçası ‘İhvan-ı Müslimin’, Türkçesi ile ‘Müslüman Kardeşler’i (İhvan) gerçekçi bir şekilde tanımadan Ortadoğu’yu anlayamayız ve bölgede olup bitenlere dar bir pencereden bakmış oluruz. Gizemli bir İslami aktör olarak çeşitli şekillerde bahsedilen Müslüman Kardeşler’in bugüne kadar sağlıklı ve bilimsel bir analizi yapılamadı. Ünlü Amerikalı Orta Doğu uzmanı Bernard Lewis, Müslüman Kardeşler’in demokrasiyi nasıl anladığını şu şekilde formüle etmişti; “Bir adam, bir oy, bir kez”. Çünkü İhvan’ın demokrasi anlayışı Naziler, Bolşevikler ve Irak ya da Suriye’deki Baasçılardan farklı değildir. Demokrasi onlar için sadece taktiksel ve geçici bir yükümlülüktür ve bir kez iktidarı ele geçirince rafa kaldırılır.

 

Ortadoğu’daki çok kutuplu rekabetin merkezinde hep onlar olageldi. Bu bölgede hegemonya kurmak isteyenler ya da iktidara oynayanlar bu gerçeği dikkate almak zorunda kaldılar. Başta İngilizler ve ABD olmak üzere yabancı güçler de bu olgunun farkında hatta içindedirler. Arap Baharı ile Batılıların öngördüğü rejim değişikliklerinde iktidara taşınacak olanlar da terör örgütlerinin kaynağı da Afganistan’dan beri hep Müslüman Kardeşler’di. 2013 yılında Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in başarısı böyle bir rolün sonucudur. Ancak, son yıllarda işler değişti. Şimdilerde Müslüman Kardeşler yeni bir rol ararken, olan bitenin bir muhasebesini yapma zamanıdır ve bu makalede aradığınız detayları bulacaksınız.

 

Hasan El-Banna ve Seyyid Kutub’un öğretisi..

 

İslami öğenin öne çıktığı ilk Arap milliyetçi hareketi Mısır’da başladı. İslamcılığın kökeni 1928 yılında Mısır’da kurulan ve modern siyasi problemlerin Müslüman öğretilerine göre çözülmesini öngören Müslüman Kardeşler örgütüne dayanır. İhvan, İngilizlerin Orta Doğu istihbaratından T. E. Lawrence, E. G. Browne, Arnold Toynbee. St. John Philby ve Bertrand Russell tarafından bölgenin geri kalması, doğal kaynaklarının yağmalanması için kurulmuştu. 1928 yılında Hasan El-Banna tarafından kurulduğunda parolası şu şekilde belirlenmişti; “Allah amacımız, Peygamber liderimiz, Kuran anayasamız, Cihat yolumuz, Allah için ölmek ise en yüce dileğimizdir.” 1940’lardan sonra Hasan El Banna (1906-1949) ve Seyyid Kutup (1906-1966), İslamcılıkta iki ayrı ekolün lideri oldular.

 

El-Banna, Mısır’daki İhvan’ın gizli ordusunu kurdu ve daha sonra bunu dünyaya yaydı. Bu özel bölümün adı (El-nizam el-Has) idi ve Mısır’daki gizli İngiliz örgütüne (El- cihaz el-Sirri) atfediliyordu. Müslüman Kardeşlerin bu askeri kanadı gerçekte bir suikast bürosuydu ve El-Banna onlara şunu öğretmişti; “Cihat, her Müslümanın sorumluluğudur.” Hasan El-Banna Şeriat yasalarının erkek ve kadın öğrenciler için tamamen ayrı müfredatlara uygulanmasını, dans etmenin yasaklanmasını, İslam devletlerinin bir halifelik altında toplanmasını emretti. Ancak, Mısır hükumetini hedef alınca 12 Şubat 1949’da suikastla öldürüldü. Banna’nın yerini alan diğer eğitimci Seyid Kutub, ABD’ye gittiğinde kilisede dans eden kadın ve erkekleri görmüş, Amerika’nın dev bir kerhane olduğunu düşünmüştü. Bu yüzden, özgürlük ve modernite virüsü İslam’ı yok etmeden imha edilmeli ve İslam ile yer değiştirmeli idi.

 

Müslüman Kardeşler, 1980’lere kadar Mısır dışında başarılı olamamışlardı. Sudan’da İslamcılar 1989 yılında bir darbe ile iktidarı ele geçirdi. 1990’larda Mısır’da terör estiren örgütler artık daha yavaş buldukları MK’ye karşı idiler ve bu gruplardan birinin lideri olan Ayman el-Zawahiri, El Kaide’ye de lider oldu. 2001 yılında İsviçre’de geliştirilen ve dünyada bir İslam hükumeti kurmak için 12 prensibi olan stratejiyi Müslüman Kardeşler sahiplendi. Mısır’daki geçmişi daha çok siyasal İslam’ın iktidara barışçı yollardan gelmesini hedefledi. Arap Hareketleri ile Mısır’da Mübarek’in devrilmesi üzerine bu emellerine ulaştılar ama 2013 yılında ordunun yaptığı darbe ile kısa süre sonra düştüler. Libya ve Suriye’de ise iç savaş stratejisini seçtiler. Ürdün’deki MK olan İslamcı Öncü Cephe’nin parlamentoda milletvekilleri var. Filistin’de ise Hamas, MK orijinlidir.

 

Müslüman Kardeşler nasıl çalışır?

 

Müslüman Kardeşler, gerek İslamlaşma ve “yeni Müslüman” nosyonu gerekse İslamcı program için kendine pivot rolü seçmiştir. Müslüman Kardeşler kendilerini laikler ve radikal gruplar arasında “merkezci” bir rolde tanıtarak, siyasal İslam’ı iktidara taşımayı hedeflerler. Müslüman Kardeşler’in entelektüel ve kurumsal boyutta iddiaları hem İslam’ı ve şeriatı devlete hakim kılmak hem de sözde modern değerleri sisteme entegre etmektir. Böylece Batılıların gözünde hem radikal İslam’a karşı hem de modernizme karşı çıkmayan şirin bir müttefik rolü oynarlar. Hâlbuki onlar için katılımcı ve seçimlere dayalı sistem bir demokrasi karakteri değil, İslamlaştırma ve İslami devletin restorasyonu için sona giden bir vasıtadır.

 

Müslüman Kardeşler; sosyal, kültürel ve ideolojik radikalleşme için din ve siyaseti bütünleştiren topyekûn bir sistemi hedefleyen köktenci bir örgüt oldu. Ancak, Mısır’da İkinci Dünya Savaşı sonrası özellikle üniversitelerde verilen iyi eğitim Arap dünyasında Mısır’ın etkili bir yumuşak gücü olmuş, Arap milliyetçiliği, devlet sosyalizmi ve Mısır’ın laik nosyonu Arap dünyasının ağırlık merkezine oturmuştu. Bu dönemde, Müslüman Kardeşler fikirlerini Kuzey Afrika’dan Güneybatı Asya’ya başka ülkelere ihraç ettiler. Suriye’de de Müslüman Kardeşler, Pan-Arap ve Pan-Suriyeli milliyetçilerin önüne çıkamadılar. Ancak, İslam enternasyonalizmi de diyebileceğimiz bir anlayışla yeni Arap milliyetçiliği, İslam ülkelerinde; Müslüman Kardeşler (İhvan), El-Kaide veya Hizbullah adı altında ve yan örgütlenmeleri ile kendini duyurmaya başladılar.

 

2011 yılına gelindiğinde. Suudilerin İslamcılığı çevreleme stratejisi bir kez daha yeni tehditlerle karşı karşıya idi. Orta Doğu stratejileri Arap Baharı öncesinde ideolojik olarak üç
ayrı grup ortaya çıkarmıştı;

 

– İlki Katar’ın liderliğindeki MK’nin rehberi olduğu İslamcı bloktu ve Türkiye, Ürdün ve Kuveyt bu gruba dâhildi.

 

– İran liderliğindeki ikinci blok ise Ortadoğu ve Körfez’de etkisini genişletmeye çalışıyordu.

 

– Suudi Arabistan, Emirlikler ve Mısır’ın dâhil olduğu üçüncü grup ise MK etkisi ve İran etkisini eş zamanlı olarak önlemeyi amaçlıyordu. Müslüman Kardeşler (İhvan), pek çok ülkede kendi ulusal gruplarını oluşturmuş olmakla birlikte, son yıllarda harekete dört trend yön veriyor;

 

– Öncelikle MK, Arap olmayan etnik gruplara da ulaşmaya çalışıyor. Örneğin İngiltere’deki Pakistanlıları da çatısı altına alma gayretleri var.

 

– İkinci olarak, bazı bağımsız figürleri kullanarak daha çok ün kazanmaya çalışıyor.

 

– Üçüncü olarak, son yıllarda özellikle gençleri harekete çekmek için çaba harcıyor.

 

– Son olarak, küresel bir örgüt olabilmek için İslamcı olmayanlar hatta laik reformcularla bile koalisyon kurma isteği görülüyor.

 

Ancak, topyekün bir hareket olmaktan öte kendi içindeki özellikle bazı ülkelerdeki gruplarla yaşadıkları sorunlarla çok daha fazla meşguller. Bazı ülkelerdeki ihvancıların milli hedefler içinde kalmak istemesi, uluslararası işbirliğini minimum düzeyde tutuyor. Ayrıca MK içindeki nesil farkı da bölünmelerin diğer bir kaynağı oluyor.

 

ABD ve Müslüman Kardeşler..

 

Makalenin devamı ve geniş versiyonu için:

https://www.academia.edu/40803259/M%C3%BCsl%C3%BCman_Karde%C5%9Flerin_hikayesi.