• Garip olaylar, ilişkiler, sözler ülkesinde yaşadığımız su götürmez bir gerçek olarak karşımızdadır artık.

    Cumhuriyet fikrinin ilk adımı olan 19 Mayıs 1919’un 100. yılını birkaç gün önce kutladık. Şeytanın avukatlığına soyunmak istemem, ama öyle garip olaylar gelişti ki. Sözgelimi açılışı türbanlı bir genç kız yaptı ve konuşmayı yapan erkek öğrencinin adı da ne tesadüf ki “Abdülhamit”ti. Size de garip bir olay gibi gelmiyor mu? Orada bizleri temsil ettiğin düşündüğümüz liderler üstünden, cumhuriyete bütün kalbiyle bağlı olan bizlere, şamar oğlanı muamelesi yapmak değil midir bu?

    İlişkilere bakar mısınız? AKP Genel Başkanı’nın hemen solunda, çok değil bir ay öncesinin terörle ilişkili, linç edilmesi gereken (ki bunu fiilen uygulamaya kalktılar, biliyorsunuz.) Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı; orada olmalı mıydı, bunca iktidar propagandasını, bunca cumhuriyet karşıtı insanla birlikte dinlemeli miydi? “Gitmese iktidardakilerin ağzına sakız olacaktı” diyenler çok ama gitmemeliydi. Cumhuriyetin ve her gün biraz daha içi boşaltılan devrimlerin işlerlik kazanmasından yanaysa, bunun mücadelesini veriyorsa; Cumhuriyetin, Mustafa Kemal’in ve aydınlık geleceğimizin bir numaralı düşmanı “Fesli Meczup”un cenazesinde saf tutmuş insanlarla aynı safta durmamalıydı. Gitmemeli ve bizleri de şamar oğlanına döndürmemeliydi!

    Ve sözler… Yaralayıcı, cumhuriyet fikrini hiç anlamamış, hedefinin ne olduğu konusunda zerrece fikir sahibi olmamış bir insanın sözleri! Abdülhamit’le, Mustafa Kemal’i yan yana koyan ve Mustafa Kemal’in cumhuriyet fikrinin düşmanlarını, demokrasimizin yol göstericileri gibi değerlendiren sözler! Öyle bir Abdülhamit çizdi ki; sanki onlarca ağır baskı, istibdat, kötülük, katliam, savaş, teslimiyet, kayıp onun döneminde yaşanmamış da, o, bugünkü hedefleri işaret etmiş, miş gibi! Oysa 1881’de İngilizlerin baskısına dayanamayarak kurduğu “Düyunu Umumiye” sayesinde Osmanlı Devleti fiilen yıkılışa hazırlanmış ve iktidarda olduğu yıllar boyunca Osmanlı, bir milyon altı yüz bin kilometre kare toprak kaybetmişti; bugünkü Türkiye’nin iki katından çok. Mustafa Kemal’se onun kaybettiği yüz ölçümün yarısından az bir toprak parçasında, aydınlık bir gelecek kurmak için 19 Mayıs’ta 22 subay, 54 sivil yurtseverle yola çıkmıştı! Keşke muhalefet partilerinin genel başkanları bu “kendinden menkul tarih” sözlerini dinleyerek bizleri ve kocaman bir yurdun aydınlık birikimini; şamar oğlanına döndürmeselerdi!

    “Şamar Oğlanı” diye tekrarlayıp durdum ya, nedir bu şamar oğlanı, hikâyesini bilir misiniz? Anlatayım öyleyse:

    16. yüzyılda korsanlık, köle ticareti vs. gibi pek de ahlaki olmayan yollardan zenginleşmiş bir sınıf ortaya çıkmıştı. Bunlar bir dönemin yoksul insanlarından oluşuyordu ama öylesine zenginleşmiştiler ki, kendilerini o eski statülerinden kurtarmak, daha seçkin bir statüye sahip olmak istiyorlardı. Burada imdada krallar yetişti.

    Bu sonradan görmelere “kontluk”, “lordluk”düklük” gibi payeler, para karşılığı verildi. Yeni zenginler “soylu bir sınıf” oluşturmuşlardı ama tamamına yakını cahildi! Pek çoğu bu eksiğini sanat yapıtlarına ve sanatçılara yönelerek kapatmaya çalıştı. Büyük kısmı da çocuklarının okuması ve yeni sınıflarına layık olması yönünde… E tabi yeni “seçkin sınıfın” çocukları, en aşağıdaki, artık tiksintiyle baktıkları halk çocuklarıyla aynı okullarda okuyamaz, aynı havayı teneffüs edemezdiler.

    Bol paralar ödedikleri seçkin hocalar bu çocuklara kaleler, şatolar, konaklarda ders vermeye başladı. Fakat o yıllarda cezalandırma çok değerli bir “yardımcı eğitim” aracıydı. Falaka, şamar, daha bir sürü cezalandırma yöntemi vardı. Doğal olarak bu cezalandırma yöntemi, seçkin sınıftan bir çocuğa uygulanamazdı, buna da bir yöntem buldular; her ev yahut sınıfta, aşağı tabakadan bir halk çocuğu bulundurulacak, seçkin sınıfın çocuğu bir hata işlediğinde ceza bu halk çocuğuna uygulanacaktı.

    Bu çocuklara; Whipping boy” “şamar oğlanı” dediler… Asıl sarsıcı ve yürek burkan ne biliyor musunuz? Şamar oğlanı olarak seçilen bu halk çocukları, oradaki bilgileri öğrenmesinler diye ya sağır çocuklardan seçiliyor yahut, en yaygın biçimiyle; sağır ediliyorlardı!

    Uzunca bir zamandır kuruluş ilkelerine ihanet edilerek yönetilen Cumhuriyet’imizde, bir kısım yurttaşlar zorla sağır edilmiş şamar oğlanı olarak, hiçbir şiddete karşılık vermiyordu! Keşke başta Ana Muhalefetin lideri olmak üzere, muhalefet liderleri; cumhuriyete heyecanla, sevgiyle, yürekle bağlı yurttaşları da şamar oğlanına dönüştürmeselerdi!

    Ve Cumhuriyetimizi kuranların boynuna 24 Mayıs 1920’de, o çok övüp, övündükleri Sultan Vahdettin tarafından geçirilen idam ipinin bir ucunun, bugün o kürsüden konuşanların elinde olduğunu bilerek, buna uygun biçimde davransalardı, gitmeselerdi!