YAZARLAR

Tüm Yazıları Necdet Saraç

Laiklik ve demokrasi olmadan cumhuriyet olmaz

01.11.2018 15:26

95. Yılını geride bıraktığımız bugünlerde Cumhuriyet’in bu kadar tartışılıyor olmasının en önemli nedeni Cumhuriyetin ilan edilmesiyle birlikte, iktidar kaynağını gökyüzünden yeryüzüne indirmiş olması ve “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, meclisin üzerinde hiçbir güç yoktur” denmesidir!

Fiili olarak demokrasiyi ve özgürlüğü reddeden siyasal İslamcı gelenek “egemenliğin gökyüzünden yeryüzüne inmesinden” ve “kul-iktidar” ilişkisinin bozulmasından ve cumhuriyetin laiklik ve demokrasiyle buluşuyor olmasından çok rahatsız olduğu için 16. Yüzyıldan beri bir tek önemli hamlesi olmayan Osmanlı’ya “toz kondurulmaz” ama AKP’nin siyasi ömründen daha da kısa olan Cumhuriyetin ilan edildiği 1923 ile 1945 dönemini yerden yere vurur.


Cumhuriyete müdahalenin, Cumhuriyet değerlerine ve sembollerine saldırmanın asıl nedenini buralarda aramak gerekir…

Tanrı kullanılarak” doğuştun elde edilen imtiyazın, tebanın, kulun ve ümmetin yerine bireyin, yurttaşın, yurttaşlığın geçmiş olması tartışmayı tetikler..

Cumhuriyet, Fransız devriminin eşitlik, kardeşlik, özgürlük gibi temel prensiplerinden, 1839 Tanzimat fermanınından, 1. ve 2. Meşrutiyetten, Jön Türk hareketinden ve 1917 Rus devriminin dolaylı ve dolaysız etkisiyle 1919’lardan itibaren yükseldi, 1923’de ise ete kemiğe büründü…

Cumhuriyetle birlikte yalnızca yönetim tarzı değişmedi. Hayat tarzı da değişti. 600 yıllık bir gelenek yıkıldı. Kadınlara seçme-seçilme hakkının tanınmış olması da, eğitimde laikliğin ve bilimselliğin öne çıkması, bin yıllık iki çizgi mücadelesinde ilk kez muhafazakarlık yenildi!

Cumhuriyet’le rövanş almak isteyenler her fırsatta, sanki çok önemli bir miras varmış gibi “Osmanlı mirasının” yok edildiğini söylüyorlar. 1920’lerde miras dedikleri, ciddi bir dış borç, Hereke İpek, Bakırköy Bez, Beykoz Deri gibi birkaç fabrikadır.
40 bin köyün 37 bininde okulun olmadığı bir Anadolu’dur.
Erkeklerde yüzde 2, kadınlarda binde 4 olan okuma-yazma oranıdır!
200 yılda sayısı birkaç yüzü geçmeyen basılı kitaptır…

İKTİDAR YENİDEN MECLİSTEN SARAYA GEÇTİ!

Bu “gerçekliğe rağmen” başa döndük. Cumhuriyetçiler, cumhuriyeti demokrasi ve laiklikle buluşturamayınca, siyasal gericilik kontrolü ele aldı. 95 yıl önce Saray’dan alınıp meclise verilen yetki, 95 yıl sonra meclisten alınıp yeniden Saray’a teslim edildi!
 

Peki neden?

Belki de bu sorunun cevabının en başına uluslar arası koşulları koymak gerekir. 1923’de kurulan genç Cumhuriyet, zaten ciddi bir yoksulluk devralmıştı. Bu yoksulluğun üzerine dünyada 1929 krizi patlak verdi. Bu krizin öncü ve artçı etkileri Avrupa’nın, Almanya, İtalya, İspanya, Portekiz gibi ülkelerinde önce faşist hareketleri büyüttü, sonra da faşist iktidarları. Bu iktidarlar, birincisinin üzerinden daha 20 yıl geçmişken dünyayı ikinci kez büyük bir savaşa sürüklediler.
Bu gelişmeler genç cumhuriyeti olumsuz etkiledi…

 

SOL TASFİYE EDİLDİ

1945’de savaşın bitişiyle birlikte Türkiye tercihini kapitalizmden yana yapınca, Marshall Yardımı ve NATO kapıda bitiverdi. Sol düşmanlığı ve anti-komünizm baş tacı edildi…

Nazım Hikmet’in tutuklanması, 1945 sonrası kurulan sol partilerin kapatılması, Sabahattin Ali’nin öldürülmesi, “Kore’de işimiz ne” diyen barış yanlılarının 1950-51 tutuklamaları ardarda geldi…

Gericiliğe verilen tavizlerin ardı arkası kesilmedi: Köy Enstitüleri kapatıldı. Diyanet kurumsallaştırıldı ve yetkileri arttırıldı, dini eğitim ve İmam Hatiplere verilen önem çok öne çıktı…

Demokrasi ve özgürlükler budandı, budamalarda 1960’larda kısa bir ara olsa da bu 1965’lerden sonra hızlanarak devam etti…

Üniversite’de, kamuda, bürokraside sol tasfiye edildi. Ordu da önce solcular, sol Kemalistler, sonra da sağ Kemalistler devre dışı bırakıldı…

12 Mart, 12 Eylül ve son 16 yıllık AKP dönemi bu tasfiye hareketini perçinledi!

Petkim’den Telekom’a, Sümerbank’tan Demir Çelik’e, SEK’ten şeker fabrikalarına kadar Cumhuriyet’in “karma ekonomisi”nin de bir sonucu olan kamuya ait bütün kuruluşlar haraç mezat özelleştirildi.

TARİŞ, FİSKO BİRLİK, ÇUKOBİRLİK gibi üretici kooperatifleri, devletin kamuyu, küçük üreticiyi koruyan tavrı sona erince özelliklerini yitirdiler, içleri boşaltıldı ve uluslar arası tekeller tarafından etkisiz hale getirildiler…

Dünyanın en korkak burjuvazilerinden biri olan Türk burjuvazisi ise bütün bu gelişmeleri yalnızca seyretti…

Bütün bu gelişmeler ve sağa verilen tavizler Cumhuriyetin içini boşalttı, sağın, siyasal İslamın ideolojik-politik hegomanyasını inşa etti.

Sağın ve siyasal İslamcıların söylemi hakim hale gelince bir çok kişi de söylemlerini buna uygun hale getirdi…

 

Ve geldik bugüne…

 

MUHALEFET DE BU SONUÇTAN DOĞRUDAN SORUMLUDUR

Yeni Osmanlı hayalleri kuranlar, Cumhuriyetten rövanş almak isteyenler sistemi tümüyle ele geçirdiler. Cumhurbaşkanı, hükümet ve parlamento tekleşti…

Cumhuriyete ait kamucu ve halkçı yanları yıkanlar, devlete ait bütün kurumları, yargıyı, üniversiteyi, orduyu, polisi ele geçirmiş olsalar da, kapitalizmin gelişen krizi ve siyasal İslamın iflası nedeniyle yeni bir sistem kuramadılar. Kuralsızlık kural haline geldi! “Yaptım oldu” hakim anlayışa dönüştü…

Ortaya çıkan bu sonuçtan iktidar sorumlu olsa da, asıl sorumluluk ve bu anlamıyla beceriksizlik asıl itibariyle bütün muhalefet hareketine aittir. CHP’den sosyalist hareketlere, liberallerden merkez sağa kadar, iktidar dışı güçler bir alternatif iktidar hareketi örgütleyemediler...

Bütün bu gelişmelere rağmen bilek güreşi sona ermedi. 2014, 2015 ve 2018’de yaşayarak gördüğümüz gibi ülkenin yüzde ellisi Cumhuriyet’e ısrarla sahip çıkıyor. Tıpkı 29 Ekim’de Anıtkabir’e yürüyen, 89 yaşındaki Mustafa Amca ve Eşi gibi…

 

Ne yapmalı?

BAKIŞ AÇISI DEĞİŞMELİ

Eğer Cumhuriyeti yeniden kuracaksak, öncelikle yapmamız gereken, bakış açımızı değiştirmektir.

Bakış açısını değiştirmek, Cumhuriyet’i sürekli korunacak bir değer değil, sürekli geliştirilecek bir değer olarak görmek, laiklik, demokrasi ve özgürlükler olmadan Cumhuriyetin yalnızca “etkileyici bir kavram” olarak kalacağını ama aynı zamand aanlamsızlaşacağını görmek anlamına gelir!

Bunu görmek, Cumhuriyet’i demokrasinin geliştireceğini de görmektir!

 

ORTAK AKIL DEĞİŞTİRMEZ!

Bakış açısını değiştirmek, “ortak aklın” geliştirici ve değiştirici değil, önce mevcudu koruma, sonra da geriletici olacağını görmeyi de beraberinde getirir.

Bakış açısını değiştirmek “çoğunluğa” göre değil “çoğulculuğu” dikkate almayı beraberinde getirir…

Bakış açısını değiştirmek, çoğunluğu ele geçirenlerin “mutlaka haklı oldukları” anlamına gelmediğini söylemektir!

Nitekim, 23 Ekim 1923’de ilan edilen Cumhuriyet de, dünyada bir çok önemli siyasi ve kültürel değişim de “ortak aklın” değil “aykırı aklın” ürünüdür!

Mustafa Kemal Atatürk, İstanbul’un anahtarını İngilizlere teslim eden hilafetçilere ve mandacılara göre “aykırı aklı”, cumhuriyet isteyenlere göre “ortak aklı” temsil ediyordu!

Mustafa Kemal Atatürk “ortak aklı” temsil etseydi, ne Kurtuluş Savaşı, ne de Cumhuriyet olurdu!

Aykırı akıl” aynı zamanda cüretkar ve kararlı akıldır!
Devrimcidir, değiştirir ve dönüştürür…

SİSTEMLE HESAPLAŞMALI

2018 Türkiye’sinde yalnızca analiz etmekten, eleştirmekten ya da kendi kendimize mırıldanmaktan vaz geçeceksek yapılması gereken bellidir:

Sistemle hesaplaşmadan Cumhuriyet yeniden inşa edilemez.

Hesaplaşmanın birinci ayağı, otorite karşısında özgürlüğü öne çıkartarak devletin demokratikleşmesini, yargının bağımsızlaşmasını sağlamaktan, parlamentoya işlevsellik kazandırmaktan geçer.

Hesaplaşmanın ikinci ayağı, etnik ve dini kimlikleri kabul eden ama bunu aşan eşit yurttaşlık üzerinden, yurtseverlik üzerinden yeniden kurgulamaktır.

Yapay zekanın, biyoteknolojinin hızla geliştiği, ekolojik sorunların sürekli tırmandığı bir ortamda yerel kimliklere çakılı kalmak hiçbir temel soruna deva olmaz!

Sistemle hesaplaşmak ve yeni bir Cumhuriyet inşa etmenin
üçüncü ayağı ise dinle doğrudan hesaplaşmaktan geçer. Diyaneti kaldırmadan, dini devletin kurumsal yapısı dışına taşımadan, inançlar karşısında devleti “hakem devlet” pozisyonuna getirmeden, laikliği hakim bir anlayışa taşımadan dindeki iktidar arzusu dizginlenemez!

Din devletin kurumsal yapısı dışına alınca eğitim laikleşir, bilimselleşir ve hak ettiği gibi özgürleşir!


Yeni bir Cumhuriyet inşa etmenin dördüncü ayağı ise kamucu ve halkçı bir ekonomi-politikadan ve bu politikaya uygun sosyal devlet oluşturmaktan geçer…

Kooperatifler kurmadan, kooperatif ürünlerini son tüketiciye doğrudan ulaştıracak “TANSAŞLAR” oluşturmadan, krizden çıkmak ve her şeyi ithal eden ülke pozisyonundan kurtulmak mümkün olmaz!


Devlet kamucu ve sosyal olursa, devlet de, belediyeler de kurgularını ve propagandalarını “merhamet” üzerinden yapmaz, yapamaz! O zaman bir tek kurgu olur: Yoksullukla ve işsizlikle mücadele eden, eğitimi ve sağlığı parasız yapan, toplu taşımacılığı teşvik eden, vatandaşına barınma ve yaşamayı garanti eden sosyal devlet!

YEREL SEÇİMLER YENİ BİR REFERANDUMDUR!

Bunu başarmak mümkün mü?

Cevap çok net; “Evet Mümkün”…

Bunu başarmanın ilk adımı 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde atılabilir. Çünkü bu ortamda yerel seçimler “sıradan bir yerel seçim” olmaktan çıkmıştır. Fiili olarak “yeni bir referandum” havasında geçecek yerel seçimlerde, iktidar partisi dışındaki “yüzde altmışlık” geniş kesimde, partisi ne olursa olsun yeni demokratik bir Cumhuriyet’ten yana tavır koyanlar 2019’da sistemin değişimin de kapısını aralayacaklardır!

Bu konuda bir adım öne çıkanlar ise “laik-demokratik yeni cumhuriyetin” anayasasını yazanlar ve Türkiye’yi yönetenler olacaktır!

Eğitim