• Bugün kimi gazeteciler merhum Turgut Özal’ı yere göğe koyamayıp, O’nun demokratlığını anlatıyorlar.

    Nasıl demokratsa!

    12 Eylül faşist rejiminin getirdiği 1982 Anaysası ile darbe öncesi yönetici olan siyasilere 10 yıl siyaset yapma yasağı getirilmişti.

    Sonrasında da, Turgut Özal ve ANAP’ı yasakların sürmesi için diretince referanduma gidilmişti.

    Referandum süresinde, ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal yasakların kaldırılmasına karşı çıkmış “Hayır” kampanyası yürütmüştü.

    Doğru Yol Partisi, Sosyal Demokrat Halkçı Parti, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Refah Partisi referandumda yasakların kaldırılması için çaba göstermişti.

    6 Eylül 1987 günü yapılan referanduma halk büyük ilgi göstermiş, seçmenlerin yüzde 93.6’sı oy kullanmış, yasaklar kıl payı denilecek bir farkla kalkmıştı.

    Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan bu sonuçla siyaset sahnesine dönmüştü.

    1987 referandumunda “Evet” oyları ile “Hayır” oyları arasındaki fark yalnızca 75 bin 66’ydı.

    Turgut Özal’ın demokrasiye, hakka, hukuka inançsızlığı yanızca bu değildi tabii. Örneğin “Anayasayı bir kez delmekle bir şey olmaz” sözü de Özal’a ait değil miydi? ANAP Genel Başkanı, darbecilerin DYP’yi, SODEP’i seçime sokmaması sonucu anti demokratik bir seçim sonucu iktidara gelmeyi içine sindirmemiş miydi?

    Bir anlamda kendisini dev aynasında gören Özal, 1987 referandum sonucunu hazmedememiş, erken seçim kararı almış ve iktidarının da sonunu hazırlamıştı.

    Demokrasiye inanmayanların, demokrasiyi araç olarak görenlerin sonunu yine demokrasi getirmişti.

    AKP’nin iktidara gelmesi nasıl olmuştu bir de ona bakalım.

    Gericilerin – İsmet Paşanın deyimiyle mürtecilerin – devleti ele geçirmeleri için ilk adım, 1973 seçimlerinden sonra CHP tarafından atılmıştı . CHP, o tarihte MSP’ye verdiği, İçişleri, Tarım, Adalet, Sanayi, Ticaret bakanlıkları ile mürtecilerin devlette yerleşmelerine yol açmıştı. Sonraları MC hükümetlerinde devletin önemli bölümü gericilerin eline geçmişti. 12 Eylül darbesi ve ardından Özal, devleti ele geçirme operasyonuna sessiz kalmış, hatta teşvik etmiş, bugünleri hazırlamıştı.

    Günümüzde Özal gibi, seçim sonuçlarını hazmedemeyen, içlerine sindiremeyen, bu nedenle de çırpınanlar, hatta “yeniden seçim” naraları atanlar, milli iradeye boyun eğmelidir.

    Aksi davranışlar, 1987 yılı referendum ve seçim nasıl ANAP’ın sonunun başlangıcı olduysa, AKP de, aynı akıbete uğrayabilir.

    Herkes şunu bilmelidir ki, AKP giderek kaybettiği halk desteğini ancak demokrasiye, milli iradeye saygı göstererek kazanabilir.

    AKP yasaları karşı dolambaçlı yollardan delmekten vaz geçip, İstanbul yenilgisini kabul edip, nedenlerini araştırmalıdır.

    Yoksa yapılacak ilk seçimde çok daha ağır yenilgiye uğrayacaktır.