YAZARLAR

Tüm Yazıları Mustafa Necati Yıldırım

Konsepti olmayan ülke, Türkiye

18.01.2018 16:19

Büyük felaketten beri -o zaman aklı ermeye başlayan çocuklarla, şu sıra dört yaşında ayak yıkama provası yaptırılanları da sayarsak- neredeyse üç nesil heba oldu. Yeni bilimsel ve teknolojik devrimin -hatta kimilerine göre yeni rönesans- şafağında kaybedilen pırıl pırıl üç nesil... Ve henüz tünelin ucunda ışık görünmüyor.

Ellerinizden öper iki oğlum var. Biri 17 diğeri 4 yaşında. İleride hatırlayacakları kocaman bir toplumsal boşluktan başka bir şeyleri olmayacak iki cin gibi çocuk... Nereden mi biliyorum? İlk gençlikleri 80 darbesi sonrasına denk gelenler biraz hafızalarını zorlasınlar. Ne demek istediğimi hemen anlayacaklar. Hani şu % 98 ile kabul edilen anayasa ile yaşamaya bizi mahkum eden ailelerin, ilk kez karışık kaset yapmaya başlayan çocukları... Özal bebeleri... Her şey biraz da o zaman başlamadı mı? Yani Dünyanın göbek deliğinde yaşayan koca bir halkın topyekün dekadansı?

Soğuk Savaşın sonu, yeşil kuşak, küresel kapitalizme entegrasyon sancıları, jeopolitik dayatmalar, Gladyo, enerji koridorları üzerine hesaplar, şeytan Amerika, iblis Avrupa, pis İsrail, art niyetli Rusya... Yok, bunların hiç birine girmeyeceğim. Evet, bunlar ve daha sayamayacağım bir çok faktör bizimki gibi orta boy bir ülkenin yolunu bulmasını zorlaştıran, baş etmesi gereken, zorlu meseleler. Peki gezegende olumsuz koşullarla boğuşan tek ülke Türkiye mi? Soğuk savaş bir bize mi bitti, bir biz mi küreselleşmeyle yüzleşmek zorunda kaldık?

Ya da şöyle soralım: Dünya son 20 yılda özellikle bilim ve teknoloji ile kazanan ve kaybedenler olarak gayrı kabili rücu bir şekilde ortasından ikiye ayrılırken ve tüm bunlar küresel açık enformasyon içinde olup biterken, nasıl oluyor da aynı hataları her seferinde daha ağır bedeller ödeyerek yapıp, bundan sanki tuhaf bir zevk alıyoruz?

Yani herhalde içinde yüzdüğümüz ahlaki lağım çukuruna bir günde gırlağımıza kadar batmadık. Burnumuza pis kokuların çok daha önceden geldiğini, aldırmayıp önce kenara geldiğimizi, sonra içinde ne var diye merak edip önce ayaklarımızı soktuğumuzu ve devamının geldiğini varsaymak zorundayız, değil mi?

Hadi kabul edelim, bu kadar eğitimsiz, kifayetsiz, çalışmadan, hak etmeden "almayı" kendinde hak gören, sanki hayattan alacaklıymış gibi yaşayıp davranan, zamanın ruhunu bir türlü anlayamayan, kendine benzemeyen herkesten ve her şeyden kapalı ya da açık nefret eden, sevgisiz yönetici elitler yetiştirmek, sonra da onları ne yapıp edip baş tacı etmek öyle kolay bir iş değil.

20 yıl önce kuantum fiziği ile uğraşanlara yarı ezoterik deliler gözüyle bakılırdı. Şimdi ise Çin kuantum iletişiminin hayata geçirilmesi için yörüngeye bir uydu fırlattı. Üstelik 100 milyar dolarlık bir bütçeyi göze alarak. O esnada bizde Cumurbaşkanı çıkıp dünya sıralamasına girebilen birkaç üniversiteden biri olan ODTÜyü yerli ve milli olmayan solcu, ateist ve terörist ilan etti.

Bu örneği "Eğitimde geri kalıyoruz o yüzden elin adamı fezaya gidiyor," demek için vermedim. Sadece elin adamıyla aramızdaki uçurumun artık kapatılamaz bir noktaya geldiğinin altını çizmek istedim. Yok, benim bünyem bunu kaldırmıyor. En azından çocuklarım bu çirkinlik içinde yaşasınlar istemiyorum.

Peki neden böyle? Yukarıda bir sürü unsur saydım. Ama hiçbiri yeterli gelmiyor. Ben bunu biraz "konsept" sözcüğüyle açıklamak istiyorum. Yani kuruluş ilkeleri, değerler, kültürel ve tarihsel motivasyonlar yerine bu kelime daha uygunmuş gibi geliyor. Türkiyenin konsepti yok!

Yani şöyle bir etrafımıza bakalım; Kıta Avrupa varoluşunu bir şekilde bir arada olma, demokrasi, pozitif akıl ve özgürler ile liberal kapitalist sistem içinde ilerletmeye çalışıyor. ABD deseniz, aynı yolda ama daha hristiyan, daha agresif ve uzakta olmanın verdiği hoyratlıkla davranıyor. Rusyaya dönünce Çarlık, devrim ve sovyet sonrası dediğinizde üç büyük kırılma yaşamasına rağmen batılı ama yine de olmayan, kendine özgü kültür ve devlet üretme yeteneğiyle yeniden küresel süper güç olmaya oynuyor. İrana bakalım. İslam devriminden bu yana kendi tahayyülleri içinde canlarını dişlerine takıp çalışıyor ve bu sayede bölgede ciddi bir güç olmayı beceriyor. Bir avuç pirinçle yaşama mücadelesi veren Çinin geldiği nokta, sabıkalı İsrailin imkansız gibi görünen varoluşunu saymıyorum bile... Tümünün ortak özelliği beğenin beğenmeyin belirli bir devlet ve toplum anlayışı -buradan olumladığım anlamı çıkmasın- ve belirli bir fikirsel bütünlük içinde, istikrarlı bir kavrayış içinde davranmalarıdır. Yani bir konseptlerinin bulunmasıdır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında bizde de buna benzer bir konsept -yine beğenin beğenmeyin- vardı. Ama sadece ilk yıllarında ve sadece Atatürkün kafasında. Sonra o öldü ve hiçkimse ne bunu devam ettirmeyi ne de yerine uygulanabilir bir tane koymayı başarabildi. Tek parti, çok parti, darbeler, liberalleşme hiç biri "Nasıl bir Türkiye?"sorusuna ağız dolusu zırvalamanın dışında bir cevap veremedi.

Öte yandan dip dalga olarak yükselen ve bugün tüm endamıyla ülkeyi yöneten Siyasal İslamın dersine çalışacak çok zamanı vardı. Yani solcular ya da sağcılar gibi hiç dayak yemediler, kimse -bakmayın tantana ettiklerine- cemaatleşmelerine, neşriyatlarına, Beyazıt Meydanında kaset satmalarına ses çıkarmadı. İmam Hatipleşme bizzat darbe döneminde ivme kazandı.

Bugün gelinen noktada ise devletin ve sokağın her alanında ne deseler o. Yani AKMyi pek eski Türkiye buldun, yık o zaman. Ses çıkarabilen yok. Ama bir sorun var. Hiç mi dersinize çalışmadınız arkadaş? Yani 15 yıl evvel bir yapsatçı ile anlaşsaydık o da zaten bu kadarını yapardı.

Hiç mi gelecek tahayyülünüz yok? "Biz yapıları, sokakları, bankları, şöyle; camileri, medreseleri, imarethaneleri böyle bir ülkede; birbirine sevgi ve muhabbet besleyen, doğruluk, dürüstlük ve adalet duygusuyla göğüsleri kabaran kadın, erkek ve çocuklardan oluşan, bütün dünyaya ışık olacak Müslüman bir toplumla, şöyle dosta düşmana nispet bir ekonomi kuracağız; yüksek bilim ve teknolojimizle nurlu ufuklara hep birlikte yol alacağız," diyebilecek bir ülke konseptiniz yok mu?

Hadi biz yerli ve milli değiliz, göremiyoruz. Yerli ve milli arkadaşlarla konuşuyorum onlar da bilmiyorlar. Yani bir eğitim bakanı bir öncekini, bir belediye başkanı öncekini, bir başbakan öncekini kıyasıya eleştiriyor ve bunların tümü aynı partiden olabiliyorsa, çok afedersiniz bu yerli ve millilerin bile kafasını karıştırıyor.

O yüzden, hadi benim oğlanlar için iş işten geçti, hiç değilse kendi bebeleriniz için bir an evvel ulemayı toplayıp iş yapacak bir konsept üzerine beyin fırtınası yapmaya başlamanızda büyük fayda var.

Eğitim